• 6.03.2020 00:00
  • (896)

  Erdoğan-Putin zirvesine, Moskova’dan gelecek haberlere kilitlendiğimiz anlarda ilk bomba İstanbul’da, İletişim Başkanlığı’nın düzenlediği “Uluslararası İdlib Konferansı”nda patladı. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, İdlib konusunda Türkiye’ye sunulacak destek değerlendirilirken, S-400 konusunun ciddi bir kaygı sebebi olduğunu söyledi. Jeffrey’nin açıklamasının Moskova’daki Erdoğan-Putin zirvesinden hemen önce gelmesi oldukça önemliydi…

Türk kamuoyunda, iktidara, Rusya’dan S-400’leri almaya yönelten sebeplere ilişkin farklı kanaatler var. 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus savaş uçağına karşılık tazminat ödenmesi… Tayyip Erdoğan’ın ABD’de Halkbank davası, mal varlığı konusunda sıkıştırılması… Türkiye’nin eksen değişikliği vb. gibi… Bu tartışmalar daha çok devam eder gider… Türkiye’nin hava savunma sistemi kurmasına ilişkin geçirdiği süreci kısaca hatırlayalım;

İlk olarak, 2013 yılında uzun menzilli füze savunma sistemi satın almak için bir ihale açıldı. İhaleyi, 3.4 milyar dolar ile Çinli bir şirket kazandı ve şirket aynı zamanda Türkiye’ye teknoloji transfer etmeyi de kabul etti.

Ancak, o dönemde ABD ve NATO’nun tepki gösterdiği bu ihale daha sonra iptal edildi.

İhalenin iptal edilmesinin ardından Türkiye, farklı ülkelerle füze savunma sistemi için görüşmeler yapmaya başladı.

O dönemde ABD savunma şirketi Lockheed Martin ve Avrupa füze ortak girişim grubu MBDA tarafından geliştirilen Orta Menzilli Hava Savunma Sistemi (MEADS) satın alması gündeme geldi. Kasım 2016’da Rusya ile S-400 için görüşmeler yapıldığı açıklandı.

Savunma eski Bakanı Fikri Işık, Nisan 2017’de yaptığı açıklamada, Türkiye’nin “acilen” hava savunma sistemine ihtiyacı olduğunu ve NATO üyesi olarak öncelikle ittifak içerisinde bu ihtiyacını gidermeye çalıştığını ancak bunun mümkün olmaması üzerine farklı arayışlara gidildiğini söyledi.

Işık, NATO üyesi ülkelerin “mali açıdan etkili bir teklif sunmadıklarını” da ifade etti. NATO müttefiklerinin teklifleri üzerinde bir uzlaşı sağlanamayınca Türkiye, Rusya ile görüşmelere başladı ve S-400 alımı konusunda anlaşmaya varıldı.

Vee, Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttüğü döneme dönelim. Özel, bu görevde 2011-2015 yıllarında bulunmuştu…

Türkiye’nin ihtiyacı olduğu hava savunma sistemi ve alternatifler konusunda Genelkurmay karargahında hummalı toplantıların yapıldığı günler… S-400’lerin alımı gündeme geldiği zaman karargahtaki subaylar Özel’e şunları söyler;

“S-400 alınması halinde NATO ve ABD’yi, NATO’ya üye olan ülkeleri karşımıza alırız.”

Karargahtaki subayların, bunun siyasi sonuçları konusundaki uyarılarını dikkatle dinleyen Necdet Özel, koltuğunun altına kapsamlı değerlendirmelerin yer aldığı dosyayı koyar ve o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın makamına gider. Özel paşa, yapılan değerlendirmeleri eksiksiz olarak Erdoğan’a aktarıp S-400’lerin alınması düşüncesine karşı çıktıktan sonra şu cevabı alır;

Paşam bunun sorumluluğu bana ait. Siyasi sorumluluğunu ben karşılarım.”

O günlerden bugünlere böyle geldik!..

