• 10.03.2020 00:00
  • (846)

 Ankara’da yaşamıyorsunuz… Hele, mesleğinizde gazetecilik değilse… Tüm kalbimle söylüyorum… İnanın bana!. Tanrı’nın en şanslı kulları arasındasınız… Duyduklarımız, şahit olduklarımız, konuşulanlar insanın içini karartmaktan öteye geçti. Vatandaşın gerçek gündemi ile Ankara’daki siyasetçilerin gündemi hiç mi hiç örtüşmüyor. Kendilerini uyanık sayan siyasetçiler, milletimizi can evinden vuran krizlerin içinden rant devşirmeye çalışıyor.

Türkiye, şehitlerinin acısı ile kavrulurken geride bıraktığımız hafta, parti kuruluşu yılan hikayesine dönen Abdullah Gül şemsiyeli Ali Babacan’ın şoförlük ettiği hareketin Ankara’da toplantısı vardı. Bir otelde 2 gün kamp yaptılar. Öyle gizli saklı falan da değil. Gelişmelerden haberim oldu. Kurucular listesine kadar… Ama bilerek yazmadım. Bu yüzden sizlerden özür de dilemeyeceğim!.. Geçen hafta, en baştan, şehit acısı ile kavrulurken kısır iç siyaset gelişmelerine girmeyeceğimi belirtmiştim. Amma velakin, dün sabahın erken saatlerinde bir televizyon kanalında Abdullah Gül himayeli Ali Babacan’ı görünce ve partisinin kuruluş dilekçesini de aynı gün vereceğini duyunca, İçişleri Bakanlığı’na gitmelerini beklemeden bilgisayarın başına oturdum. İlk olarak yazının başlığını attım. Nedenine geçmeden önce şunu açıkça belirteyim; Türkiye’nin bugün Ortadoğu’da içinde bulunduğu açmazda en az Tayyip Erdoğan kadar Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun da sorumluluğu var. Başta şehitlerimiz olmak üzere Türkiye’nin tüm acı kayıplarının vebalini sadece Erdoğan’a yüklemek haksızlık olur. Bu satırları büyük bir rahatlıkla yazıyorum. Çünkü, bir döneme çok yakın şahitlik ettim.

Türkiye, şehitlerinin acısı ile kavrulurken, Moskova hezimetini sindirmeye çalışırken, Abdullah Gül himayeli Ali Babacan ve ekibi ne yaptı?.. “Fırsat bu fırsat. Hazır, Tayyip Erdoğan başını kaldırıp bizle uğraşamayacak halde iken Ankara’da toplanıp bu işi bitirelim” dediler. Geçen hafta ne Gül’den ne de Babacan’dan İdlib ve Moskova zirvesi ile ilgili iki kelam bir şey duydunuz mu?.. Biri hem Başbakanlık, Dışişileri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı diğeri ise hem ekonomi hem de Dışişleri Bakanlığı yapmış koca koca isimler üstelik!.. Partinin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na doğru yola çıkarılırken ne duyduk?.. Ali Babacan, Abdullah Gül’e yakın isimleri dışlamış!.. Yolları ayırıyormuş muş… Haberci arkadaşlara diyeceğim yok. Onlar kulislerden duyduklarını yazıyorlar, görevlerini yapıyorlar. Sabah televizyon kanalına çıkan Babacan, Abdullah Gül’le yeni parti konusunda ipleri kopardığına dair iddialara ne cevap verdi;

“Abdullah Gül ile çok eski dostuz. Ben siyasete girmeden önce tanıyordum. Beni siyasete davet eden kendisi. Bizim parti hazırlık çalışmalarında bize tecrübesiyle ve fikirleri ile çok destek oldu. Ama siyasi kadronun tamamı biz ve bizim arkadaşlarımızdan oluşan kişiler.”

