• 6.12.2021 09:12

NATO’nun “Almanya’daki nükleer silahların Polonya’ya konuşlandırılabileceği” açıklamasıyla gerilen ve Belarus’un da “böyle bir durumda biz de Rusya’dan nükleer silah isteriz” şeklindeki beyanatının ardından tansiyonu iyice yükselen NATO ile Moskova ilişkileri şu günlerde tarihi bir sınavdan geçiyor. Ancak görünen o ki, Avrupa bir savaşa mı yürüyor” sorusunun sorulmasına dahi yol açan şu konjonktürde, Moskova Batı İttifakı karşısında 20 yıl önceki kadar yalnız değil. Zira ABD ile ilişkilerde giderek daha fazla sorun yaşayan ve sürekli yaptırımlar duvarına toslayan Moskova ile Beijing’in siyasi, ekonomik ve askeri ilişkileri geçmişte yaşanan tüm sorunlara karşın tarihin en iyi döneminden geçiyor. Bir başka deyişle, Rusya’nın Çin gibi belki şu an için gayri-resmi ama dev gibi bir müttefiki var.

Bu yıl içinde bir dizi ortak askeri tatbikat düzenleyen ve “ilişkilerine nifak sokmaya çalıştıklarını” savundukları Batılı ülkelere karşı ortak diplomatik açıklamalarda bulunan Çin ile Rusya’nın “adeta balayı yaşıyorlar” dedirten ikili ilişkileri ABD Başkanı Joe Biden’ın başını görevde kaldığı süre boyunca epeyce ağrıtacağa benzer.

Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Uzak Doğu Çalışmaları Enstitüsü’nün Çin askeri-sınai kompleksi üzerine uzman, kıdemli araştırmacılarından Dr. Vassily Kashin’e göre“en önemlisi, [Moskova ile Beijing’in] ABD’nin küresel düzeninden hoşlanmıyoruz ve bu nedenle de yakın ilişkimizin temelini ABD’nin öncülüğünü yaptığı küresel düzene karşı ortak muhalefetimiz oluşturuyor,’ şeklinde ortak bir tutum içinde olmaları.” Washington tarafından finanse edilen uluslararası bir yayın organı olan Amerika’nın Sesi’nin (VOA) görüşlerine başvurduğu Kashin, iki ülke arasındaki ilişkilerin 1950’lerden bu yana en güçlü dönemini yaşadığı düşüncesinde.   

ÇKP-SBKP ihtilafından bugünlere

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) 1953-1964 arasındaki Genel Sekreteri Nikita Kruşçof zamanında Çin ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkiler tarihinin en kötü dönemlerinden birinden geçiyordu. O dönemde Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile SBKP kutupsallığında cereyan eden gerginlik, 2001 yılında Rusya Federasyonu ile Çin arasında imzalanan Dostluk Anlaşması ile birlikte yerini ekonomik işbirliğine bırakmaya başladı. Günümüzde Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi küresel ekonomik durgunluğa rağmen her geçen yıl artan bir grafik çiziyor. İki ülke arasında 2016’da 70 milyar dolara ulaşan ticaret hacmi, 2021 sonunda muhtemelen 120 milyar doları aşacak. Bugün Çin Rusya'nın en büyük ticaret ortağı. İki ülke çok sayıda enerji ve altyapı projesinde birlikte hareket ediyor. Rus telekom şirketi MTS, ABD’nin “ulusal güvenlik riski" oluşturduğunu ileri sürerek iş yapmayı yasakladığı Çinli Huawei şirketine Rusya’da 5G mobil iletişim şebekesi geliştirmesi için lisans verebiliyor. Ay'da ortak uzay istasyonu kurmak için anlaşma da imzalayan Çin ve Rusya, Ay yüzeyi ile yörüngesinde deneysel araştırmalara başlamış durumda.

