• 30.04.2020 00:00
  • (1009)

  Özelimi köşe yazılarıma taşımak pek de hoşuma giden bir iş değildir. Bu sütunlar sizin en değerli hakkınız olan bilgi ve haber alma hakkı için vardır. Ancak geçtiğimiz cumartesi akşamı başıma öyle bir iş geldi ki, hepimizi ilgilendirecek, herkesin başına gelebilecek türden. O yüzden aktaracağım. Ne yazık ki; maske dağıtımını bile doğru dürüst yapamayan yetkililerden çözüm bulmasını isteyeceğim.

Sol ayak baş parmağımın altında bir yara vardı. O yara bir süredir ilerliyordu. Koronavirüs kapma ve evde çoluk çocuğa da bulaştırma riski yüzünden direndim. “Çok zorunlu olmadıkça hastanelere gitmeyin” tavsiyelerine uydum. Daha önce yaralar için doktorun verdiği kremlerle tedaviye çalıştım. İşin içinde biraz da ihmalkarlık yok değil!.. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Geçtiğimiz cumartesi günü iftar saati yaklaşırken şiddetli bir titreme aldı beni. Donuyordum… Hanım, termoforda sıcak suyu zor yetiştirdi. Semtimizde bulunan özel hastaneye gidebilmek için doktorların ve sağlık çalışanlarının iftar etmesi için gerekli sürenin geçmesini bekledim. Zaten işleri başlarından aşkın, tam oruç açacakları saatte bir de ben yük olmayayım dedim. Titreme nöbetim biraz azalınca, kendimi toparladım hastaneye gideceğimi ev halkına ilan ettim. Hanımın ve çocukların “Bizde seninle birlikte gelelim” taleplerini biraz da sert bir dille reddetmek zorunda kaldım.  “Eve bir hasta yeter. Sayıyı arttırmanın gereği var mı?” dedim. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Hastane yaklaşık 400 metre uzaklıkta, yürümeyi tercih ettim. Araba sürecek halde değildim. “Bir şey olursa nasıl olsa  hastanenin hemen karşısında taksi durağı var. Oradan taksi çağırırım” diye kendi kendime söyleniyordum. Ancak daha hastaneye varmadan gördüğüm tablo beni dehşete düşürdü. Taksi durağında tek araba yoktu. Durağın ışıkları yanmıyor, kapkaranlıktı. Hastaneye girdim, sorulan koronavirüs soruları ile birlikte derdimi anlattım. Sağ olsunlar hemen gerekli müdahaleyi yaptılar. İlaçlarımı yazıp, “Bunlara hemen başla” dediler. Reçeteyi alıp çıktığımda, dışarıda nefes alan sağlık çalışanlarına “Taksi durağı kapalı mı?” diye sorunca “Evet” cevabını aldım. Başka bir yerden taksi bulma ihtimalini sorunca umutsuzca yüzüme baktılar.

Kahrederek evin yolunu tuttum. Çocuklara, ilaçlara pazar günü başlayacağımı, aceleye gerek olmadığını söyledim.

Rezaletler dizisi sona ermedi… Pazar sabahı biraz kendimi toparlayabilmiştim. Araba sürebilecek gücü kendimde hissettim. Hanımla sabah erkenden nöbetçi eczane aradık. Listedeki en yakın eczaneye gittik. Saat 09.15’te nöbetçi eczanenin önündeydik. Açık olması gereken eczanenin kapısında kocaman bir asma kilit vardı. Hemen oracıkta, cep telefonundan arama tarama faaliyetine giriştik. Bize en yakın Hoşdere’de nöbetçi eczaneler vardı. Aradık. Saat 10.00 kadar açık olduklarını sonra diğer nöbetçi eczanelerin devreye gireceğini söylediler. Yani anlayacağınız, kapısının önünde donup kaldığımız eczanenin görevlisi, “Ya, 45 dakikadan ne çıkar” deyip buhar olup insan sağlığını hiçe saymıştı. Bekçisiz köyün en kralı olan ülkemde tabii ki bunlara şaşılamaz!..

