• 29.04.2021 05:58
  • (113)

24 Nisan geriliminde Biden’ın “soykırım” sözcüğünü kullanması kadar, HDP’nin partinin kurumsal kimliği içinde “soykırım”lı bir bildiriye imza atması da sarsıcı oldu. Garo Paylan’ın -kimlik bağlantısı sebebiyle- o sözü söylemesi olağan karşılanabilirdi, ancak bu defa “evet parti” öyle bir çıkış yapıyordu.

Parti karar organlarında böyle bir çıkışın nasıl bir tepki doğuracağının öngörülmediği söylenemez, kanaatindeyim.

Yani tepkiler öngörülerek, dolayısıyla seçilerek, tercih edilerek yapılmıştır o iş.

ABD’nin bölgesel politikalarıyla aynı paralele girildiği, bunun ABD’deki en azgın çevrelerin Türkiye karşıtlığı ile bütünleşmek anlamına geleceği, Türkiye’de çok geniş toplum kesimlerinin canını sıkacağı bilinerek yapılmıştır.

Üstelik “soykırım” suçlamalarının bir boyutunun Kürtleri de hedef aldığı bilinerek yapılmıştır.

HDP böyle bir çıkışın, iç siyasetteki denklemde doğuracağı sonuçları -en azından iktidarın şeytanlaştırma politikasını besleyeceği, buna karşılık seçim “demokrasi bilmem ne türünden ittifak hesaplarını” berhava edeceği de öngörülmüş olmalıdır.

Bir de güncel Kobani davası var. İki eş başkan ile birlikte yüzlerce insan yargılanıyor bu davada. Bu dava ile birlikte HDP’nin dosyasında onlarca kişinin katledilmesi, yakıp yıkmalar, bir tür isyan girişimi gündem oluyor.

Selahattin Demirtaş cezaevinden kamuoyundaki şeytanlaştırmayı kırma amaçlı mesajlar vermeye çalışıyor. Malum o Demirtaş, HDP adına farklı bir çıkışın “Türkiyelileşme” çıkışının sözcüsü idi.

Mevcut HDP yönetim kadrosu, ABD Başkanı ile aynı ağızla -o kötü söz-ü kullanırken, herhalde bunun “Türkiyelişme” çıkışının köküne kibrit suyu döktüğünün de farkındadır.

Bu “soykırım” çıkışı, açıkça “Biz Türkiye’ye karşı oynuyoruz” mesajından başka bir anlam taşımıyor.

HDP bunu “Kürt siyasi hareketi” adına yapıyor. Evet, 6 milyon civarında oyu var. Üstelik bu oy bütün baskılara rağmen düşmüyor.

Bundan, HDP’nin bir kitleyi kendi çizgisine inandırdığı anlamı çıkıyor.

Benim gibi birçok yazar, bu konunun hassasiyetini dile getiriyor, HDP’ye yönelik baskıların bu kitlenin aidiyet duygusunu yaralayacağını, bunun da ülke bütünlüğü açısından ciddi sakıncalar doğuracağını ifade ediyor. Zaman zaman bunu iktidara anlatamıyor olmaktan da rahatsız oluyoruz.

HDP’nin soykırım bildirisi, orada bir aidiyet kaybı olduğu izlenimi veriyor.

HDP Meclis’in Kıbrıs, Karabağ ve şimdi de ABD’nin soykırım açıklaması gibi konularda yayınladığı ortak bildirilere imza atmıyor.

Bunlar üst üste gelince ortaya bir “ayrışma” olgusunun çıktığı açık. Bu ortak bildirilerin iktidarın politikalarını destekleme, muhalefeti iktidarın güdümüne sokma niteliğine bürünmesi sebebiyle radikal farklılaşmayı tercih etmiş olabilirsiniz.

Ama bir dönem, “Türkiyelileşme” gibi bir politik vizyonu önemsemiş, dolayısıyla burada kendisi açısından sorun görmüş bir partinin, bugün ABD’nin politikaları ile örtüşme hamlesi içine girmesi anlamlıdır.

Anlamlıdır” kelimesini öylesine kullanmış değilim. “Anlam”ı neyse onu anlamak ihtiyacındayız, demek istiyorum.

Açık soru şu: Artık HDP’nin “Türkiyelileşme” diye bir meselesi yok mudur?

Çok açık ki Türkiye’de bir çok insan, demokrasi, insan hakları, hukuk duyarlılığı sebebiyle, kayyım atamaları, şeytanlaştırma, gelişigüzel tutuklamalar, yargısız infaz gibi konularda HDP’ye yapılan haksızlığa karşı çıkmışlardır. Yine pek çok insan, Kürt sorunu konusunda en az Kürt siyasetçiler kadar duyarlılık sergilemişlerdir.

Şimdi bu çıkış, tüm insanlara “Biz Türkiye’nin hiçbir duyarlılığı ile ilgilenmiyoruz” anlamına mı geliyor? Biz resmen “Dışardan” oynuyoruz mesajı mıdır?

İktidar uzun süre HDP’yi “Dokunan yanar” pozisyonunda tuttu. Şimdi bizzat HDP, “Bize dokunan yanar” mesajı mı veriyor?

Eğer böyle ise, o zaman 6 milyon oyu ya da terör örgütü ile ilişkiyi, nasıl bir çözüm için kullanacağını düşünmemiz mi gerekiyor?

Biliyorum, pek çok şey söylenebilir bu konuda, çukur eylemleri, öz yönetim ilanları vs… pek çok mesaj verdi herkese, ama o sürecin sonu da görüldü: Ölüm, ölüm, ölüm… Türk, Kürt herkesin payına ölüm düştü.

Altan Tan’ın “Kürt Sorunu” kitabını HDP de okumalı bugün. Orada “Olmazlar”ı ve Makulü işaret ediyor Altan Tan. Olmazları oldurmaya kalkarsanız, bunun sadece Doğu Güneydoğu’ya değil, sadece Türkiye’ye değil, sadece Türklere - Kürtlere değil bütün bir coğrafyaya bedel ödeteceğini, bölgeyi acıya boğacağını yazıyor.

Altan Tan şimdi HDP’nin dışında ama, bence yeniden çağırıp dinlemeli Altan Tan’ı HDP.

Sırf başka safta olduğu için karşıtları tarafından HDP’nin durduğu yer kolayca harcanıyor olabilir, ama HDP kendi konumunu kolayca harcamamalı.

Ben merak ediyorum, Öcalan “soykırım der miydi, Selahattin Demirtaş der miydi?