Türk askerinin İdlib bataklığına girmemesi için karargahtan yapılan uyarılara Erdoğan acaba ne cevap vermiştir?.. Yaşar Güler paşa, cesaret edip bunları Erdoğan’a iletebilmiş midir?.. Bir vesile ile de olsa iletebildiyse ne cevap almıştır?.. Bazı duyumların var ama hâlâ teyide muhtaç. Sağlam bilgilere ulaşırsam kaleme alırım. Tahmini bugünlük sizlere bırakıyorum!..

★★★

Moskova’dan gelecek haberleri beklerken, dün, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün  internet sitesinde önemli bir haber okudum. “Suriye kuzeyi çatışmaları kulisleri: Kaani-Fidan-Memluk görüşmeleri” başlığıyla verilen haber www.al-akhbar.com dan çeviriydi. Şöyle;

“Kulislerin ardında Suriye’nin kuzeyinde ateşle oyun. Üçlü ve ikili görüşmeler hali hazırda ki çehreleri belirliyor.

Toplantılar İsmail Kaani ve Hakan Fidan’ı kapsadı. Diğeri Ali Memluk ve Hakan Fidan’ı bir araya getirdi. Üçüncüsü Rus-Türk-İran toplantısı. Rus-Türk görüşmelerinin birinde Rus askeri tarafı başlayan operasyonun sınırının iki otoban (Şam-Halep/Lazkiye-Halep)’ı açmak ve ondan sonra ateşkesin olduğunu vurguladı. Ankara Rusya’nın teklifini kesin istikamette reddetmedi bilakis otobanların yönetimini ve Rus tarafıyla müşterek devriyeler yürütmeyi teknik olarak araştırmaya başladı (bu tartışma bugüne kadar hâlâ devam ediyor). Yaklaşık iki hafta önce İran Devrim muhafızlarında Kudüs gücü komutanı İsmail Kaani ve MİT başkanı Hakan Fidan görüştü.

Bu görüşmede İran tarafı Ankara’ya sahadaki patlamanın sorumluluğunu yükledi.  Meydana gelen şeyin nedeninin Türk tarafının önceden yapılan anlaşmalara bağlı kalmaması olarak nitelendirdi. Suriye tarafının İran desteğiyle iki otoban açılıncaya kadar operasyonu sürdüreceğini vurguladı. Şimdi istenilenin yeni bir anlaşma olduğunu vurguladı. O süreç zarfında Fidan, Suriye Milli Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memluk ile bir araya geldi. Görüşme atmosferleri Kaani ile toplantıda meydana gelenden uzak değildi. ‘Siz anlaşmalara bağlı kalmıyorsunuz. İstikamet yeni bir denklem’ Memluk bu şekilde konuştu.

Türk tarafının önüne Ankara’yı minumum seviyede 8 km derinliğine ulaşacak kuzeyde Atma beldesinden (Türkiye’nin işgal ettiği Afrin köyleri ile bağlantılı) Harim ve Salkin beldesi oradanda Derkuş ve Zerzur (Zerzur Cisr Aş Şuğur kentinin 14 km kuzeyine uzaklıkta) uzanan dar bir sınır şeridinde bırakacak Suriye ordusunun kurtaracağı coğrafyayı koydu. Ancak bu harita Türk tarafından kesin bir şekilde reddedildi. Ayrıca dolaşımdan çekildi. Temaslar sadece uluslararası iki otoban hakkında yoğunlaştı.”

MİT Başkanı Hakan Fidan 13 Ocak’ta Moskova’da Esad istihbaratının 1 numarasıyla görüşmüştü. Bu haberi yabancı basından almıştık. Daha sonra Türkiye’deki makamlar teyit etmişti. Eğer, yukarıda okuduğunuz haber doğru ise dünkü kritik zirve öncesinde Suriye istihbaratının başındaki Ali Memluk ile 2’nci bir görüşme yapılmış. Haberin detaylarındaki diğer iddialarda çok önemli. Bunları ne yazık ki dış basından takip edebiliyoruz!..

Türkiye’de gazeteciler, sadece habercilik faaliyetleri yüzünden MİT kanununa muhalefet suçlamasıyla tutuklanıyor. Çok traji-komik bir haldeyiz!..