• 29.08.2021 11:00
  • (107)

Gavura kızıp oruç bozmak” diye, bir başkasına yönelik kızgınlığı kendi değerlerinden vaz geçmeye dönüştürme anlamında bir deyimimiz var.

Son zamanlarda bu deyimin, kimi Müslümanlara yönelik kızgınlıktan yola çıkıp kendi Müslümanlığımızın yıpranmasına yol açacak duygulara sürüklenme biçiminde yaşanmasına tanık oluyoruz.

Taliban’a kızmak…

Suudilere kızmak.

Hizbullah’a kızmak.

İran’a kızmak.

İçerde falanca hocaya ya da siyasi iktidarın kimi davranışlarına kızmak…

Dindar babanın anneye yönelik davranışlarına kızmak…

Dindar anne-babanın evlatlara yönelik davranışlarına, ya da dini değerlerle uyuşmayan dolayısıyla samimiyet smorrgulamasına yol açan davranışlarrına kızmak…

İşyerinde dindar patronun ücret politikasına kızmak.

Kamu idaresinde dindar yöneticinin illkesel savrulmalarına ve haksız uygulamalaına kızmak.

İnsanlar, tüm bu saydıklarımızın Müslümanlıktan kaynaklanmadığını, söz konusu kişilerin - grupların - yönetimlerinin Müslümanlıkları ile alakasının bulunmadığını bilirler.

Ama sanki Müslümanlık onların tekelindeymiş gibi,onlar Müslümansa, kendilerinin başka bir şey olmaları gerekiyormuş gibi, yansıma, kendi İslam aidiyetlerinin yıpranması tarzında olabiliyor.

”Onlar Müslümansa” diye başlayan sorgulama, kendi iç dünyalarında yıpranmalara yol açabiliyor.

Bunda o kişi, grup veya yapıların bir yerde İslam’a sahibiyet rolüne bürünerek üsttenci bir tavırla hareket etmelerinin ve kendi yanlışlarını din ile meşrulaştıma yoluna girmelerinin etkilerinin bulunduğu açıktır.

Dinden bu kadar bahseden insanlar böyle bir kirlenme - yanlışlık - ahlaki zaaf - içindeyse, din adına bunları uyaran bir mekanizma da olamıyorsa, gerçek dindarlık nerede olabilir ki?” gibi bir sorgulamanın oluşması tabiidir.

Evet bunların hepsi olabilir.

İşte ben tam da burada “Müslümanlığımızı ne yapmalıyız?” sorusunu soruyorum.

Müslümanlık bizim için ne ki, ne anlam taşıyor ki, o, bir başkasının yaptığı olumsuz bir şeyden etkilensin ve tepki olarak da Müslümanlığımızla aramızda sorunlan yaşansın?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bizim Müslümanlığımız tamamen kendi seçimimizdir. Müslümanlığımız, başkasının şöyle veya böyle hareket etmesiyle değişmeyecek derecede bize aittir. Bize ait olmalıdır.

Babamıza, annemize, öğretmenimize, falanca hocaya, falanca siyasi lidere, falanca tarikata, örgüte ait olduğumuz için, onların belirlediği ölçülerde Müslüman olmak değil Müslümanlığın gereği, belki öyle olageldiği için, başkasına endeksli bi Müslümanlık aidiyeti genel geçer kabul edildiği için, onlaın ayak sürçmelei, yanlışları, sapmaları bizi sarsıyor.

Şunu söylemek istiyorum: İslam güzeldir. Allah’ın insanlık için seçtiği dindir. Bu, Hazreti Adem’den beri böyledir. Hazreti Musa’da, Hazreti İsa’da da böyledir.

Tabii ki Hazreti Muhammed’de de böyledir.

Kuran’ın inşa etmek istediği insanın kalitesini yeterince bilebilseydik, Hazreti Muhammed’in “Rahmet Peygamberi” hüviyetini bilip O’nun güzelliklerini kendimize taşıyabilseydik, Müslümanlığımız üzerinde de kıskanç olurduk, hiç kimsenin yanlışı bizi sarsmazdı. Sadece onların İslam adına verdikleri “fire”nin farkına varır, belki onlar için dua ederdik.

Ben diyorum ki, kim ne olursa olsun, “Ben Müslümanım” diyen insan, kendi Müslümanlığının “Güzel Müslümanlık” kapsamına girmesine itina etmeli. Müslümanlığımızı önemsemeli, her davranışımızda İslam’ın hangi güzelliği getirdiğini öğrenmeli, İslam’ın bir “insan kalitesi” demek olduğunu unutmamalı.

Yanlış temsilleri ile insanların zihinlerinde gedikler oluşmasına yol açanların nasıl bir vebal üstlendikleri ise gerçekten hayati bir meseledir. Onun da tahlil edilmesi gerekiyor. Bi başka yazıya inşaAllah.