Külahıma anlatın!.. Hepsini çok yakinen bilirim. Ne Babacan ne de partinin programını yazanlar Gül’den habersiz lavaboya yüzlerini yıkamaya bile gidemezler. Bu çok klasik bir Abdullah Gül numarası!.. Çünkü; Gül, partinin üstündeki gölgesini güya kaldırmaya çalışıyor, kamuoyundaki olumsuz algıları kırmak adına. Kendisinin yüzlerine karşı “hayır” diyemediği isimlere numara yapıyor. Günah keçisi Ali Babacan olmuş. Bu da çok klasik bir Abdullah Gül taktiğidir. Kimseye “hayır” demez, yalandan yüze güler sonra arkadan dolanır. Hepsinden önemlisi; Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan’dan çok korkar!..  Aday olmayı planladığı Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar, Erdoğan, kendisinin ve ailesinin üzerine gelmesin diye piyasaya haber yayıyor. Kapı arkasına saklanacak. Yine, yemeğin pişip hazır halde önüne gelmesini bekleyecek. Haklı mıyım haksız mıyım?.. Bir dahaki seçimlere kadar bekleyin görün.. Erdoğan, bu numaraları yer mi?.. Hiç sanmıyorum!.. Ancak bu aralar, Erdoğan bütün iç siyaset enerjisini CHP üzerine yeni stratejiler kurmak için harcıyor. Bir de İş Bankası var!.. Yakında patlayacak bomba haberlere hazırlıklı olun derim…

★★★

Geçtiğimiz hafta, esas, neyi atladık bilmem fakında mısınız?.. Şehitlerimizin acısı ile Türkiye yanarken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisini grup toplantısında, “Rusya zorba politikalarını gözden geçirmeli. 27 Şubat katliamından dolayı Türkiye’ye özür ve tazminat konusu gündeme getirilmelidir” dedi. Özür ve tazminat… İdlib’den acı haberlerin geldiği gece Bahçeli’nin Erdoğan ile telefonda görüşüp bilgi aldığını biliyoruz. O gece, Erdoğan, Türk askeri birliğini Rusya’nın vurduğunu Bahçeli’ye söylemiş olabilir mi?.. Acaba, Bahçeli “özür ve tazminat”ı o yüzden mi dillendirdi?.. Eğer, askerlerimizi Rusya vurmadıysa özür ve tazminat istemenin ne gerekçesi olabilirdi?.. Bunun mutlaka açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Aynı Bahçeli, Moskova hezimetini, sosyal medyada, ”Sayın Cumhurbaşkanımızı ve ekibini; sabırlı, duygusallıktan uzak, akıl dolu, stratejik bakabilen ve milli hakları müdafaa eden diplomatik mücadelelerinden dolayı tebrik ediyorum” şeklinde yaptığı paylaşımla örtmeye çalıştı. “Şam’a girelim. Esad’ı devirelim” diye avaz avaz bağıran Bahçeli!.. Bu keskin dönüşün sebebi neydi?..

Aklımızla sürekli alay ediliyor… Üstüne üstlük milli gururumuzla oynanıyor!.. Şu hale bakın;

Rus devlet televizyonu Rossiya 1, Erdoğan ve beraberindeki heyetin Rusya ziyareti sırasında bekletildiği anların görüntülerini yayınladı. Kronometre ile yayınlanan görüntülerde heyetin bekleyiş gerginliği dikkat çekiyor. İdlib için ateşkes mutabakatının çıktığı görüşme öncesi Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan ve yanındaki heyeti koridorda 2 dakikadan fazla bekletmiş. Görüntülerde Erdoğan’ın beklemekten yorulduğu ve bir yere oturduğu görülüyor.

Türkiye’nin felç edilmesi kime yarıyor?..

Ortadoğu’nun tanziminde yeni gelinen noktada, Moskova hezimetinin hemen ardında Abdullah Gül himayeli Ali Babacan’ın partisinin kuruluşu gerçekleşiyor. Sadece basit bir tesadüf mü?.. Bu kadar ertelemelerin sebebi neydi acaba!.. Suriye’de paylaşım tamamlanınca ne olacak?.. Vaktiyle Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine yol verenler, yeniden eski yörüngelerine mi dönecekler?.. “Beka” adına!..

Duygusallıktan uzak, akıl dolu bir açıklama bekleriz. Ama bilin ki o kadar da salak değiliz!..