• 8.04.2020 00:00
  • (866)

 Sözde haber kanallarına ne kadar takip ediyorsunuz?.. Ne kadar itibar ediyorsunuz?.. Türkiye’nin ilk haber kanalının kuruluşunda yer alan ve yıllarca haber yöneticiliğini yapan biri olarak kanaatim; alayı sınıfta kaldılar. Irk, din, dil, cinsiyet, ülke, sınır, yaş tanımayan böyle bir insani felaket karşısında vicdanlar ortak olarak hareket etmeye çalışırken bizdeki sözde haber kanalları, iktidarın algı operasyonlarına  -her zaman olduğu gibi- gönüllü alet oluyorlar. Gerçekleri toplumdan saklayıp iktidar yalakalığı yapmaktan hâlâ geri duramıyorlar. Koronavirüste Türkiye’nin tek sıkıntısı sadece sosyal izolasyonmuş gibi haber akışları devam ederken bir de bakıyorsunuz  yurt dışı bağlantılarda dünya lideri sayılan ülkeler batıyor, yıkılıyor. Onlara göre Türkiye çok güllük gülüstanlık gibi bir algı operasyonu yürütülüyor!.. Bizde tek kare hastane görüntüsü verilmezken farklı görüşlere ambargo uygulanırken, İtalya’dan, İspanya’dan, ABD’den çöküş görüntüleri döndürülüp döndürülüp veriliyor. Bağlanan muhabirler bağıra bağıra felaketi anlatıyorlar…

Gerçek ne çok merak ettim. ABD’de yaşan bir dostumdan yaşadıklarını ve gözlemlerini objektif kalarak bana yazmasını istedim. Sağolsun, kırmadı ama oldukça uzun yazıp gönderdi. Bir bölümümü bugün geri kalanını yarın yazacağım. Ekranlarda gördüklerinizle kıyasını da size bırakacağım. Bakın, dostum, ABD’den neler bildiriyor:

“Amerika’da korona olayları mart ayı ortasında kriz olarak baş göstermeye başladı denebilir. İlk başta hükümet olayları çok ciddiye almadı, hatta halkın da çok ciddiye almadığı söylenebilir. Test uygulamalarının arttırılması, vakaların yükselmesi, ölümlerin artması ile birlikte işin rengi değişti. Öncelikle sınırlar kapatıldı, eyaletlere göre farklı uygulamalara geçildi. Başlangıçta Trump, ülke genelinde acil durum ilan etti, bu ilanla birlikte kamu hizmetleri sınırlandı, birçok firma/mağaza dükkanlarını kapattı. Firmalar kendileri inisiyatif kullandı. Hatta Trump 12 Nisan itibarıyla ülkeyi tekrar işler hale açmayı düşündüğünü deklare etti. Bu düşüncesi medyada çok büyük tepkilere neden oldu. Sanırım, bilim insanlarının da görüşleriyle bu yasakları nisan sonuna kadar erteledi. Son konuşmasında  ‘Bir an önce normale dönmeliyiz, bu kapalı ekonomik düzene Amerika uygun değil’ şeklinde açıklamalar yaptı. Bütün çabasının arkasında kasım seçimleri olduğu, ülke normale dönmüş bir şekilde seçimlere gitmek istediği aşikâr.

Amerika’da bu krize bakarken dünyadan ayırmak, Amerika içinde de New York’u ayrı bir yere koyarak değerlendirmek lazım. Üç yüz milyonun üstünde nüfusu olan, 50 eyaletten oluşan ki her eyalet ayrı bir devlettir, ayrı kanun ve işleyişleri vardır, çok ama çok büyük bir devletten bahsediyoruz. New York ve Washington DC dışındaki eyaletler geniş topraklara yayılmış yerleşim biçimine sahip, evlerin bizim ülkemizdeki toplu apartman sistemlerinden farklı olarak müstakil yaşam alanlarına bölündüğü bir sisteme sahip. New York öyle değil, orası daha çok insanın daha iç içe yaşadığı sosyal temasın top yaptığı yerler. Bu durum vaka ve ölüm sayılarına yansıdı. Hastalık Amerika’da ilk Washington’da baş göstermiş olmasına rağmen New York sıra dışı özelliği nedeniyle birinciliği hemen devraldı.

