• 4.06.2021 07:19
  • (172)

14 Haziranda Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni ABD Başkanı ile ilk defa yüz yüze gelecek. Bu, en son TRT mülakatındaki sözlerine de yansıdığı biçimde bizzat Erdoğan tarafından garipsenen bir durum. “Bunca müttefikiz, daha önceki -Bush, Obama, Trump- ABD liderleriyle iyi ilişkiler kurduk, Biden’la ilişkiler çok sıcak değil, bakalım 14 Haziran’da ne olacak?” mealinde sözler biraz kırgınlığı ifade ediyorsa, biraz da endişeyi yansıtıyor.

Cumhurbaşkanı adına bu mesafeli Amerikan tavrına karşı nasıl bir dil oluşturulacağı konusu önemli. Belli ki üzerinde çalışılıyor.

Bazı ipuçları gözleniyor.

Bir kere, genel iktidar ve iktidar medyası dilinde içeride, “ABD’ye kafa tutan ve tüm mazlumların hamisi lider profili” tercih ediliyor. Bunun etkili olduğuna, kitlelerin böyle bir lider profilini sevdiğine inanılıyor. Zaten Amerika Tayyip Erdoğan’a tepkili değil mi, onu devirmeye çalışmıyor mu, FETÖ darbe girişimi Amerikan markalı değil mi, Amerika bölge ülkelerini İran’dan sonra -belki İran’dan daha tehlikeli gördüğü- Türkiye’ye karşı örgütlemeye çalışmıyor mu, Sedat Peker’in Dubai’den yaylım ateşine soyunmasının arkasında da Amerika’dan şüphelenmek gerekmiyor mu, “Beka sorunumuz” Amerikan tehdidi ile ilgili değil mi, Amerika Türkiye’nin güçlenmesinden ve yeni bir güç oluşturuyor olmasından rahatsız değil mi….. öyle ise, Amerika’nın tehditlerine aldırmadan hatta ona kafa tutarak yola devam.

Şu çizdiğim tablo içerdeki dil. Amerika bu ise, gerçekten de ona müttefik falan denmez. Hatta “düşman” muamelesi yapılmıyorsa, köprüleri tamamen atmamak için olabilir.

Biden’ın seçilmesinden bu yana gözlenen tam bu değil. Bir kere telefon beklendi. Trump’ın o rezil mektubuna rağmen liderler seviyesinde karşılıklı temas imkanı arzulanan bir şeydi. 3 ay sonra bir telefon geldi, onda da ertesi gün “soykırım”la suçlama yapılacağı bilgisi veriliyordu. Bu çok rahatsız ediciydi. 14 Haziran’daki yüz yüze görüşme de bu atmosferde mi geçecekti?

ABD hala üst düzey bir ABD yöneticisini Türkiye’ye göndermiyordu. Hazırlık temasları çerçevesinde gele gele ABD Dışişleri Bakan yardımcısı gelmişti. Evet, Amerikan tarafında mesafe çıplak gözle görülecek kadar açıktı.

Bu görülmesine rağmen, Cumhurbaşkanlığı çevresinin medyaya yansıyan dili, uzlaşma zemini oluşturmaya yönelikti. Amerika’ya Türkiye’nin önemi hatırlatılıyor, Türkiye ile iyi ilişkinin Amerika’nın çıkarına olduğu belirtiliyordu.

1 Mart 2003te TBMM’de ABD’nin geçmesini çok arzuladığı tezkerenin reddedilmesi hadisesinden yola çıkarak bir şeye daha dikkat çekiliyordu. Mesela başından beri iktidara adanmış bir yayın çizgisi izleyen A Haber, Tayyip Erdoğan’ın o tezkerenin geçmesini istediğine, ancak Abdullah Gül ve arkadaşlarının el altından tezkerenin reddini sağladığına dair bir analiz yayınlamıştı. “Abdullah Gül sessiz ve derinden giderdi, sinsiydi. “

Bu arada bu meydan okuyucu politikanın bir yerinde Stratejik Derinlik yazarı “İslamcı Ahmet Davutoğlu”nun rolünün bulunduğunu kaydetmek de ihmal edilmiyordu.

Bu dilin iki türlü hedefi olabilirdi:

Bir: Ak Parti bünyesinde bir zamanlar Amerikan karşıtlığı olmuşsa, bu, dışardan uzlaşmacı görünen Abdullah Gül ve arkadaşlarının marifetiyledir. Böyle bir dil ABD nezdinde Erdoğanı hedef olmaktan çıkarma amacı taşır.

İki: Şu anda o grup Ak Parti dışındadır, Abdullah Gül’ün inisiyatifinde kurulan Ali Babacan’ın DEVA Partisi’nde örgütlenmiş, Davutoğlu da Gelecek Partisi’ni kurmuştur. Dolayısıyla ABD tavır alacaksa onlara karşı tavır almalıdır.

Bu dil ABD’yi ne kadar etkiler bilinmez. Gül’e, Babacan’a ve Davutoğlu’na karşı notlar düşülse bile, bu, Tayyip Erdoğan’ı ABD nezdinde yeniden akredite eder mi, tartışılır. Ama bu tavırda, ABD nezdinde prim yapmak için dünkü yol arkadaşlarını kurban vermek gibi bir görüntü nettir.

ABD nezdinde yeniden akredite olmak ile ABD’ye kafa tutuyor olmak hususunun kitlelere birlikte satılması sorunu genelde iktidar cenahında -kolay bir sorun- olarak görülür.

Burada tabii, bu son dilin ABD’de nasıl bir karşılık bulacağı meselesi önem kazanıyor. “Mesafeli dil, Erdoğan ve ekibini etkiledi, dillerini değiştirdi, ekonomileri de zorda, öyleyse bu soğuk iklimde devam” mı, yoksa, “madem onlar iletişim arıyorlar, Türkiye önemli ülke, Erdoğan üzerinden bölgeye yatırıma devam” yaklaşımı mı?

Tabii bir mesele de, iktidarla ortak görüntü veren Bahçeli ve Perinçek dili ile ortaya çıkıyor: Şu an ABD ile ilişkilerde zehir - zemberek bir dili benimseyen iktidarın bu iki destekçisini, ABD nereye koyar? Erdoğan Biden’la görüşmede onları nereye koyar? Böyle bir bilmece de var.