• 23.07.2020 00:00
  • (750)

  Sözü, işin uzmanına bırakacağım. İktidar, Suriye macerasında bu ülkenin parçalanmış olmasından ve sonuçlarından ders almamış gözüküyor. Suriye’nin yerini Libya aldı!.. Ayasofya ile birlikte Libya için “fetih” marşları çalınıyor. Aslında atılan adımların iktidar açısından odağı ve hedefi farklı… İktidar, iç ve dış politikasında merkeze dini koymuş durumda. Milliyetçi soslarla ama dini referanslar üzerinden Türk Milleti’ni konsolide etmeye ve kendi fikirlerini devletin temel felsefesi haline getirmeye çalışıyor. Hal böyle olunca da Libya’da mevcut resim, Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin bir askeri operasyonunun makul ve uygun olmadığını gösterse de iktidarın din referanslı fetih anlayışı nedeniyle UMH’nin bir askeri harekat başlatması sürpriz olmaz. ABD’nin İhvan anlayışındaki UMH’nin tüm Libya’ya egemen olmasına izin vermeyeceği bilinmesine rağmen özellikle Rus varlığına karşı olacak Rus etkisini azaltacak Türkiye’nin bu tür hamlesini el altından desteklemesi de büyük olasılık. Bu da iktidara cesaret veriyor olabilir. Yani Libya’da Türkiye’ye gösterilen yollar tuzak dolu. Ama, din merkezli siyaset bunların görülmesini engelliyor.

Libya’da sürecin geldiği nokta durumun iyice kritik bir hal aldığını gösteriyor. Stratejist, emekli Deniz Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek, “Güney sınırlarımızdaki iki komşu ülkenin bölünmesinin Türkiye’nin güvenliği için ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mıyız? Buna bir de son bir yıldır siyasi-askeri yönden angaje olduğumuz Libya’nın bölünmesi eklenirse maliyeti-bedeli varın siz hesap edin” diyor. Gerçekten de Libya bıçak sırtı bir durumda. Cahit Armağan Dilek, son sıcak gelişmeleri şöyle analiz ediyor;

– Ya hemen ateşkes olur ya da son yılların en şiddetli çatışmaları olur, Suriye’yi Yemen’i aratır.

– Mısır’ın son hamlesiyle artık top Türkiye tarafında. Şimdi herkes Türkiye destekli UMH’nin Sirte operasyonunu başlatmasını bekliyor. Yani ilk kurşunu atan ateşkesi reddeden taraf olmasını bekliyor. Eğer bu olursa hem Türkiye ve UMH uluslararası alanda savaşı tercih eden taraf olarak suçlanacak hem de Mısır’ın müdahalesi, Cufra’daki Rus uçaklarının devreye girmesi kaçınılmaz olacak.

– Mısır böyle bir müdahaleyi yapabilir mi?

Arap medyasında yer alan son haberler, Mısır ordusunun Libya-Mısır sınırında Libya’lı aşiretlerden ordu oluşturmaya, onları silahlandırmaya, bunları askeri ve güvenlik taburları şeklinde yeniden bir araya getirmeye başladığına işaret ediyor. Sisi bunu yapacağını açıklamıştı. Yani Mısır çoktan işe girişmiş gözüküyor.

– Sisi’ye Libya’ya müdahale yetkisi verildiği gün Trump’la görüşmesi, sonrasında yapılan açıklamada acil ateşkes istenmesi adeta ateşkes olmazsa Mısır’ın müdahalesi meşru görülecek manası veriyor.

– Rusya’nın tutumu ise daha net. Rus Devlet Duması Savunma Komitesi’nin Başkan Yardımcısı Krasov, Mısır tarafından Libya’ya askeri birlik gönderilmesinin, Libya’daki güçlerin dengesini sağlayacağını ve tarafları müzakere masasına oturmaya zorlayacağını söyledi. Bu Rusya’nın Mısır’a müdahalesine yeşil ışık değil mi?