Şu an yaşadığım Florida eyaletinde mart sonunda yaşam normal devam ederken, sahiller tatilcilerle doluyken, medya baskısıyla bütün kamusal alanlar kapatıldı, polis denetimi getirildi, ‘stay at home’ order ile insanların dışarı çıkmaması tavsiye edildi. Kamu kurumları hizmetleri askıya alındı, çoğu AVM kapandı, parklar, bahçeler kapatıldı, otoparklar kapatıldı. Ancak bir kaosa neden olmadı, insanlar burada sisteme çok inanır ve uyarlar. Hatırlayın, 11 Eylül’de itfaiye insanlara bulundukları ofisi terk etmemelerini istemiş, insanlar buna uymuş ve can kaybı da bu yüzden fazla olmuştu.

Amerika’da öyle basına yansıtıldığı gibi bir alev alev durumu yok, maske kullananlar artmaya başladı, sosyal mesafe kuralına çok iyi uyuluyor, marketler özel işaretlemeler yaptılar.

Biraz sağlık sisteminden de bahsetmek gerekebilir. Özetle Amerika’da en alttakilerle en üsttekiler en şanslı gruptur. En üsttekiler malvarlıkları yüksektir, kendilerine bakarlar. En alttakilere de devlet sosyal yardımlarla bakar ama orta grup bu krizde en çok zararı gördü. Devlet desteği yok, işyerleri kapandı, hayatlarını idame ettirecek bir gelirleri kalmadı, çoğunun muhtemelen birikimi de yok.

İşsizlik yüzde dörtlere yaklaştı ve yıl sonunda dokuzlara kadar çıkacağı söyleniyor. Trump’ın tutuşmuş şekilde ‘ekonomiyi açmalıyız’ demesinin nedeni bu. Yüzde dokuz işsizle seçime gitmek istemiyor. Ha bu arada, ‘hastaneler Amerika’da pahalı’ diye bir geyik var. Doğru pahalı ama bu sağlık sistemine özel bir durum değil. Amerikan sisteminde hayat sosyal bir anlayışla kurulmuştur, emeğe büyük önem verilir ve karşılığı sağlanır. Örneğin, iğne 50 centtir ama iğne yapmak 200 dolardır. Hastane masrafınız olarak çıkan faturanın yüzde doksanı verilen hizmet bedelidir. Şehir hastaneleri göremezsiniz burada devasa, insanlar normal zamanında aile doktorlarına rutin kontrol ile yaşar, cerrahi bir müdahale durumunda hastaneye gidilir. Bunda hastane acil hizmetlerinin kısıtlı olduğu anlamına gelir. Şu an biraz yatak sıkıntısını yaşıyorlar. Bu arada devlet korona test sayısını inanılmaz arttırdı, belli noktalarda ücretsiz test imkanı getirdi.

Trump, bu virüs olayını siyaseten ‘Çin virüsü’ diyerek Çin ile siyasi bir savaş veriyor. Konuşmalarından anladığım mayıs ayında ekonomiyi açmak istiyor ama ekonomistler açılsa bile halkın çalışmaya istekli olmayacağı, güvenlik konusunda tatmin olmadıkça çalışmayacaklarını düşünüyor. Bu arada Trump, her akşam yanına bazen iş adamlarını bazen bürokratları bazen sağlık uzmanlarını alarak basın toplantısı yapıyor, toplantılar çok şenlikli ve bağırış çağırışla geçiyor. Gazetecileri azarlıyor, özellikle CNN ile çok problem yaşıyor. CNN, Trump’ın konuşmalarının güvenilir olmadığını önce bilgiyi teyit etmeleri gerektiğini söyleyince aralarında gerilim başladı. Ancak medyanın bağımsız olması, yine de tartışma olması Amerika için kazanç olmuş durumda. Yoksa medya yalaka olsaydı çoktan ekonomi açılmış, evde kal çağrıları kaldırılmış ve çok daha kötü noktalara gidilmiş olurdu.”