• 3.06.2021 06:49
  • (123)

Grup Gündoğarken… İlhan, Burhan, Gökhan Şeşen… Ankara’dan Abim Geldi…

Özellikle 1990 yıllarda fırtına gibi esen Grup Gündoğarken’in insan ruhuna büyük dinginlik, huzur veren özgün müziklerini keyifle dinlemeyen var mıdır acaba?.. Yaşıtlarımı şöyle bir araya getirme imkanı olsa, “Ankara’dan abim geldi” yi koro halinde söyleriz herhalde. ‘Z’ kuşağının bile  Grup Gündoğarken’in efsane  albümlerini cep telefonlarına indirip sevgiyle dinlediklerine inanıyorum…

Yok, müzik eleştirmenliğine soyunmadım!..

İYİ Parti lideri Meral Akşener,  Meclis grup toplantılarında konuşmasını tamamladıktan sonra kürsüyü, toplumun çeşitli kesitlerinden temsilcilere, sıkıntı ve düşüncelerini anlatması için bırakır. “Millet Kürsüsü”nün dünkü konuğu da sanatçı Burhan Şeşen’di… Hâlâ hayranı olduğum Burhan Şeşen’in ne söylediğini merak ettiğim için internette video kaydını bulup başından sonuna izledim. (TRT, daha önce de yaptığı gibi Millet Kürsüsü’ nün konuğu konuşmaya başladığı an yayını kesmişti)

Kitabın ortasından konuşmak gerekirse, Burhan Şeşen ders verdi!.. Müzik dersi değil… Şeşen, ince siyaset, hitabet, nezaket, üslup, zarafet ve iletişim dersi verdi. Siyaset sahnesindeki, o çıta düşüklüğüne, argolara, racon kesmelere, küfürleşmelere, tehditleşmelere esaslı bir şamar indirdi. Anlayabilene!..

Bağırmadı, çağırmadı, hakaret etmedi, masayı yumruklamadı, kimseye parmak sallamadı, sanatçı zarafetiyle az ama öz konuşarak eleştirdi… Burhan Şeşen’in dün İYİ Parti grubunda, son olarak açıklanan ‘kademeli normalleşme’ takviminde göz ardı edilen müzisyenlerin durumunu anlatmak için yaptığı konuşma, siyaset ve iletişim okullarında ders olarak okutulmalı!..

? ? ?

Müsaadeniz olursa ve bana da kızmamanız şartıyla, sanatçı Burhan Şeşen’in dünkü harika konuşmasına damat Berat Albayrak replikleriyle yer vereceğim;

-Müzisyenlik zor zanaat özellikle bazı ülkelerde. Türkiye’de de zor zanaat ama yine dünyaya gelme şansım olsaydı yine müzisyenlik seçerdim. Müzisyenlik sayesinde tüm canlılara sevgi ile yaklaşmayı, kavga etmeden tartışmayı, usta çırak ilişkisiyle de ahde vefayı öğrendim. Hiçbir zaman haksız ve güçlünün yanında olmadım. Barış içinde  herkesin fikirlerini söyleyebildiği özgür bir Türkiye hayali kurdum bu yaşıma kadar. Bundan sonra da kurmaya devam edeceğim. Müzikle uğraşan insanların bu dünyayı güzelleştirme gibi bir sıkıntıları olduğunu düşündüm çocukluğumdan beri. Hayalperest bir düşünce ama hayal olmadan umut olmadan nasıl yaşayacağız ki.