Yakınlaşmanın belki de en önemli boyutunu askeri ilişkiler oluşturuyor. Moskova ile Beijing 2005 yılından itibaren bir bölümü 2001 yılında kurulan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çatısı altında otuza yakın ortak askeri tatbikat gerçekleştirdi. Rusya ile Çin arasındaki işbirliğinin en somut meyvelerinden biri olan ŞİÖ, ABD’yi askeri olarak bölgeden uzaklaştırma gayretinin planlama ve komuta merkezi gibi işlev gören de bir yapı. Teşkilatın çabalarıyla bölgedeki Amerikan askerî üslerinin sayısında (Kırgızistan ile Özbekistan örneğinde de görüldüğü üzere) azalma da sağlanıyor. 

Askeri tatbikatlar tam gaz

Rusya ile Çin son olarak, her yıl düzenledikleri “Deniz Etkileşimi” isimli ortak donanma tatbikatının 10’uncusunu geçen ekim ayında gerçekleştirdi. Dört gün süren ve Rusya’nın Pasifik Donanma Filosu’na bağlı büyük denizaltı-savar gemisi Amiral Panteleyev’in de katıldığı “Deniz Etkileşimi 2021” tatbikatı ile, iki ülkenin “denizden gelecek tehditlere” karşı ortak “muharebe yeteneğinin “artırılmasının hedeflendiği açıklandı.

Tatbikatın bir bölümü Japonya ile Pasifik Okyanusunu birbirine bağlayan ve bu ülkenin kuzeyindeki Honşu ile Hokkaido adaları arasında uzanan Tsugaru Kanalı yakınlarında yapıldı. Amerikan donanmasına ait USS Chafee destroyerinin tatbikat sırasında Japon Denizi’nde bulunması ve şaşırtıcı değildi elbette. Bu bölgeden Rusya Federasyonu karasularına yaklaşarak sınırı geçme girişiminde bulunduğu ileri sürülen USS Chafee’ye karşı Rus ve Çin donanma gemilerinin bir tür gövde gösterisi yaptıklarını da not edelim. Bölgedeki gelişmelerin Tokyo hükümeti tarafından endişeyle karışık “yakından” takip edildiğini de.

Çin ile Rusya Ağustos ayında da Çin’in kuzey kesimlerindeki Ningxia bölgesinde 10 bin civarında ordu personelinin katıldığı geniş kapsamlı, “Sibu/İşbirliği-2021” isimli bir askeri tatbikat gerçekleştirmişi. Tatbikat, ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesi akabinde iki ülkenin bölgedeki gelişmelere diplomatik yolların yanı sıra askeri tatbikatlar yoluyla da karşılık (ve mesaj) verme çabası olarak değerlendirilmişti.

 ABD’nin karşısında gayrı-resmi ittifak

İki ülke liderleri ABD’nin karşısına gayrı-resmi bir ittifak olarak birlikte dikilmekten memnun görünüyor. İlişkilerin tarihi zirvesine ulaştığını sözleriyle bizzat teyit eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bazı Batılı ülkelerin Moskova ile Beijing arasındaki ilişkilere “nifak sokma” gayreti içinde olduklarının bariz olduğunu ileri sürüyor. Konuyla ilgili olarak Kasım ayının ikinci yarısında verilen TASS ajansının haberine göre, Vladimir Putin, Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin “21. yüzyılda devletler arası etkin etkileşime örnek” teşkil ettiğini vurgulayan bir açıklama yaptı. TASS, Rus liderin, “biz bu nifak sokma girişimlerine Çinli dostlarımızla birlikte siyaset, ekonomi ve diğer alanlarda işbirliğini genişleterek artan ölçülerde karşılık verecek ve uluslararası alanda atılacak adımları birlikte koordine edeceğiz,” dediğini de kayda geçirdi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de benzer düşüncelerde. Çinli lider 2019 yılında yaptığı ve askeri ve ticari ilişkilerine ivme kazandırmayı hedeflediği Moskova ziyaretinde, Rusya lideri ile son 6 yılda 30'a yakın görüşme yaptıklarını hatırlatarak Putin’den “en iyi dostum” şeklinde söz etmişti.

