• 25.03.2020 00:00
  • (794)

  AKP iktidarının en büyük sorunlarından biriydi; liyakat. Belki de sorunu dememek onun yerine hasmı demek daha doğru olur. İnat ettiler!.. Sadece kendinden olanlara yer açmak için nice büyük kadro kıyımları yaptılar. Bu arada FETÖ denilen sinsi yapıya yol verdiler. Ceremesini hep birlikte çektik!.. Devlet aklı, devlet hafızası ile amansız bir çatışmaya girdiler. Sırf makam ve mevkiler sadece kendilerinin olsun, gizli ajandalarını adım adım yürütsünler diye…

Şimdi koronavirüs belası başımızda. Hem de pandemi olarak. Ancak biz şanssız insanlar, koronavirüs salgını yetmiyormuş gibi bir de liyakatsizlikler baş etmeye çalışıyoruz. Üstelik bunun ilacı ve aşısı da yok!.. Karantinaya alayım da uzak olsun deseniz; çaresi yok. Çünkü, 1 kişinin iki dudağı arasından çıkan kararla o koltuğa oturup kalkıyorlar. Sadece bir fotoğraf;

Ortadoğu bataklığı… İdlib açmazı diyorduk… Çünkü, Dışişleri Bakanlığı’nın deneyimli kadroları devre dışıydı, yerine SETA ikame edilmişti. TSK’nın başına gelenleri en az benim kadar iyi biliyorsunuz. Genelkurmay yok hükmündeydi yerini SADAT doldurmuştu…

Şimdi!.. Koronavirüs ile savaşıyoruz. Şu hale bir bakın;

Uzaktan eğitimin ilk gününde dakika bir gol bir!.. Ortaokul öğrencilerine yönelik derslerin olduğu EBA TV’de eski başbakanlardan Adnan Menderes’in idam sahnesinin izletilmesinin ardından ilkokul öğrencilerine de kafa kesme sahnesinin gösterildiği ortaya çıktı. İlkokul 4’üncü sınıf öğrencileri için gösterilen Selahaddin Eyyubi animasyonunda savaş ve bıçaklanma gibi sahneler öğrencilere detaylıca izletildi. Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 23 Mart’ta başlayan uzaktan eğitim derslerinde eski başbakanlardan Adnan Menderes’in idam sahnesi detaylı şekilde verilmesini onaylamadığını belirtmiş ve “Gözden kaçırdığım birkaç dakikalık bir görüntünün üzerine titrediğim sisteme verdiği zararı konuşuyor olmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu anlatamam” demişti. Özrü kabahatinden büyük diye buna derler. Skandal zincirin en baş halkasından sonuna kadar- eğer siyasi sinsi bir kasıt yoksa- liyakatsizlik bas bas bağırıyor.

Gelelim, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın evvelki akşam yaptığı açıklamalara. Çin’den ithal edilen tanı kitleri ve korona ile mücadelede etkin olan ilaca… Bu krizin en başından beri ‘şeffaflık illa da şeffaflık’ diye feryat ediyoruz. Sağlık Bakanı’nın bugüne kadar yaptığı açıklamalarda, ucu sonuna kadar kapalı bırakılan noktalar var. Çok dikkatimi çekiyor. Mesela, koronavirüs ayyuka çıkmışken umrecilere ziyaret yasağı getirilmediği ve ilk gelen kafilelerin ne olduğu gibi… Pazartesi günü yaptığı açıklamalarda da kapalı noktalar vardı. Basın toplantısını izleyen meslektaşlarımın da sormak aklına gelmedi herhalde!.. İthal edilen tanı kitleri ile ilacın birim fiyatları sorulmadı. AKP eski İstanbul Milletvekili Emin Şirin tweet atmış; Dr. Fahrettin Koca, Çin’den gelen tanı kitlerinin hibe olmadığını, parasının ödendiğini söyledi. Denetim görevini yapmayan Ziya Selçuk durumuna düşmemeniz adına soruyorum; ithalatçı kim? Kaç paradan aldınız? Çin de fiyat nedir?” diyor. Emin Şirin’ sorusuna ilaveten; Sayın Bakan; ilacın ithalatçısı kim? Kaç paradan aldınız? Çin’de fiyatı nedir?..

