• 2.05.2021 19:01
  • (139)

Muhafazakar iktidar tecrübesi kendi geçmişini de yiye yiye bir sona doğru ilerliyor. Hem kendi geçmişini yiyor hem temsil ettiği değerleri.

Üç Y ile mücadele için yola çıkılmıştı, değil mi? Yolsuzluklarla, Yasaklarla, Yoksullukla Mücadele.

Temiz yönetim, hukuk devleti ve ekonomide tırmanış vadiydi bu.

Evet, Ak Parti iktidarı, bir restorasyon süreci başlattı. Bunu bütün dünya gördü. “İslam dünyasında model ülke” dendi o dönem Türkiyesi’ne. Muhafazakar çizgi adına dünyaya sunulan bir prototipti bu.

Kimse yolsuzluktan bahsetmiyordu, hukuk devleti olma yolunda hamleler yapılıyordu ve fert başına milli gelirin 12 bin dolarlara çıktığı günlere gelinmişti. O dönemin ufkunda “orta gelir grubu ülke” kategorisini aşıp 25 bin dolarlara çıkma hedefinden söz ediliyordu.

İktidarın 20’inci yılında görülen patinaj bile değil. Evet, bir kendi kendini yeme söz konusu.

Bakın ülkenin bir günlük, bir haftalık, bir aylık gündemine; neleri konuşuyoruz?

Mücahidler müteahhit oldu” sözü, bir yandan “dava” diye yola çıkışın geldiği değer aşınmasını ifade ederken, diğer yandan da iktidarla ilişkinin aynı zamanda bir servet dönüşümü niteliği kazandığını anlatıyor. Tabi ki yolsuzluk dosyası bundan çok daha derin, bakanlıklar seviyesinde her tür ahlaki hassasiyeti ıskalayan bir bal tutan parmağını yalar mantığının örnekleri sergileniyor. Yüzlerce diye nitelenebilecek değişikliğe uğrayan ihale kanunları, korumalı müteahhitler vs… Herhalde durum, “şu ihaleyi aldık ama şuraya da İmam Hatip yaptık, devasa cami kondurduk, Kuran Kursuna arsa verdik” diye başlayan noktadan fersah fersah uzaklara gitmiştir.

Hukuk mu, artık Ak Parti iktidarı “kendine demokrat” diye nitelenmenin çok ötesine geçti. Hukuk duyarlılığı mı, ondan bahsetmek, aşırı duyarlılık olarak görülmeye başlandı. Dünyadaki algı “hukuk özürlü ülke” algısı niteliğinde. Arkası arkasına insan hakları eylem planları açıklanması bile gerilemenin farkında oluşu ama aynı zamanda ilerleyemeyişi de iade ediyor. Hadise, sadece Ak Parti’nin iddiasını kaybetmesini değil, muhafazakar siyaset çizgisinin gücü eline geçirdiğinde “güçlünün hukukuna geçeceği” kanaatini oluşturuyor.

Ya yoksulluk? Şu anda evlerin yüreğini dinleyebilenler, derin çığlıkları da duyabilirler. Fert başına 7 binlere inen bir milli gelir, makro planda nerelere gerilediğimizi gösteriyor olsa da yine de hanelerdeki boğulmayı yeterince anlatamaz. Onu, bir çuval patates için birbirini ezen insanların görüntüsü anlatır. İşsizler ordusuna katılan binlerin yüreği anlatır, artık iş bulma ümidini kaybeden insanların kıvranışı anlatır. Doğrusu bunlar saray sofrasından görülmez. Görülmez be kardeşim.

İlk cümlemde dedim ki, değerler yeniyor bir yandan.

Ateizm derneği, falanca ilahiyat hocasına “daha çok insanı ateizme sürüklediğiniz için teşekkür ederiz” diye tweet atmış. Güler misiniz ağlar mısınız? Ne anlama geliyor bu, üzerinde düşünülüyor mu?

Ak Parti iktidarı döneminde dindarlık mı arttı, dine yönelik sorgulama mı? Ne dersiniz? Bu sorunun sorulması bile bir yerlerde bir şeylerin yanlış gittiğini iade etmiyor mu?

……

Bakmak lazım olan bitene… Görmek lazım. Toplum olarak altından kayıyor muhafazakar çizginin… Hala iktidarda kalmak için yeterli oy alınıyor olabilir, ama bu, Türkiye’nin kapsandığı anlamına gelmiyor. İktidar bunu görmüyor olabilir, en azından düşünce insanları – kanaat önderleri görmeliler olan biteni.

……

Muhafazakar çizgi adına, Ak Parti’nin içinde en üst sorumlulukları üstlenmişken bugün olan bitene güçlü itirazlar geliştiren isimlerin (Davutoğlu, Babacan) oluşturduğu Gelecek, DEVA, gibi siyasi yapılar, geçmişten beri gelen Saadet’in (Karamollaoğlu liderliğinde) oluşturduğu çizgi, Karar’ın durduğu yer, iktidara yakın medyadaki ender itirazlar bana göre öylesine kıymetli ki…

Tamam, iktidar olunca güç zehirlenmesi gerçekleşebilir, şiraze kayabilir, etik hassasiyetler kaybolabilir, halk oyu belli oranda kontrol edilebilir, ama itiraz - uyarma - tashih etme - hakkı tavsiye - iyiliği emir kötülüğe mani olma - en azından kalbi mukavemet gibi hassasiyetler her zaman diridir” denebilmesi lazım.

İktidar olunca herkes bir tür ranta ulaşır ve kimsenin sesi çıkmaz” algısı muhafazakar çizgi adına gerçekten bir zemin kaybıdır.

Şöyle bir kendine bakma, farklı yerde durup bakma yolu seçilirse, “dışardan nasıl görünüyoruz?” gibi bir soru gündeme alınırsa, muhafazakar çizginin iktidarı kaybederken çok çok başka şeyleri de kaybetme riski ile karşı karşıya bulunulduğu görülecektir. Bence mesele çok ciddidir.