– ABD ve Rusya’dan Libya’daki soruna çözüm için gerekli yol haritası açıklamalarında ilgili BM kararı, Berlin süreci ve Sisi’nin Kahire inisiyatifine atıf yapılması her iki süper gücün Mısır’a açık desteğinin göstergesidir. Kahire bildirgesinde Hafter’e tanıma ve güç atfeden hükümler olduğuna dikkat çekelim. Fransa, BAE, S.Arabistan’ın açık desteği de ortada.

– Ayrıca tarafların ikili veya çok taraflı görüşmelerinde öne çıkan konular acil ateşkes ve yabancı güçlerin ülkeyi terk etmesi, dış askeri desteklerin kesilmesi. Burada ismi verilmese de ülkeyi terk etmesi istenen yabancı güçten kasıt Türkiye. Yani her halükarda Türkiye yalnızlaştıran bir sürecin içinde.

– ABD tarafsızmış görüntüsüyle Türkiye’yi adeta Rusya’nın karşısına itiyor. Açıklamalarında Libya’daki Rus varlığına dikkat çekip bunun Batı yani Avrupa ve NATO’ya tehdit oluşturduğunu söylüyor. Türkiye’nin Libya’daki hamlelerine sessiz kalıyor ama açıklamalarında yabancı güçlerin Libya’yı terk etmesini istiyor. Ne şiş yansın ne kebap. Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiriyor görüntüsü veriyor.

– Peki ya Rusya? Rusya, Libya’da askeri gücünün olmadığını askeri sevkiyat yapmadığını söyleyerek Wagner grubuna ve Cufra’ya konuşlanan uçaklara sahip çıkmıyor. Ama Cufra’ya gelen uçakların Suriye’den getirildiği, o uçakların yerine Suriye Hava Kuvvetleri’nin yeni savaş uçaklarıyla donatıldığı biliniyor. Böylece Rusya, Şam ile Hafter arasında irtibat sağladığı gibi örtülü bir şekilde Libya’daki kontrolünü de genişletiyor. 2015’te Suriye’ye müdahale ederek Akdeniz’de adeta kıyıbaşını ele geçiren Rusya diğer ayağını da Libya’ya koyarak Akdeniz’e iyice yerleşmek istiyor. Suriye’dekine benzer askeri konuşlanma muhtemel bir sonraki hedefi.

– Rusya ayrıca Türkiye’yi Libya’da Rus politikalarına yakın tavır almaya zorlamak için Suriye’deki durumu maniple ediyor. Türkiye’nin Libya’daki hamlelerine Suriye’de karşılık veriyor.

– Ermenistan-Azerbaycan arasındaki son çatışmaların da hem Rus hem de ABD tarafından körüklenip Türkiye’ye karşı diğer çatışma alanlarındaki tutumunu değiştirtmeye yönelik bir baskı aracı olarak kullanılacağını da söyleyelim.

– Görüldüğü üzere Türkiye, Libya’da Katar’ın ekonomik desteği haricinde yalnız. Türkiye için askeri harekat bağlamında deniz aşırı bir yer. Her birinin çıkar ve hedefleri farklı olsa da karşısında bu onlarca benzemezden oluşan geniş bir ittifak var. Buna karşı askeri hamlelerle sonuca varmak zor gözüküyor. Ödenecek bedel büyük olabilir. Kuşkusuz hiçbir şey imkansız değil. Ama Libya’da askeri olarak bir hamle yaparken bunun Türkiye için ne kadar hayati olduğu iyi hesaplanmalı.

– Sirte-Cufra hattında ilan edilen kırmızı çizgi üzerinden ateşkes de olsa bu çizgiyi değiştiremeyeceği aşikar olmasına rağmen savaş da olsa adeta Libya’nın bölüneceğinin ilanı gibi oldu. Aynı Suriye’deki Fırat gibi.