Ailecek vergilerini tıkır tıkır ödeyen, vatandaşlık görevlerini eksiksiz yerine getiren biri olarak soruyorum;

–Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı günlerde taksi duraklarında en 2-3 taksi acil durumlar için neden hazır tutulmaz?

–Herkesin arabası olmak zorunda mı?… Arabası olanların dahi bazı zorunlu hallerde direksiyonun başına geçemeyeceği hiç aklınıza gelmez mi?.. Arabası olmayanlar beklenmedik bir durum yaşarsa ne yapacak. Bu illa bir sağlık sorunu da olmayabilir…

— Nöbetçi eczaneler gibi nöbetçi taksi durakları uygulaması başlatılamaz mı?..

— Nöbetçi eczanelerin görev kurallarına uyup uymadığını denetleyen bir mekanizma var mı?…

–Nöbetçi eczaneler, kafasına göre istediği saatte açıp kapatmak da serbest mi?..

★★★

Sokağa çıkma yasaklarının nasıl bir şey olduğunu biri bana güzelce anlatsın!.. 2 günlük yasak öncesi 5 gün her yer ana baba günü… 4 günlük yasakta da yaşayıp tecrübe ettik. Önceki 3 gün marketlerde millet birbirini çiğnedi. 10 metrekareye 1 kişi sınırlamasının yerinde yeller esti. Yasağın bittiği anda insanlar soluğu meydanlar, caddelerde aldı. Pazartesi günü trafik koronasız günlerden daha da ağır haldeydi. Caddeleri bırakın sokaklar da araba park edecek yer yoktu. İhtiyacınız karşılamak için herhangi bir yerde kuyruğa giriyorsunuz, bazı sorumsuz, lakayt insanlara “Sosyal mesafeye koruyalım lütfen” diyorsun, bir dayak yemediğin kalıyor. İnsanlar yasak öncesi ve sonrası her yerde üst üste sonra “Evde kal Türkiye”. Önümüzde 3 günlük kısıtlama var… Algı operasyonlarından anladığım kadarıyla, yönettiklerini sananlar, tedbirleri   gevşetmeye başlayacaklar. Çok iyi hesap kitap yapılmalı!..

★★★

Hani Tayyip Erdoğan’a öyle pas atın ki topu tam 90’a taksın deselerdi, bu kadar başarılı olunamazdı. İktidar bir yerlere balya balya para akıtıp “Bize öyle bir çalışma yapın ki, sürünen imajımızı yerden kaldırın bir de üste çıkarın” dese bu kadar iyisi yapılamazdı!..

Bazı barolar, Diyanet İşleri Başkanı ile öyle bir gereksiz polemiğe girdi ki, Tayyip Erdoğan’ın arayıp bulamadığı oldu. Hem de Ramazan günlerinde. İşte o klasik kafalar, Erdoğan ve AKP’sinin nereden beslendiğini unuttular, aranan kanı damardan şırınga ediverdiler. Adaletsizliğin paçalarda aktığı, çetelerin, hırsızların, kanlı katillerin, çocuk tecavüzcülerinin affa uğradığı ülkemde “eşcinsellik” gündem oluverdi!… Her zamanki numaraya dönüverdik. Ötekiler, eşcinselleri savunuyor. Onlar ise, İslam’a, toplum değerlerine, Müslümanlara karşı yapılan saldıranların tek savunucusu. Tayyip Erdoğan’a kaybettiği kitleleri yeniden konsolide edebilmesi için bundan daha altın bir fırsat sunulabilir mi? Aferin o barolara!..

Bakın iş nereye gidiyor?..

Saraydan bazı amiral medya organlarına, “CHP’yi yalnızlaştıracaksınız ve sürekli kötüleyeceksiniz. HDP’ye doğru iteceksiniz. Laik- anti laik tartışmalarını köpürteceksiniz” talimatı gitti. Tabii ki bundan İYİ Parti de nasibini alacak. Siz, gelişmeleri dikkatle takip edin. İktidar gardını alıyor, yeni bir oyun kurmaya çalışıyor!..