• 28.01.2021 00:00
  • (273)

  Farklı bir konuya değineceğim bugün…

Tüm dünyanın sessiz kaldığı, uzaktan izlediği bir insanlık trajedisinden ne kadar haberdarsınız?.. Çığlıkları duyabiliyor musunuz?.. Çin aşısını beklerken (!) Çin’de Uygur Türklerine uygulanan zulmün ne boyutlara ulaştığının farkında mısınız?..

Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan Uygur Türklerinin derhal serbest bırakılması için 22 ülke tarafından Çin’e verilen mektupta Türkiye’nin imzasının bulunmadığından haberdar mısınız?..

Siz, Çin aşısı ile Kovid belasından kurtulacağınızı sanarken binlerce kilometre uzakta yaşayan soydaşlarımızın nasıl hayatta kalmaya çalıştıklarını ve daha da acısı nasıl hayata veda ettiklerinden haberdar mısınız?..

Yüzüme boş boş baktığınızı görür gibiyim!..

★★★

İYİ Parti lideri Meral Akşener, TBMM grup toplantısında konuştuğu kürsüyü millet kürsüsü haline getirdi. Bir süredir, her grup toplantısında, milletin sesinin duyulması için kürsüyü sivil toplum örgütlerinden temsilcilere bırakıyor. Grup toplantılarını yayınlamakla mükellef olan, iktidar amigolarının tribün şovlarını bile kesintisiz yayınlayan TBMM TV, sıra muhalefet partilerine geldiğinde ne yapıyor?.. Milletten yükselecek feryatlar, söylenecek acı gerçekler saray iktidarının hoşuna gitmeyeceği için yayını kesiyor. Demokrasinin beşiği TBMM’de kara sansür uygulanıyor!.. Hem de milletin ödediği vergilerle faaliyetini sürdüren TBMM  TV eli ile…

Bu haftada aynısı oldu. İYİ Parti lideri Meral Akşener, grup toplantısında kürsüye ailesi Çin’in toplama kamplarında olan Doğu Türkistanlı bir hanımefendiyi davet etti. TBMM TV tam o anda yayını kesti. Duyamadınız Kaşgarlı Nursimangül‘ün feryadını!.. Yine, kulaklarınız duymaz gözleriniz görmez olsun istediler.

Meral Akşener, Nursimangül’ü kürsüye çağırmadan önce şöyle dedi:

“Bu Cumhur ittifakı gerçekten bir acayip… HDP binasında, Apo posteri bulunca şaşırıyorlar ama, seçim zamanı mektubunu okutmaya gelince, dert etmiyorlar.

Yana yakıla, ‘HDP kapatılsın’ diyorlar ama, bunun için en ufak bir adım bile atmıyorlar.

Nitekim bunlara sorarsan, en büyük Türk, en has Müslüman kendileridir ama, ‘Müslüman Türküm’ dediği için, zulüm gören kardeşlerimizi duymuyor, iki laf edemiyorlar.

Böyle cıvıklık, böyle ciddiyetsizlik olmaz. Böyle devlet yönetilmez. Yazıklar olsun.

Ayrıca ortada bir de, Çin’le 2017 yılında yapılmış bir, ‘Suçluların İadesi Anlaşması’ var. Bunu, Dışişleri Komisyonu gündemine almaya cesaret edebilecekler mi çok merak ediyorum. Buradan ilan ediyorum;

Bunu yapacak kişi, kardeşlerimizin mezalimine imza atacak kişidir. Ve bunu bir utanç nişanı olarak, ömür boyu taşıyacaktır.”

★★★

TBMM kürsüsünden yükselen, Nursimangül’ün çığlığını duyun istedim. İşte yürekleri dağlayan o konuşma:

“Benim ailem toplama kampında bulunmaktadır. Benim ailemin başına gelen bu zulmün sebebi de benim. Benim Türkiye’de bulunmam. 2017 Haziran’dan sonra hep bekledim bugün olmazsa yarın benimle iletişime geçecekler dedim. Ama olmadı. Yaklaşık 4 yıl oldu annemin sesini bile duyamadım. Benim canından çok seven babamın ve kardeşlerimin şu an ne durumda olduğunu bilmiyorum. Karşınıza çıkan herhangi bir Doğu Türkistanlı kardeşimize sorsanız benimle aynı olan acı gerçekleri size anlatır. 90 yaşındaki dedesi, annesi, babası ve hatta 30 senelik memur olan ailesinin nerde olduğunu bilemeyen, onların toplama kamplarında hayatta olup olmadıklarını öğrenmek için İstanbul’un sokaklarında kendi sesini duyurmaya çalışan kardeşlerimizi her yerde görebilirsiniz. Benim de bir çocuğum var. Bir an gözümün önünden kaybolduğunda ödüm kopuyor. Benim Ankara’ya geleceğimi öğrendikten sonra çok üzüldü. Benden ayrı kalmak istemiyordu. Hatta bir resim çizmiş çantama koymuş. ‘Anne sana eşlik etsin ,ben seni çok özlüyorum belki sen de beni özlersin’ diye. Benim annem ve babam 4 çocuğunun nerede olduğunu yaşayıp yaşamadığını bilmeden toplama kampındalar. Ben de onların hayatta olup olmadığını bilmeden 4 sene geçirdim. Benim feryadım siyasi değildir. Ben sadece bir insan olarak anne ve babamı görmek, onlara sarılmak insan gibi yaşamak istiyorum. İnsanlıktan, Müslümanlıktan ve Türklükten yardım bekleyerek 4 sene geçti. Ama toplama kampları hala orada ve büyüyorlar. Ceza kamplarından ailelerini ölü ya da hasta teslim alan insanları sosyal medyadan gördüğümde canım burnuma geliyor. Her geçen gün can kaybı artırıyor. Oralarda yaşanan işkence ve tecavüzleri sizlere anlatmaya dayanamıyorum. Uygur gençleri köle işçi olarak çalıştırılıyor. Kızlarımız resmen Çinliler tarafından seçilerek evlenme adı altında tecavüze uğruyorlar. Anne ve babasız olan çocuklar kamplara götürülerek kendi dili ve dinlerinden koparılarak birer Çinli olarak yetiştirilmektedir. Çin, her türlü üstünü örtmeye çalışsa da teknolojiden yararlanan gazeteciler, araştırmacılar ve uluslararası insan hakları örgütleri Uygur, Kazak ve Doğu Türkistan’daki diğer Türklere soykırım uyguladığını kanıtlamıştır. Şunu sormadan edemiyorum Dünya neyi bekliyor? Oradaki milyonlarca insanın ölmesini mi? Eğer bu sessizlik Doğu Türkistanlı kardeşlerimin silinmesine sebep olursa ben nasıl inanırım ki insan hakları diye bir şey olduğuna?

Nasıl inanırım ki Türklerin Müslümanların kardeş olduğuna? Lütfen elinizi yüreğinize koyunuz. İnsan olan vicdanı olan herkesin biran evvel yapması gerekeni yapmasını istiyorum. Bu zulme hep birlikte dur demenizi istiyorum. Ben sözümü söyledim. Şimdi insanlıktan cevap bekliyorum.”

★★★

Eyy, insanlık!.. Türkiye’yi terk etmediysen cevap ver…