• 28.01.2020 00:00
  • (897)

  Adalarımızı işgalden kurtarabilecek miyiz?..

Cevap bulması gereken en gerçekçi sorulardan biri bu!..

Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “Yunanistan’a sert tepki” diye başlıklara yansıyan konuşmasının bütüne bir daha bakmakta fayda var;

Hulusi Akar, terörle mücadelenin yanı sıra Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Libya’daki faaliyetlerin devam ettiğini anlatıyor, çalışmaların uluslararası hukuka, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılı şekilde yürütüldüğünü vurguluyor. Akar, istikrardan, barıştan, huzurdan, haktan, hukuktan, adaletten yana olduklarını belirttikten sonra, “Ancak hiçbir zaman hakkımızı, hukukumuzu çiğnetmeyeceğimizi de her vesileyle söyledik, söylemeye devam ediyoruz, bu konuda kararlıyız” diye konuşuyor. Sözü Ege’ye getiriyor… Sorunların iyi komşuluk ilişkileri kapsamında çözülmesi konusunda yapılması gerekenleri yaptıklarını, bu konuda kimsenin kendilerine aksini söyleyemeyeceğini vurgulamasının ardından Bakan Akar, şöyle konuşuyor;

“Muhataplarımızla yaptığımız temaslarda devamlı söylediğimiz gibi hiçbir şekilde hakkımızı çiğnetmeyiz. Bu bir tehdit değil, ama iyi komşuluktan yanayız dememiz de bir zafiyet değil. Örneğin şu anda ne dünyada, ne de tarihte karasuları 6 mil, hava sahası 10 mil olan bir ülke var. Böyle bir garabetle karşı karşıyayız. Bunu dahi bir doğruymuş gibi dünya kamuoyuna tanıtmaya çalışıyorlar. Bu konudaki hakkımızı hukukumuzu savunuyoruz.

Gayri askeri statüde ada olmasına rağmen bunlardan 16’sı anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmıştır. Yunanistan’dan uluslararası hukuka, imzaladığı anlaşmalara ve iyi komşuluk ilişkilerine göre davranmasını bekliyoruz.”

Dikkat edilmesi gereken çok ince bir ayrıntı; Hulusi Akar çok haklı ve geç kalan uyarıyı yaparken Ege’de işgal edilen Türk adalarından bahsetmiyor. Sadece uluslararası anlaşmalarla statüsü belirlenen adaların durumunu gündeme getiriyor. Peki, bunun ardından, Akar’dan Ege’de işgal altında bulunan Türk toprakları konusunda açık bir çıkış gelebilir mi?..  Soruya net bir cevap bulabilmek için çok acele etmeden konulara etraflıca bir bakalım;

Hafter’e barış imzalatacağız diye gidilen Moskova’da başımıza neler geldiği ortada. Ne Hafter’e barış imzalatabildik ne de Suriye’de pozisyonumuzu güçlendirebildik. Üstelik İdlib’deki barıştan da olduk!.. Moskova’da, Türk istihbarı ile Suriye istihbaratının başındaki isimleri masaya oturttular. Adamlar, bize, Suriye’den çıkın gidin dayatması yaptılar. Bizdekilerden tek satır bile bir açıklama gelemedi. Moskova’nın ardından Berlin’den de ardımıza kös kös bakarak döndük. Üstelik, aynı Mazlum Kobani denen terörist de olduğu gibi Hafter’in de uluslararası aktör olmasını sağladık!..

Libya’ya asker gönderiyorduk… Ne oldu?.. Üstelik Libya’da bulunan 3 generalimiz ile yaklaşık 100 Türk askeri de Hafter güçlerinin tehditleri yüzünden abluka altında. İdlib’de Rus ve Suriye askeri güçlerinin operasyonları sertleşiyor. Çok büyük bir mülteci akını tehlikesi ile karşı karıyayız. Türk askeri İdlib’den başlayarak Suriye’den çekilecek. Gidişat onu gösteriyor. Libya’ya BM güçleri gelmeye hazırlanırken Irak’a da NATO güçlerinin gelmesinin alt yapısı hazırlandı.

