• 21.04.2020 00:00
  • (1984)

  Gencecik yıllarımdan hatırlıyorum… “Üçkağıtçı, “şarlatan”, “sahtekâr”, “yalancı” diye toplumsal linçe maruz kalmıştı. Adamı konuştuğuna pişman edip canından bezdirmişlerdi. Sonunda çareyi ABD’ye kaçarak bulmuştu!..

Pişmiş tavuğun başına gelmeyenlerin geldiği o bilim insanı 1927 yılında Mersin’in Mut İlçesi Kürkçü Köyü’nde doğmuştu. İlk ve orta okulu köyünde ve Silifke’de okumuştu. Parasız yatılı imtihanını kazanarak Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra 1946’da girdiği askeri tıbbiyeden 1952 yılında mezun olmuştu. Askeri doktor olarak beş yıl hizmet verdi. 1957-1961 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde genel cerrahi ihtisası yaptı. 1962’de ordudan istifa etti ve Muğla Devlet Hastanesi’nde göreve başladı. 1969’dan sonra Başhekimliğini de yaptığı Muğla Devlet Hastanesi’nden 1974’te emekliye ayrıldı, İstanbul’a taşındı.

Tedavi olarak iyileşen hastaları 20 Eylül 1973’te Ankara’da yapılan 4. Balkan Tıp Günleri sempozyumunda takdim etmişti. Bu sempozyuma katılırken amacı; bilim camiasının dikkatini etki mekanizması klasik kemoterapi ilaçlarından çok farklı ve bazı vakalarda kanserin türüne bakmaksızın etkili olan N.O. tedavisine çekmekti.

Kendi ifadesi ile şöyle anlatıyordu;

“Ben cerrahım. 1962’de Muğla Hastanesi’ne tayin oldum. Tatil günlerimde civar köyleri geziyordum. Oralarda köylülerin cilt kanseri olan yerlerine zakkum yapraklarını koyduklarını gördüm. Ankara Hıfzıssıhha’da bir araştırma yaptım ve orada Fransızca bir kitap gördüm, içinde şöyle bir cümle vardı: ‘Olaender bitkisinin (zakkum) terkibi tam araştırılsa bir ilaç hazinesi olduğu görülür.’ Acaba bundan ilaç nasıl yapılır diye araştırmaya başladım. O sırada bana cilt kanseri bir hasta başvurdu. Kadını ışın tedavisine gönderdim ancak gitmedi. Zakkumun usaresinden bir pomat hazırladım, yaraları iyileşti. Sonra araştırmaya başladım.”

Bir televizyon programına çıktı. Zakkumun kanser tedavisinde çare olabileceğini anlatmaya çalıştı. Duman ettiler. Çeşitli lobiler öyle bir saldırı başlattık ki, adamcağız toplum içine çıkamaz oldu. Kimdi?.. “Zakkumcu Ziya” öyle anıldı… Bu sıfatla toplumun hafızasına kazıttırıldı Doktor Ziya Özel.

Aradan çook yıllar geçti. Çalışarak, aklı ve ilmi kullanarak faydalı işler yapmanın suç olduğu caanım ülkemde bir de duyduk ki;

Genel Cerrah, Operatör Doktor Ziya Özel’in zakkum ekstreli kanser ilacı için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ilk olumlu raporunu verdi. ABD Onkoloji Birliği, patenti Dr. Ziya Özel’e ait olan zakkum ekstreli kanser ilacının FDA tarafından yapılan Faz 1 deneme çalışmasının başarıyla sonuçlandığını açıkladı. Söz konusu ilacın, kanserin gelişimini engellemek dışında, AIDS ve Hepatit-C ve bağışıklık sistemini zayıflatan diğer hastalıklar için de etkili olduğu bildirilirken bunun, maddenin piyasaya sürülmesi anlamına gelmediği belirtildi.”

Kapış gitti!.. Türkiye’de bir çok kişi internet üzerinden bin 500-2 bin  dolara  dolandırıldı. İlacın sahtesini üreten Honduras köşeyi döndü!..

“Benim yaptığım zakkum ekstresi, kanser ilacı değil. Bu, vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren bir sistem. Sadece iyilik yapmak istiyordum, mücadelem buydu. Neredeyse vatan haini ilan edildim. Benden bu kadar; yoruldum ve bıraktım. Günün birinde bu ilaçlar yurt dışından ithal edilecek. Eğer daha evvel harekete geçebilseydik Türkiye’nin kimseye borcu kalmazdı” dedi ve Türkiye onu bir kez daha gömdü!..

