• 3.04.2021 10:45
  • (290)

 İşlerine geldiği zaman baş tacı işlerine gelmediği zaman paçavradan beter hale getirilen anayasamız buyuruyor ki:

“ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yargı

  1. Genel hükümler
  2. Mahkemelerin bağımsızlığı

MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi’nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.“

???

Çok açık değil mi?.. Üzerinde yorum yapmak için hukuk fakültesi diploması sahibi olmak gerekir mi?.. Yok!..

Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılması talebiyle hazırlanan iddianameyi usul eksiklikleri nedeniyle oy birliği ile iade etmesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi çok kızdırdı. Bahçeli tepkisini, “HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” diye  göstermişti. Bahçeli’nin oldukça sert çıkışının ardından Cumhur İttifakı ortakları arasında alt düzeyde de olsa atışmalar yaşanıyor. Ancak, dikkatinizi çekmek isterim ki; Bahçeli’nin bu seferki sert sözleri öyle MHP’nin temsil ettiği güvenlikçi yapının jargonu ile söylenmiş sıradan sert sözler değil. Daha başka bir şey!.. Çünkü, HDP ile Anayasa Mahkemesi’ni aynı kefeye koymak aynı cümle içinde zikretmek ve ikisinin birden kapatılması seslendirmek öyle yenilip yutulacak cinsten laflar değil…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sertliği Ankara siyasi kulislerinde farklı farklı yorumlanıyor. “Kararı hazmedemedi. AKP’yi dövemeyeceği için Anayasa Mahkemesi’ne yükleniyor” diyenler var… “AKP, HDP ile birlikte kendisini de kapatılmaktan kurtardı” diyenler de, “ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı davayı açtığında suskunluğu ile bilinen Abdullah Gül bile tepki göstermişti. Anayasa Mahkemesi’ndeki malum yapı Abdullah Gül’ü dinledi. Çoğunluk onlarda olduğu için blok hareket edilmek durumunda kalındı” yorumunu yapanlar da var…

Efendim, siz de diyebilirsiniz ki; “Ee, MHP dememiş miydi, ‘Yargıtay Başsavcılığı dava açmazsa, bizim dosyamız hazır biz dava açılması için başvururuz.’ Ne duruyorlar. O zaman kendileri gitsin Anayasa Mahkemesine…”

Vallahi, kim ne derse desin benim kafamı kurcalayan bambaşka şeyler var!..

Hafta başında (Salı) kaleme aldığım yazımda -farklı bir sebepten ötürü- Türkiye için uygulanacak yaptırımları içeren kararların AB Liderler Zirvesi’nde (25-26 Mart) Haziran ayına ertelendiğine dikkatlerinizi çekmiştim. Hem de ABD Başkanı Biden’dan gelen açık talimata uyularak.

Uzun süredir, Suriye’de olup bitenleri unuttuk. Sözde Kürt devletinin oluşumunu gözü kapalı kabul etmişler gibi… Ne “bir gece ansızın geliriz” kaldı ne de başka tellerden üfürükten efelenmeler!..

ABD’nin S-400’ler tehditlerine, Biden’dan 2 dakikalık bir telefon görüşmesi gelir, ne olur ne olmaz diye zaten ses seda çıkaramıyorlar…

ABD Savunma Bakanı Lloyd J. Austin,Türk, Yunan ve Ukraynalı mevkidaşlarıyla aynı gün telefonla görüşüyor. Bizde olmayan onlardan yapılan açıklamalara dikkatle bakarsak, Karadeniz gittikçe ısınıyor hatta savaş tamtamları çalınıyor. Türkiye, yeni maceralara sürüklenebilir.

Yine, üst üste gelen olayların zamanlaması bana oldukça manidar geliyor!..

Anayasa Mahkemesi’nden gelen iade kararına da bu çerçevede bakıyorum. Aklıma gelen deli sorulardan sadece ikisini paylaşacağım;

-HDP’nin kapatılmamasına karşı AB’den bir miktar kredi sözü mü alındı?..

-Yeni bir “çözüm süreci” kapıda mı?..

Zaten hafta sonu içeriye kapandınız. En iyisi mi, ben sizin içinize kapanmanıza sebep olmayayım… Gelin, bu haftayı bu kadarıyla kapatalım!..