• 2.03.2020 00:00
  • (860)

  Frene köküne kadar basacağım!..

Şu şunu dedi, falancadan şu açıklama geldi gibi boş işlerle hiç uğraşmayacağım…

Bilançolar, rakamlar hiç umurumda değil… Anlaşmalar, maddeleri, karşılık taahhütler neydi?.. Onlar da kocaman bir masal…

Sadece ve sadece şehitlerimize yanıyorum. Her Türk evladı gibi içime kor ateş düşmüş, nasıl söndürebileceğimi bilmiyorum. Deneyimli bir gazeteci olarak akli muhakeme yaparak elimden gelebilen tek şey; şimdilik, köküne kadar frene basmak!..

Şehitlerimize yanıyorum. Bir o kadar da millet olarak içine düşürüldüğümüz zavallılığa…

Perşembe gecesinin akşam saatleriydi… İdlib’de Türk askerlerine Rusya destekli Suriye uçakları tarafından yapılan hain saldırı ve çok sayıda şehit, yaralılarımızın olduğu haberlerini çeşitli kaynaklardan öğrendiğimde büyük bir şok yaşadım. Ki, sahada yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyor, Mehmetçiğin sıkıntılarını, karşılaştığı zorlukları bire bir kaynaklardan dinliyor, yapılan yanlışları öğreniyor ama milletin morali daha fazla bozulmasın, askerimizin mukavemeti düşmesin diye kaleme almaktan imtina ediyordum. Yani, fikren böyle bir felaket haberine hazırlıklı olmama rağmen şok geçirdim. Kaynaklarımdan çok emin olmama rağmen haber kanallarını izlemeye başladım. Mübarek Kandil gecesi dua ediyordum gerçek olmasın diye. Saatler geçiyor haber kaynaklarımdan peşi sıra acı haberler gelmeye devam ediyordu. Televizyonumda açık tuttuğum kanalda o ana kadar öğrenebildiğim tek şey sarayda toplanan güvenlik zirvesiydi. Birden kırmız “son dakika” ekranda kendini gösterdi. “Eyvah acı haber geliyor” derken bir de ne göreyim?.. Suriye rejimine ait şu kadar güç etkisiz hale getirilmiş, bu kadar bu, şu kadar da şu vurulmuş. Yine başlamışlardı milleti kandırmaya yönelik ucuz algı operasyonlarına!.. Biz onlara çok zarar verdik o yüzden çok şehit verdik tezgahını kuruyorlardı o küçük kafalarında. Saklıyorlardı, hain saldırıyı, şehitlerimizi… Bana gelen haberler diğer medya organlarına ulaşmıyor muydu?.. Çok daha fazlasının gittiğinden eminim. Bir ara sosyal medyaya da düşmüştü. Televizyonda seyrettiğim haberciler, uzman kılıklı şarlatanların yüzlerinin halinden belliydi. Kıvırtıp kıvırtıp duruyorlardı. Her zamanki gibi iktidarın algı operasyonlarına çanak tutan yorumlarına devam ediyorlardı. ABD’ye, NATO’ya, AB’ye seslenip yardım dileniyorlardı, Gecenin ilerleyen saatlerinde Hatay Valisi ekranlarda göründü. Acı ihale ona yıkılmıştı. Savunma Bakanlığı’nın –alıştığımız-yapması gereken açıklamalar ona bırakılmıştı. Banttan canlı yayın yaptırdılar vali beye. Peyder pey şehitlerimizi öğrendik ama kim vurdu nasıl vuruldu konusunda bilgiye sahip olamadık. Uzmanılar, omurilikten atma tahminlerle hükümetin paçasını kurtarmaya çalışıp durdular.

Gece yarısı daha da hareketlendi trafik. İktidar mensupları, ABD, NATO ve AB’nin kapısında nöbete başladı. Trump’tan destek tweetleri için uykusuz kaldı birileri. Ne ABD’den ne NATO’dan beklenen ses ne de Trump’dan 2 satır tweet geldi. AB’den bir meczup Türkiye ile alay eden güya destek açıklaması yaptı. Hepsi o kadar!..

Acı gece de saray sus pustu. Kamera görünce açıklama histerisine tutulan bakan efendiler toz olmuştu. Sahte kabadayılar yatak odalarında erkenden uykuya dalmıştı. Millet ise acısından uyuyamıyordu. Sabahı zor sabah ettik!.. Rusya’dan peş peşe gelen küstah açıklamalarla acılarımız daha da depreşti… Aa!.. Bir de ne görelim?.. Savunma Bakanı ile komutanlar sınırımızın sıfır noktasına gitmiş. Poz poz hareketli fotoğraflar servis edildi. Milletin aklı ile alay etme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Bu arada Boğazlar’ımızdan füze yüklü Rus savaş gemileri geçti Akdeniz’e inmek için. Dostları Putin’e yeni bir jest olsun diye herhalde geçirildi gemiler!.. Suriye’de, Türk askerine haince saldıran Suriye rejimine daha çok destek olsun diye mi acaba?.. Sınırın sıfır noktasında incelemelerde bulunan savunma bakanı ve komutanların fotoğraflarına baktım. Tayyip Erdoğan daha dün “savaş” dememiş miydi?..  Anayasal olarak savaşta emir komuta Genelkurmay Başkanı’na geçer. Üstelik Savunma Bakanı uzun süredir yasalarda yeri olmayan bir yetkiyi kullanıyor. Eski bir Genelkurmay Başkanı olmasına rağmen askeri birliklerimize emir-komuta yetkisi yok. Bu nasıl bir düzen?.. Şu andaki Genelkurmay Başkanı’mızın ismini bilen veya duyan var mı?.. Ne işle meşgul olduğu hakkında fikir sahibi olanınız var mı?.. Genelkurmay Başkanı saray katibi mi?..

Büyük bir karar alınmış!.. Güya misilleme de bulunuyorlar. Suriyeli mültecilere Avrupa’ya gitmeleri için yol verilmiş. Ekranlarda gün boyu, karadan ve denizden yola çıkarılanlar seyrettirildi. İçlerinde acaba kaç Suriyeli vardı?.. Adamlar, Türkiye’deki rahat ve beleş ortamı bırakıp gidecek kadar enayi miydiler?.. Gitseler de onları sınır kapılarında Yunan ve Bulgar askerinin beklediğini, sokmayacağını bilmiyorlar mıydı?..

Yaklaşık 2-3 aydır haberciliğe ihanet ediyorum. Kendime sansür uyguluyorum. Sadece ve sadece millet, bayrak ve devlet sevgimden dolayı. Şimdilik frene basmaya devam ediyorum. İçinde bulunduğumuz halin sadece bir kare fotoğrafı için bir örnek vereceğim;

Hani bin kilometrelik bir yola aracınızla çıkmak için birisi size “Git arkanda ben varım” derse siz de ”Gideyim de haritaya baktım. Yolda bir tane bile benzin istasyonu yok. Benzinim bitince ne yapacağım” diye doğal olarak sorarsınız. O da size “Sen yola çık bir hele. Ben benzin bittiği yerde helikopterle gelir sana ikmal yaparım” derse… İnanır mısınız?.. Saflığınıza geldi inandınız diyelim. Yolda ikmal gelmeyince haliniz nice olur?.. El vaadi ile yola çıkar mısınız?..

Böyle kederli ve öfkeli günlerde yazılarımızı “Sözün bittiği yerdeyiz” diye noktalarım. Ancak bu sefer herhalde sözün başladığı noktaya geldik!..