★★★

Geldik 2020’ye… İnsanlık, vatan, millet için canını bile hiçe sayan insanların yobaz kafalar tarafından linç edildiği caanım ülkemde değişen bir şey yok. Lafın sonunu dinlenmeden yine yargısız infaz edilip  diri diri toprağa gömüyorlar!..

*1961 yılında Babaeski’de dünyaya geldi. Tıp eğitimine Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başlamış ardından Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde iç hastalıkları ihtisası, İstanbul Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ise hematoloji üst ihtisasını tamamladı. 2009 yılına kadar Trabzon KTÜ’de transplant ünitesi sorumlusu olarak çalışmalar gerçekleştirdi aynı zamanda Türkiye’nin ilk hücre işlem laboratuvarını açtı.

Kanser aşısını yapmak istedi hedef oldu. Henüz 38 yaşında iken profesör unvanını aldı, 2017 yılında Amerika’dan kan ve kök hücreden yapay deri üretti ve bununla ‘En İyi Deneysel Araştırma Ödülü’ aldı. Aşıdan önce üzerinde çalıştığı kanser aşısı nedeniyle hem İsrail hem ABD ilaç sektörünün hedefi oldu.

FETÖ’nün  “Ergenekoncu” diye ilk hapse (Silivri) attığı bilim insanı…

Kim bu adam?

Prof. Dr. Ercüment Ovalı…

Kendisini ve vefakar ekibini laboratuvara kapatarak her türlü riski göze aldı. Yaklaşık 1 aydır çalışıyor. İlk günlerde herkes şak şaklıyordu !.. “23 Nisan’da müjdeyi vereceğim” diye açıklama yapmıştı. Herhalde heyecana kapıldığından irili ufaklı “büyük”lerden icazet almadan (!) bir açıklama yaptı;

“1 aydır laboratuvarda çalıştığımız bir ilacın ismini 23 Nisan’da açıklayacaktık ancak o kadar etkili duruyor ki insanların hayatını kurtarabilir”

Dakika geçmedi linç kampanyası başladı…

İkinci bir açıklama yaptı;

“Biz bir ilaç bulmadık, biz bir ilacın COVID-19 tedavisinde kullanılabileceğini öngördük, ayrıca bugünlerde dünyada başka araştırmacıların da benzer düşünceleri olduğu görülmekte.”

Değirmenin taşları dönmeye başlamıştı bir kere… Öğütülecekti!..

Sağlık Bakanı, akşam saatlerinde bu değerli vatansever bilim insanının fişini çekti. Onu  özel bir ilaç şirketinin temsilciliğini yapmakla suçladı. Çok ağır konuştu. Neredeyse “cepçi” diyecekti…

Ovalı, “Biz ilacın firma ve marka ismi vermemek için farmakolojik ismini kullandık” dedi ama kaynayan kazanın içine atılmıştı bir kere; sesine kulak veren olmadı. Yandaş ve yalakalar aldıkları işaretle “ham” etmeye devam ettiler. Türkiye bu değerli insanını, Prof. Dr. Ercüment Ovalı’yı 2018 Men of the Year Bilim Ödülü töreninde yaptığı konuşma ile hafızalarına kazıdı;

Buraya gelmemde tabi ki yaptığım işlerin katkısı oldu. İyi bir zafer kazandık doğruydu. Ama beni buraya getiren bir şey vardı. Çok duyguluydum ödül haberini aldığında çünkü o gün Trabzon’da bir çocuk evinin önünde vurulmuştu. Onu korumak için bir astsubay üzerine kapanmış ve üzerinden 41 kurşun çıkmıştı. Ben o gün dayanamadım. Ödül haberimi aldıktan sonra ben bu ödülümü Eren Bülbül’e, bu şehit astsubayıma ithaf ediyorum. Aslında beni buraya getiren aldığım ödül değildi. Eren Bülbül’ün ailesine, şehit astsubayımın ailesine ve şu an Afrin’de olan tüm Türk çocuklarına selam ediyorum. Bilgiyle kalın “

Ercüment hocam, inşallah sonun Ziya Özel gibi olmaz!..