Terör örgütü PKK/YPG’yi Fırat’ın doğusundan kazıyıp atacaktık… Ne oldu?.. Bu Türkiye için vazgeçilmez bir beka sorunu idi… Ne oldu?… Bir gece ansızın gidecektik… Ne oldu?.. Barış Pınarı Harekatı asla durdurulamaz idi… Ne oldu?… Hatırlayanınız var mı!.. Dünya lideri ve küçük ortağı alayına posta koyuyordu… Diplomatik zaferler peş peşe geliyordu… Ne oldu?…

Bir de gördük ki;  bir gün ansızın Savunma Bakanı Hulusi Akar çıktı, Ege’deki haklarımızı hatırladı, hatırlatıverdi!..

Irak’ta iflas ettiler… Suriye’de çuvalladılar… Doğu Akdeniz’de madara oldular… Şimdi de Ege üzerinden mi kabarmaya başlayacaklar?.. Ha!.. Canıım memleketimde böyle yalaka bir medya varken, bu kadar çok iliştirilmiş saraydan beslenen uzman kılıklı herifler varken Irak, Suriye ve Doğu Akdeniz zaferlerinin (!) ardından yeni bir destan yazılması da kaçınılmazdır!..

Gerekeni yaparlar mı?..

Kabul etmesi her ne kadar güç olsa da gerçekleri aralamaya devam edelim. En sonda diyeceğimiz en başta söyleyelim;

Şu an itibarıyla, askeri açıdan Ege’de işgal edilen Türk topraklarına yönelik bir operasyon çok zor gözüküyor. Yunanistan Ege’deki yığınaklarını da tek başına kendi gücü ile yapmıyor. Arkasında her gün artan büyük bir Amerikan silah desteği var. ABD, Ege’de üsleri sürekli modernize edip güçlendiriyor. İHA desteklerini arttırıyor. Muhtemelen F-35’ leri de verecek. Limni’den kalkan bir Yunan savaş uçağının Türkiye için tehdidini kestirebiliyor musunuz?.. Bu, Ankara ve civarındaki tüm stratejik askeri tesislerimize yönelik açık bir tehdit demek. Kısacası; Ege’de sadece Yunanistan yok karşımızda!..

Son diplomasi fiyaskolarının ardından tekrar Ege’ye mi dönülüyor?.. Yeni bir dış politik kriz alanı mı yaratılıyor?.. Gerginliklerin iç politikaya da çok yaradığı ortadayken!..

Sap ile samanı birbirinden iyi ayırmak gerek. Ege’de işgal edilen Türk adalarını kurtarmak iki ülke arasındaki sorun. Bunu Türkiye ile Yunanistan’ın aralarında halletmesi gerekiyor. Geride bıraktığımız yıl, iki ülkede de meşhur istikşafi görüşmeler tekrarlanmıştı. Ancak görebildiğimiz kadarıyla havanda su dövülmüş. Statüsü uluslararası anlaşmalarla belirlenen adalar konusunda ise uluslararası kamuoyunu yanımıza çekerek bir şeyler yapmamız gerekiyor. Her hâlükârda diplomasiyi birinci planda tutmamız şart. Mümkün mü?.. Pek de öyle görünmüyor!.. AKP iktidarının ilk yıllarında, AB’den  tarih almak uğruna kapalı kapılar ardında Yunanistan’a  Ege’de verilen tavizleri… Rahmetli Rauf Denktaş’a hasta yatağında yapılan baskıları hatırlıyorum…  Güney Kıbrıs Rum Yönetimin AB üyesi olma yolunda neler çevrildiğinin bir kısmı hâlâ hafızalarda. Tarihi belgeler er geç bir gün ortaya çıkacak!..

Yanda kalmış gibi görünen bir soruyla yazıya nokta koyalım;

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı ile sürtüştüğü ortaya çıkan Savunma Bakanı Hulusi Akar o çıkışı sadece kişisel sebeplerden dolayı yapmış olabilir mi?.. Sırf ön almak uğruna…

Bir şeyler oluyor ama olan Türkiye’ye oluyor!..