2023 yolculuğunda bir tür “Manifesto” olacaktı konuşması. Öyle söylemişti sayın Cumhurbaşkanı.

İktidara yakın medya da bu yönde umutlar üretmişti.

Merkez Bankası Başkanı’nın sürpriz, beklenmeyen, bir tür şok edici nitelikte değişimi, hem Cumhurbaşkanı’nın karar verici konumunu, hem ekonomi yönetimindeki belirsizliği ciddi ölçüde tartışılır hale getirmişti. 4 ay önce getirdiğiniz MB Başkanı’nı görevden alıyordunuz. Döviz fiyatları bir kere daha çıldırmışçasına tırmanışa geçiyor, herkes bunun böyle olacağının nasıl öngörülemediğine hayret ediyor, kararın sahibi olarak Cumhurbaşkanı suskunluğunu korurken, “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sıfatıyla konuşuyorum” diye bir adam çıkıyor, kanal kanal dolaşarak, Türk Bayraklı bir sahne içinden ahkam kesiyordu. Herkes şaşkınlık içinde idi.

İşte böyle bir ortamda Ak Parti 7. Olağan Kongresi’nin “Manifesto”ya zemin olacağı söylemiyle etraf toparlanmaya çalışılmıştı. 2023’e giderken yeni hamleler yapılacaktı. Parti, Hükümet yeniden dizayn edilecek, Cumhurbaşkanı da Kongre konuşmasıyla bunun başlama vuruşunu gerçekleştirecekti.

Dinledim tüm konuşmayı. Olağanüstü düşük profilli bir Tayyip Erdoğan konuşmasıydı bu. Katılanların kendi kendilerine ürettikleri tribün heyecanı da olmasa, sessiz sedasız bitip gidecek bir iklim vardı. Bütün salonu ayağa kaldırıp “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” andı bir heyecan yüklemesi ise, bu görüntünün dışardan bakıldığında merasimsel bir anlamın ötesine geçmediği anlaşılabilirdi. İçinde milletvekillerinin de bulunduğu bütün salonu böyle bir and için ayağa kaldırmanın garipliğini hatırlatacak kimse kalmadı mı oralarda Allahaşkına?

Yarım saati, geçmiş icraata ayrılan bir konuşma. Tayyip Bey, biliyorum yaptıklarını anlatmayı önemli bir siyaset dili olarak görüyor, ama diyelim bu Kongreye, iktidar partisinin kongresine, içerde – dışarda ciddi sorunların yaşandığı, pandemi tedbirleri yüzünden insan hareketlerine, işyerlerine tahammülü zor yaptırımlar uygulandığı, ekonominin sarsıntılar geçirdiği bir dönemde yapılan Kongreye, anlam katacak tek şey, yaşanan problemlerden çıkış için bir umut ışığı yakılıp yapılmayacağı değil miydi?

Ne oldu?

Hiç.

“Battık lafına inanmayın. Yaşanan dalgalanma Türkiye’nin gerçeğini ve dinamiklerini yansıtmıyor… Yastık altındaki döviz ve altınları piyasaya sokun.” Yaşanan ekonomik fırtına – türbülans için söylenen bu.

Sonra da üç alanda hamle iddiası:

-Yeni anayasa yapmak.

-Aile – Eğitim – Kültür alanında yoğunlaşma

-Uluslararası sistemin yeniden tanzimi.

Bir kere Cumhur İttifakı’nın iş tutma tarzı, mesela, partilerin katılımı ile yeni bir Anayasa yapma ihtimalini devre dışı bırakıyor. Çünkü Ak Parti MHP ile bir kamp oluşturuyor, diğer partiler de “Zillet İttifakı” diye niteleniyor. Ne yani “Zillet İttifakı” ile elele verip bir anayasa mı yapılacak?

Aile – Eğitim – Kültür alanına gelince, ilk sorulacak soru şu: Neden bu alanlar, 19 yıl sonra hatırlandı ki? Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan, müteaddit defalar Eğitimde – Kültürde başarılı olamadıklarını ifade etti. Gelinen noktada Şehir Üniversitesi’ni kapatmış, Boğaziçi’nde öğrencilerle gırtlak gırtlağa gelmiş bir politika ile, Milli Eğitim Bakanı’nın 8’izinci defa değiştirilmesi ihtimalinden söz ediliyor. Aile konusundaki dökülmeler ise, en son İstanbul Sözleşmesi tartışmaları ile ortaya serilmiş durumda. Şu an yapılan tartışmalar, o alanda da toplumsal mutabakat imkanının heba olduğunun göstergesi. “Medeniyet perspektifi” sözü laf olarak çok güzel de, 20 yılda böyle bir perspektifi yakalamak için eğitim, kültür, aile, gençlik alanında ne yapıldı sorusu cevaplanmamış olarak ortada duruyor.

Uluslararası düzenin yeniden tanzimi alanına gelince, orada “Dünya 5’ten büyük” sözünün çok alımlı olduğunu, ancak gelinen “Yalnızlaşma” zemininde, küresel boyutta bir hedefi yakalamak için her şeye yeniden bakmak, yeniden değerlendirmek, yeniden tanzim etmek gerektiğini görmemek mümkün değil. Şu ana kadar çizdiğimiz profille böyle küresel bir misyonda nasıl rol alabileceğimiz derin bir müşkülat ihtiva ediyor.

Kongre yapıldı. Beklenti, hükümette ve parti yönetiminde değişikliklere gidileceği yönünde. Herkes 2023’ün önemli ölçüde bir “Kaybetme Telaşı”nı barındırdığını biliyor. Kongre salonunu dolduran Ak gençliğin 2023te ilk defa oy verecek gençliğin yüzde kaçına tekabül ettiği sorusu herkesin ortak merakı halinde. Büyük şehirlerin kaybı zonklayıcı bir gerçek durumunda. Ekonomide cenaze ortada duruyor. Parti cenahı “O yaptı oldu” demekten başka bir izah getirmiyor. Öne çıkan “Başdanışman silüeti” ise kaygıları Damat Bey’in rolünden daha çok artırıyor. Allah encamımızı hayreylesin.

  • Abone ol