-Yaklaşık 16 aydır hepimiz çok büyük bir krizin altında eziliyoruz. Binlerce sektör çalışanı ve bakmak zorunda olduğumuz ailelerimizle resmen yaşam mücadelesi veriyoruz. Hayatlarına kıyanlar enstrümanlarını satanlar yıllarca sahneye çıkabilmek bir enstrüman çalabilmek için gecesini gündüzüne katan icracılar, besteciler, söz yazarları ve sektör emekçileri hiç bilmediğimiz iş kollarında 3 kuruş paraya iş arar olduk. Pandeminin ilk günlerinden bu yana Kültür Bakanı hariç devletin en üst yönetimi müzik sektöründen hiç ama hiç söz etmedi. Tiyatrocu, sinemacı dostlarımız destek paketlerinde yer aldılar ama bizler devlet babanın üvey evlatları gibi görüldük nedense. En başından bu yana devletten beklentimiz diğer iş kollarına sağlanan kademeli normalleşmenin bizim iş kollarımıza da sağlanmasıydı. ‘Yoksa bize para verin, yardım edin’ diye istekte bulunmak hiç birimizin tercih edeceği bir yol değildir. Türkiye de biz yıllarca çalgıcı olarak hor görüldük. Asıl işiniz nedir sorusuna muhatap kalındık,  yaptıklarımızın sanat olduğu görmezden gelinerek hak ettiğimiz saygınlık bir kaç plaket ile geçiştirildi ne yazık ki.

? ? ?

(Bakın burası çok önemli) ;

-Lütfen şimdi söyleyeceklerime kulak verin biraz geriye gidelim, Osmanlı dönemine gidelim.. Osmanlı padişahı ve İslam halifesi 1’nci Mahmut’un günümüze kadar ulaşan besteleri oldu. 3’ncü Selim’in kendisini öldürmeye gelenlere karşı o sırada üflemekte olduğu ney ile direndiğini, 2’nci Mahmut’un iyi bir neyzen ve tamburi olduğunu, Vahdettin’in 63 adet müzik eseri olduğunu biliyor muydunuz?..

(Neo- Osmanlıcılara ve saltanatçılara ne kadar güzel bir gönderme. Tam 90’a takmış)

-Değerli siyasiler bizleri yönetmeye çalışanlar, müzik, kişileri sadece ruhsal olarak güçlü kılmaz aynı zamanda akıl ve vücut sağlığını korumada kullanılan en eski tedavi yöntemlerinden biridir. Bunun için müzik yaşasın, müzisyen yaşasın. Tiyatro yaşasın, sinema yaşasın, sanat yaşasın ki, çağın gerisinde kalınmasın.

(Kendi yaşam tarzlarını zorla insanlara dayatmaya çalışanlara ‘arif olan anlar’yapmış)

? ? ?

-Ayrıca Anayasa’nın 64. maddesi hepimizin bildiği gibi; “Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gerekli tedbirleri alır.” der.

Sizlerden ricamız Anayasa’nın bu maddesine uymanız.

Şimdi şunu sormanın zamanı geldi.

Ey, bu ülkeyi yönetenler…

(Tam burada grup salonunda kahkaha patlaması yaşanıyor)

Bir ayrılık sonrasında ya da bir aşk acısı çektiğinde hiç mi bir şarkımız size teselli olmadı?

Bir ağıtla, bir bozlakla hiç mi hüzünlenmediniz?

Bunları da geçtim.

Bir düğünde hiç mi halay başı olmadınız?

(Bakın burası çok çok önemli)

Daha da özeli ilkokulda, millî bayramlarda, vatani görevimizi yaparken; “Dağ başını duman almış” marşını da mı okumadınız?

(ATATÜRK ve Cumhuriyet düşmanlarına ne kadar da güzel yapıştırmış)

? ? ?

-Müzisyenler gerçekten özel insanlar, farklı insanlar.

Hakikaten ben hâlâ bu yaşımda bile bir şarkıyla dünyayı güzelleştireceğimi düşünüyorum.

Böyle bir inancım var. Biliyorum çok ütopik bir şey.

Ama bizler de sizler gibi her şeyi barış yoluyla, uzlaşmayla, demokrasi sınırları içerisinde çözmeye çalışıyoruz.

Gençler yeni bir akım başlattılar. Belki internette görmüşsünüzdür.

Gözünü yumma, müziğe sahip çık.

Gözünü yumma, sahneye sahip çık.

? ? ?

Burhan Şeşen’in son sözlerine ben de küçük bir ekleme yapmak isterim;

Gözünü yumma, vatanına sahip çık!..

Burhan Şeşen’i bir kez daha ayakta alkışlıyorum…