İki ülke arasında “tarihsel doku uyuşmazlığı” olduğu zaman zaman iddia edilir. Bu iddialara ve Washington’un bu gayrı-resmi ittifak ilişkilerini zayıflatıp bozma çabalarına rağmen, ABD faktörünün, “Moskova ile Beijing’i her geçen gün daha da yakınlaştırdığı görülüyor. Korumacı milli ekonomik politikalara daha fazla ağırlık veren Trump’tan önce Amerikalılar Çin ile daha dengeli bir ilişki kurmayı önemsiyor gibiydiler. Washington’un Beijing ile ilişkileri Trump döneminin toplam değeri 200 milyar doları bulan yaklaşık 6 bin Çin ürünü üzerindeki gümrük verilerini artırma kararının etkisiyle kötüleşmişti. Biden yönetiminin ilişkilerde farklı bir rota izleyip izlemeyeceği merak konusuydu. Washington’un Çin ile Rusya’nın aralarında olmadığı 110 ülkeyi 6-9 Aralık tarihlerinde sanal ortamda düzenlenecek Demokrasi Zirvesi’ne davet etmesi ve askeri açıdan Tayvan’ı Çin’e karşı cesaretlendirme girişimleri bozulan ilişkilerin üzerine tuz biber ekmiş oldu. Yakın geçmişte küresel ölçekte daha itidalli bir dış politika izleyen Çin’in giderek daha iddialı hale geldiği not edilirken, kimileri agresifleştiği ileri sürülen stiline “kurt savaşçı” yakıştırması yapıyor.

Tabii, Çin’in 2013 yılında Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından duyurduğu ve bugün yaklaşık 70 ülkeyi kapsayan uluslararası altyapı programı “Kuşak ve Yol” projesinin giderek daha fazla ivme ve destek kazanmasının Amerikalılar tarafından hoş karşılanmadığını da bir kenara yazmak lazım.

Bütün bu hususlar bir araya geldiğinde, asıl doku uyuşmazlığının belki de Çin ile ABD arasında gelişmekte olduğu dahi söylenebilir. 

Bir zamanların ‘revizyonistleri’ ile ‘oportünistleri’

Tabii Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin gelişmelerin seyrinde ilginç olan bir başka husus da şu:

Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) kutupsallığı 20. yüzyılın geniş bir döneminde sol hareketin küresel topografyasını önemli ölçüde etkilemiş, o kutuplaşmanın yol açtığı ayrışmalardan Türkiye solu da epeyce nasibini almıştı. Ayrışmalar neticesinde taraflardan biri diğerini, “revizyonist hainlik” ile, “sosyal-emperyalistlik,” hatta “sosyal-faşistlik” ile suçlamış, diğeri de karşı kampı “oportünist” çizgide olmakla eleştirmişti.

Tabii ilişkiler özellikle Stalin dönemi (1941-1953) sonrasında bozulmuştu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 1953-1964 arasındaki Genel Sekreteri Nikita Kruşçof, bir röportajında, “ABD kâğıttan bir kaplandır, ABD emperyalizmi güçlü görünüyor ama halkından ve kitlelerden uzaklaşmıştır, diyen Mao Zedung’un bu sözleriyle 1956’da alay ederek, “Güzel de, kağıttan kaplanın nükleer dişleri var” diye eleştirmişti.

“Kâğıttan kaplan” kavramı etrafındaki tartışma uzun yıllan hafızalardaki yerini korudu. Ancak gün geldi sosyalizm deneyimleri büyük ölçüde çöktü. Soğuk Savaş bitti, Doğu ile Batı arasına çekilmiş duvarlar çatladı. 

Bugün Çin ile Rusya arasında tarafların “eşit ilişki temelinde kurulduğunu” savundukları bir stratejik işbirliği söz konusu. Bu işbirliği bakalım ABD öncülüğündeki ve askeri direksiyonunda NATO’nun oturduğu Batı dünyasında bir çatlamaya yol açacak, belli belirsiz hissedilen öncü sarsıntıları daha görünür kılıp ayrışmaları derinleştirecek mi?

Bugün için belki bu sorunun cevabını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var. O da, bugün artık Rusya ile Çin’in “kâğıttan kaplan’ın nükleer dişlerine” karşı ortak bir mücadele verdikleri ve bu mücadelenin saflarını günbegün sıklaştırma gayreti içinde oldukları.