Başkent kulislerinde tanı kitlerinin ve ilacın Çin’deki fiyatı ile bize mal oluş rakamları arasındaki fark ile ilgili söylentilere inanmak istemiyorum. Eğer iddialar doğruysa bu liyakatsızlıktan da öteye gider!..  İşyerlerinin kapanması yüzünden bir çok vatandaş eve nasıl ekmek götürecem sıkıntısı içinde inim inim inlerken bu kabul edilemez. Sayın Bakan, çıkıp doğruları söyleyin lütfen!..

Hayatımıza birçok kısıtlama geldi. Alayına eyvallah, seve seve kabul ettik. Ancaak!.. Mübarek Ramazan ayı yaklaşıyor. 24 Nisan Ramazan’ın ilk günü. 24-25-26 Mayıs Ramazan Bayramı… Ramazan, toplu iftarların geleneksel olarak yapıldığı günler.  Ramazan  Bayramı ise toplu ziyaretlerin, özellikle büyüklere ziyaretlerin, mezarlıklara ziyaretlerinin, şehirler arası seyahatlerin yoğunlaştığı günler… Ayrıca bizler, Ramazan ayında daha fazla harcama ve alışveriş yamaya alışığız. Ne gibi önlemler düşündünüz. Planlamalarınız nedir? Şimdiden duyurmayı düşünüyor musunuz?.. Mesela iftar çadırlarının kurulmasına müsaade edilecek mi?..

★★★

Korona yüzünden nisan ve mayıs ayında ve daha sonrasında ekonomik buhranın pik yapacağını tahmin edebilmek için kahin olmak gerekmiyor. Liyakat diye yazıya başladım… Her türlü  kötü senaryonun hesaplaması ve bunlara karşı devlet aklı ile hazırlıklı olunması gerektiğini düşünüyorum. Aşağıda kaleme alacağım satırlar yüzünden sakın beni “felaket tellallığı” ve “komploculukla” suçlamayın. Bundan 6 ay önce koronavirüs denen bir musibet çıkacak tüm dünyayı ve bizi perişan edecek, toplu ölümlere çare bulunamayacak deseler; hangimiz inanırdık?..

Ekonominin en dibe vuracağı, halkta bunalımın en tepe noktalara tırmandığı aylardan birinde… Örneğin; İdlib’de bir kargaşa çıksa… Bu karışıklık Suriye’de kontrol altında tuttuğumuz bölgeler sıçratılsa. Daha da kötüsü; halkın buhran geçirdiği, her türlü provokasyonun meyil bulabileceği ortamda, ajan provokatörler “özerlik” bahanesiyle iç kargaşa çıkarmaya kalkışsa… Ne yapacağız?

Bir de… Haziran ayında özlük haklarına kavuşacak milletvekilleri, “ekonomik buhran yüzünden memleketlerimize gidemiyoruz. Halkın sorularına cevap veremiyoruz” bahanesine sığınıp AKP’den istifa etmeye başlarlarsa… Kısacası siyasi, buhrana sebep verirlerse… Tayyip Erdoğan’ın sertlik gücünü arttırması bu istifaları engelleyebilir mi?.. Tabloyu hayal edebiliyor musunuz?..

Devleti idare edenlerin en kötü senaryolara hazırlıklı olmaları gerekir. Açık söyleyeyim; aylarca ertelendikten sonra koronavirüsün patlamasıyla birlikte partisinin kuruluşunu ilan eden, yine garip bir şekilde sessizliğe bürünen Abdullah Gül himayeli Ali Babacan hareketinden daha fazla uyuzlanmaya başladım. Başta, bütçe yapma yetkisini devretmek olmak üzere Tayyip Erdoğan’ın bazı yetkilerini TBMM’ye devretmesinin tam zamanıdır. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek için önümüze tarihi bir fırsat geldi. Tayyip Erdoğan’ın etrafındaki fırsatçı liyakitsizlerden, kifayetsiz muhterislerden kurtulabilmesi için arayıp da bulamadığı fırsat önüne geldi. Erdoğan, milli mutabakat hükümeti çağrılarına kulak tıkamaktan vaz geçmelidir. Toplumumda derin fay kırıklarına yol açmayacak af yasası ilk adım olabilir. Türkiye bu lanet krizi kamplaşmadan, ayrışmadan, bölünmeden atlatsın. Tüm siyasetçiler, “ben”i bir tarafa bıraksın.

Biz, “Her Şerde Bir Hayır Vardır” a inanan tertemiz imanlı bir milletiz!..