• 5.03.2020 00:00
  • (863)

  Gün, Ankara’nın klasik salısından iç siyaset notlarının yazılacağı gün değildi. Kayıkçı kavgalarını kaleme almak içimizde yaşadığımız milli yasa büyük saygısızlık olur. Böyle bir günde iç siyasetin kısır çekişmelerini yazmak meyhaneye gidip vur patlasın çal oynasın yapmak gibi bir şey!..

Beynim, kalbim, ruhum, bilgisayarın klavyesine dokunan parmaklarım İdlib’den kopamıyor. Sonu belli olmayan, amacı açıklanmayan bir maceraya sürüklenen Mehmetçik tek tasam. 5 Mart’ta Moskova’da Tayyip Erdoğan ile Putin arasında önemli bir görüşme gerçekleşecek. Ankara bu görüşmenin gündemi ile yatıp kalkıyor.  Bazı değerlendirmelere geçmeden önce, dün İdlib için Meclis’te gerçekleşen kapalı oturum öncesinden kısa izlenimler aktarmak isterim. Bundan önceki yıllarda, kapalı oturum kararı alındığında o kutsal çatının altında müthiş bir heyecan kasırgası oluşurdu.  İktidarı ve muhalefeti ile birlikte siyasi partiler çok ciddi hazırlık yaparlardı. Ketumiyet ve ciddi devlet adamı olmanın tüm hassasiyetleri Meclis koridorlarında hissedilirdi. “Bu sefer”i tanımlamaya yetecek sözcükleri bulmakta zorlanıyorum. Kestirmeden gidelim; iktidarda da muhalefette de beklenti çok düşüktü.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube rejimin Meclis’i tamamen devre dışı bırakması yüzünden olsa gerek. Kurtuluş Savaşı kararı almış Gazi Meclis, Suriye’de girdiğimiz savaşı tv ekranlarından öğrenmişti!.. Bilgilendirmeye gelecek bakanların söyleyeceklerinin televizyon demeçlerinden farklı olmayacağı, sadece “şöyle yaptık, böyle yaptık” rakam ve nutuklarından öte gidemeyeceği tahmin ediliyordu. Yani,-moda deyimle- mebusların modu oldukça düşüktü…

Meclis’in kapalı oturumunda  ne olduğunu öğrenebilmemiz için en az 10 sene  beklememiz gerektiğine göre yine dönelim sıcak saha bilgilerine;

Acı 27 Şubat gecesinin ardından İdlib’de sahada olduğu kadar Ankara-Moskova arasında da gerilim oldukça yüksekti. 5 Mart ‘ta Moskova’da gerçekleşecek kritik zirve öncesi karşılıklı yapılan açıklamalarla gerilimde düşme eğilimi gözlendi. Başkent’in derin kulislerinde, 100’e yakın SİHA ve İHA’larla Suriye rejimine ağır darbe vurduğumuz operasyonda Rusya’nın Türkiye’ye hava sahasını açtığı konuşuluyordu. Böyle devam eder mi?.. 27 Şubat gecesi Suriye’ye destek olan Rusya, 5 Mart’ta ne kadar taviz verir?.. Moskova’dan kimin eli daha güçlü çıkar?.. Suriye’deki sıcak gelişmeleri  ta en başından beri çok yakından izleyen CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın değerlendirmesine kulak verelim;

“Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İdlib’de teröristlerle mücadelenin sonuna kadar sürdürüleceğini, terör örgütleriyle ateşkesin söz konusu olmadığını vurguladı. Lavrov’un bu açıklaması İdlib’de Suriye ordusunun geri çekilmeyeceğini gösteriyor. Rusya ve Şam Yönetimi; Türkiye’nin ‘ılımlı muhalif’ dediği TSK destekli; ÖSO, Suriye Milli Ordusu (SMO), Ahrar üş Şam, İhvan’cı Feylak el Şam, Türkmen-Çeçen-Özbek-Uygur-Dağıstanlı’ların yer aldığı Nureddin Zengi Tugayları vb. örgütleri terör örgütü olarak kabul ediyor. O nedenle Moskova’da gerçekleşecek Erdoğan-Putin görüşmesinde İdlib’in merkezini kontrolünde tutan Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) yanı sıra, bu örgütlerin silahsızlandırılması ve tasfiyesinin istenmesi, bu yapılmadığı takdirde Rusya ve Suriye ordusunun İdlib’de operasyonlarına devam edeceğinin bildirilmesi söz konusu olacaktır. Muhtemelen Erdoğan’ın Suriye hava sahasının Türk savaş uçakları ve helikopterlerine açılması talebi kabul görmeyecek, ancak olası çatışmalarda yaralıların taşınması için helikopterlerin uçmasına insani nedenlerle süreli şekilde izin verilmesi ihtimal dahilindedir. Suriye ordusunun kontrolüne geçen bölgelerdeki TSK gözlem noktalarına artık gerek kalmadığı gerekçesiyle boşaltılması ya da daha kuzeye Türkiye sınırına çekilerek iktidarın talebi doğrultusunda mülteci akınının önlenmesi için görev yapmasının istenmesi beklenmelidir.”

★★★

Suriye’ye, ağırlıklı olarak ABD ve Rusya üzerinden bakıyoruz. Bu büyük bir yanılgı ve hata!.. Kamuoyundaki ıskalama durumu muktedirlerin işine gelebilir. Çok uyanık olmalıyız!.. En basitinden şu soruyu düşünmeliyiz; İdlib’de çok acı rakamlarla ifade edilen şehitler verdiğimiz gecede Rusya havadan karadan neden Suriye rejimini desteledi? 2-3 gün sonra neden Ankara’ya hava koridorunu ve müzakere masasını açtı?.. Putin, 5 Mart’taki İstanbul zirvesini sabote edip neden Tayyip Erdoğan’ı, Moskova’ya gelme zorunda bıraktı?.. Bu arada ABD’nin İdlib krizinin en başından beri Türkiye’yi fiştekleme faaliyetlerini de unutmayalım!.. Tüm bu soruların cevabı çok basit;

Çünkü sahada en az ABD ve Rusya kadar etkin olan ve sadece kendi menfaatlerinin peşinde olan İran var. ABD’nin İran’a karşı duruşunu tekrar yazmak gerekmiyor. Rusya ise kendi ile İran kucağı arasında dönüp duran Esad’ı daha fazla yanına almak için uğraşıyor. Ağrı Gürbulak Sınır Kapısı’nda görevli personeli taşıyan araca düzenlenen roketli hain saldırıya ve zamanlamasına da dikkat çekelim. TSK’nın İdlib operasyonları sırasında denk geldiğinde hizbullahı’da dövdüğü biliniyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye’ye Rusya‘nın yer almadığı bir Türkiye-İran-Suriye ortak zirvesi yapma teklifinde bulunmuştu.

‘Tazıya tut, tavşana kaç’ politikası diye buna derler!.. Suriye rejimine yol ver Türkiye’yi vursun… Türkiye’ye kenarından ufak ufak yol aç Suriye rejimine zarar versin. Esad, İran yerine Rusya’ya daha fazla mahkum olsun!..

Tüm bunları nereden mi çıkarıyorum?..

27 Şubat gecesinden buyana Şam’da darbe söylentilerinin ardı arkası kesilmiyor. Arap basınından takip ediyorum. Şam’da hareketlilik yaşanıyor. Rusya ve İran’ın ayrı ayrı kışkırttığı iç dengelerin Esad’ı sıkıştırdığı konuşuluyor. Esad’ın darbe girişimlerine karşı kanlı önlemler aldığı yazılıp çiziliyor.

Rusya ve İran’ın Esad üzerinde etkinlik kurma mücadelesi kızıştı. 5 Mart Moskova zirvesinin sonuçları çok dikkatle takip edilmeli. Kabuslar görüyorum!.. ABD ve Rusya’nın gizli kirli işbirliğini her fırsatta tekrarlarım… 4 farklı cephede mücadele eden TSK’ya 5’nci cephe açılabilir. Bunun adı İran olur… Sonuçları ise Sevr’den daha beter olur!.. Allah esirgesin…