• 4.01.2020 00:00
  • (462)

  Ülkece büyük acılar yaşadığımız günlerde yazmak çok zordur… Zorlanırsınız; konu seçiminde… Önünüze, aklınıza ne gelse o günler için içi bom boş gelir… En baba en atlatma haberi bile elinizin tersi ile kolaylıkla itersiniz. Hele bir de Ankara gazetecisiyseniz, siyasilerin boş lakırdılarını, kayıkçı kavgalarını, koltuk savaşlarını kağıda dökmek hiç mi hiç içinizden gelmez. Ankara gazeteciliğinin bir başka zorluğu daha vardır. Uzağınızda olan bir felaketi ancak herkes gibi gazete ve televizyonlardan takip ediyorsanız, oturduğunuz yerden yazacağınız her şey hariçten gazel okumak gibi gelir adama… Ahkam kesmek, goygoyculuk yapmak, işkembeden atıp tutmak, en kral uzmandan bile daha uzman olup bilgelik taslamak -klavye üzerinden- elbette çok kolaydır ama o da gerçek gazeteciliğe yakışmaz.

Ha, bulursunuz adam gibi uzmanı, adam gibi yetkiliyi… Sorarsınız adam gibi soruları, alırsınız toplumun acısına merhem olabilecek cevapları… O zaman tamam, diyeceğim hiçbir şey olmaz!.. Ne felaketler gördük; sel, deprem, çığ… Ne badireler atlattık;  sokak ayaklanmaları, terör olayları, operasyonlar… Ne çetrefilli günler geçirdik; sınır ötesi operasyonlar, uluslararası krizler… Kendi adıma söyleyeyim; “uzman” diye geçinenlerin çoğunun taklacı olduğunu çok iyi bilirim. O televizyonlarda boy gösterenlerin çoğunun iyi bir borsa yatırımcısı olduğunu kaynaklarından bilirim. O yüzden “uzman” konusunda çok titiz ve seçici davranırım. Adım gibi emin değilsem uzak dururum!..

★★★

İzmir’deki deprem felaketinde, enkaz yığınlarının altından gelen mucize haberlerini izlerken, Türkiye’nin en modern şehrindeki çarpıklıklar yüzümüze vurulurken, başkentin klasik Salı’sına bakmak içimden hiç gelmedi.  Elbette, siyasi partilerin Meclis grupları dün de toplandı. Liderler birbirlerine attı tuttu… Kulislerde dedikoduda bir hayli boldu… Dedim ya; içimden gelmedi… Nefsim, aklım, vicdanım siyaset yazmaya izin vermedi. On, on beş sene önceki halim olsa, bir dakika vakit kaybetmez atlar giderdim İzmir’e. Yıllar önce, Ceyhan depreminde, Marmara depreminde ve nice büyük felaketlerde yaptığım gibi…

Neyse!..

İzmir’de yıkılan binaların enkaz kaldırma çalışmalarını, gerçek kahramanların hayat kurtarma çabalarını izlerken aklımdan tek şey geçti. Bundan tam 18 yıl önce…3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde AKP tek başına iktidara gelmişti. “Büyük Anadolu ihtilali” iddiasında olanlar vardı. Ankara Oran’da lüks milletvekili lojmanları yıkılıyor, mebuslar güya halkın arasına karışıyor, kiralık evlere çıkılıyordu. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’da Keçiören’de kiralık eve çıkıyordu. Ev sahibi partisinin bir milletvekili olsa da görüntü ahaliye şirin geliyordu. Peki koskoca 18 yılda ne değişti?.. Tek başına AKP iktidarında da bir değişiklik olmadı. Açın internete bakın; deprem bile olmadan nice çöken binalar ve kaybedilen onlarca can var. Çarpık yapılaşmada, çarpık kentleşme, deprem değil çürük binalar öldürür gerçeğinde ne değişti?.. En ufak bir iyileşme sağlanabildi mi?.. 18 yıl önce de “İstanbul’da meydana gelecek büyük depremde nasıl büyük acılar çekeceğimizi, büyük bir felaketin altından kalkamayacağımızı” konuşuyorduk hâlâ aynı şeyleri konuşup duruyoruz. 18 yıl sonra değişen tek şey var; birileri, bir eli yağda bir eli balda bin 500 odalı saraylarda oturuyor. “Anadolu ihtilali yapıldı” diye kandırılan, avutulan ahali ise enkaz altından gelecek müjdeli haberleri bekliyor!.. Birileri, ejder meyveli smoothie ile karnını doyuruyor, enkaz altından sağ olarak kurtulup Türkiye’yi büyük sevince boğan Ayda bebeğin, ambulansla hastaneye götürülürken kendisini kurtaran amcalarından ilk istediği köfte ayran oluyor!.. Sayıştay’ın Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu’na göre, Saray giderlerinin bir yılda 3 milyar 919 milyon TL, yani bir günde ortalama 10 milyon TL olduğu belgelenirken,  İzmir’de yıkılmış veya yıkılacak binada eşyalarını alamayan vatandaşlara 30 bin TL eşya yardımı, ev sahiplerine 13 bin lira, kiracılara da evlerinde oturamayacaklarsa 5 bin lira taşınma ve kira yardımı verileceği duyuruluyor. Bu yardımların hangi kriterlere bağlandığını ise bilemiyoruz!..

Haydi şimdi içinden geliyorsa siyaset yaz da göreyim!..

★★★

Değerli okurlarım, yarın için bir özrüm olacak. Rutin işlerimden biri haline gelen mahkeme salonları mesaime bugünde siz bu satırları okuduğunuz sırada devam ediyor olacağım. Bu sefer hak aramak için Ankara adliyesinde hazır bulunacağım. Bundan 1 yıl önce, evimin kapısının önünde uğradığım alçak saldırının ilk duruşması bugün yapılıyor. Mahkemede –eğer izin verilirse- hem kendimin hem de benim gibi saldırılara uğrayan basın emekçilerinin hakkını savunmaya çalışacağım. Ha!.. O maşaları, karaktersiz çukur piyonları bizlerin üzerine salan çukur şahsiyetler bulunup yargılanıp hak ettikleri cezalara çarptırılmadıkları sürece değişen pek bir şey olmayacağının bilincindeyim. Ancak, mücadele mücadeledir. Karanlık zihniyetlerin kazanmaması için geri adım atmamamız, sinmişlik görüntüsünden uzak durmamız lazım. Çalakalem yazıyı hiç sevmem. O saatten sonra bir de o kafayla sizlere yazı olsun torba dolsun diye bir şeyler ulaştırmayı da içime sindiremem. Yarın, bu köşe boş olacağından affınıza sığınırım.