• 5.02.2020 00:00
  • (879)

  Yıllardır yırttığımız bir taraflarımızı paralamaya devam edelim!..

İdlib’de gözlem noktalarını niye oluşturduk?.. Doğru bir askeri strateji miydi?.. Suriye bataklığından kurtulmak yerine İdlib’de yeni bir maceraya atılmak doğru bir dış politik manevra mıydı?.. Soçi, Astana mutabakatlarının böyük kahramanları şimdi ne diyorlar?.. Yere göğe sığdırılamayan o mutabakatların maddelerini sayabilen var mı?..

Daha dün gibi gayet net hatırlıyorum; İdlib’de askeri gözlem noktaları kurulmasına Genelkurmay Başkanlığı içinde önemli itirazlar yükselmişti. Türk askerinin terör grupları ile Suriye rejim ve Rus güçleri arasında kalıp sıkışacağı ve ileride çok ağır kayıplar verilebileceği enine boyunu masaya konulmuştu. Kısacası; “Türk askerini yem etmeyin” denmişti. Ama ne oldu?.. Her zamanki tarife uygulandı; “Ben yaparım olur”!.. Sonra?.. Bugüne geldik. Yine şehitlerimizin acısı ile kıvranıyoruz. Yine, gariplerin ocağına kor ateş düştü. Yine anam ağlıyor gerisi ise…

Hafızam beni yanıltmıyorsa, bundan 4 ay kadar önceydi; İdlib’de görev yapan rütbeli bir subayımızın babası vefat etti. Acı haber İdlib’e ulaşınca subayımızın babasının cenazesine yetişmesi için hummalı bir çalışma başlatıldı. Türk subayının görev yaptığı yer çok tehlikeli ve terör gruplarının çevrelediği bir bölgeydi. Askeri bir araca atlayıp Türkiye’ye gelmesi yol güzergahının içerdiği tehlikeler yüzünden çok riskliydi. El altından ‘Heyet Tahrir El Şam’ diye bilinen terör örgütünün bazı yöneticileri ve bazı aşiret mensupları ile yapılan görüşmeler sonucunda subayımız görev yerinden çıkarılıp babasının Türkiye’deki cenazesine yetiştirildi.

Çok dallandırıp budaklandırmadan bu olayı niye aktardığıma gelince; İdlib’de oluşturulan gözlem noktalarının tamamı tam manasıyla kıskaç içindeydi. Etrafları El Kaide’den bozma terör örgütlerince sarılıydı. Bütün dünyanın “terör örgütü” diye bazılarının ise “muhalif gruplar” diye adlandırdığı çeteler!.. Türk askeri oralara neden gönderilmişti?.. Bu terör örgütleri silahsızlandırılacak ve – o ne demek ise- normale döndürülecekti. Başarılabildi mi?.. Fotoğraf kabak gibi ortada!.. Sözcüklerle anlatmaya da gerek olmadığı biçimde!..

Acı şehit haberlerinin geldiği önceki günden bu yana Türkiye ile Rusya arasında cereyan eden şu tartışmaya da bir bakın hele… Sen bana bildirmedin, ben sana bildirdim tartışması!.. İnsanın aklı ile alay edercesine… Askerlerimizin yapılan kahpe saldırının ardından Putin’in yancıları, terör gruplarını ima ederek askeri hareketliliğinizi bildirseydiniz size dokunmazdık mahiyetinde açıklamalar yapıyor. Bu işlerde askeri prosedürler çok net olmasına rağmen. Bizdekiler ise hâlâ tuzağa düşüyor. Rusya, mutabakatlara sadık olduğunu söylüyor diğer taraftan da Türkiye’yi terör örgütleri ile işbirliği içinde olan ülke konumuna sokmaya gayret ediyor. Bakın!.. Bu işin sonu, “Sen Sünni gruplarla hareket ediyorsun” denilerek Türkiye’yi mezhep savaşlarının parçası olma tehlikesine götürür.

Başımıza bela olan bu gözlem noktaları İdlib’de terör örgütlerinin cirit attığı yerlerden ise Türkiye’nin güvenliği açısından daha stratejik yerlere kurulabilirdi. Mesela, İdlib’in güneyine inmeden Hatay’dan Suriye içlerine doğru 4-5 ve buna ilaveten Reyhanlı’dan aşağıya hilal biçiminde gözlem noktaları kurulabilirdi. Böylece İdlib’den gelebilecek büyük göç dalgalarının önlenmesi ve önlem alınması için stratejik adımlar atılmış olurdu. Bunlar vakti ile ilgili yetkililere de anlatılıp önerildi!..

Türk askeri İdlib’de kıskacın içinde sıkışıp kaldı. Şimdi, ABD’nin yalan gazlamaları ile bir şeyler yapılmaya çalışılıyor: İdlib’deki şehitlerimizi ve yaralılarımızı alıp Türkiye’ye getirebilmek için bile müsaade istemek zorunda kaldık. Silahsız, ambulans haline getirilen helikopterlerimizin hava sahasını kullanmasına izin verdiler. Tek bir F-16’mız bölge üzerinde uçuş yapamadı.

Uzmanlar, 2 gündür ısrarla bir noktaya dikkat çekiyor; hain saldırının AKP Genel BaşkanıTayyip Erdoğan’ın Ukrayna’ya yaptığı güne denk gelmesine. Başkentin dehlizlerinde ise şu soruya cevap aranıyor;

Ukrayna’ya silah temini için Türkiye’nin vereceği 200 milyon lira para… Acaba kimin parası?.. Yoksa NATO gizli kasa mı?.. Türkiye aracı ülke mi?..”

Bu çok haklı bir soru. Çünkü; Tank-Palet fabrikamız, “50 milyon dolarımız yok” diye Katar’a satıldı. Haydi gel de çık işin içinden!..

Suriye’de ABD ile Rusya’nın kendi menfaatleri için çok da kapalı kapılar ardında kalmadan birlikte hareket ettiklerini yine taa en başından beri söyleyenlerdenim. Bir belge ile devam edelim;

Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Boğdanov geçen hafta Erbil’de PKK/YPG temsilcileri ile bir görüşme yaptı. Dün de Rudaw’ın internet sitesinde şu haberi okudum;

“Kaynak, Suriye’nin kuzey doğusundaki partilerin bazılarının temsilcilerini kapsayan heyetin Suriye’de Rus Humaymım askeri üssünde üst düzey Rus yetkili ile görüşmek için gittiğini vurguladı. Özel kaynak, heyetin Demokratik Birlik Partisi (PYD), Suriye’de Kürt İlerici Demokratik Parti ve Suriye’de Kürt Demokratik Birlik Partisi’nden temsilcileri kapsadığını açıkladı. Kaynak, heyetin Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Boğdanov ile görüşmek için Humaymım’a gittiğini sözlerine ekledi. Suriye’de Kürt Ulusal konseyi temsilciliği dış ilişkilerinden heyet çarşamba günü Erbil’e ulaşan Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Boğdanov ile toplantı yaptı.”

Anlayacağınız, Fırat’ın doğusunda sözde Kürt yapısı kurma hazırlıklarının alt yapısını ABD hazırladı ve petrol bölgelerinin de işini garantiye alarak perde arkasına çekildi. Üst yapı çalışmalarını ise Rusya yürütüyor.

Tekrar soralım mı?.. Ne oldu Barış Pınarı Harekatı’na?..

Not; Bugün adetim olduğu üzere, başkentin klasik Ankarası’ndan iç politika kulisleri yazmak hiç içimden gelmedi. “Neden” diye sormayın!..