• 3.01.2022 12:59

Önümüzdeki perşembe günü bir telefon görüşmesi yapacak olan ABD ve Rusya Federasyonu liderlerinin, bu görüşmede, bu ay içinde -muhtemelen de 12’sinde- gerçekleştirecekleri ve iki ülke arasında Ukrayna üzerinden yükselen gerilimin dindirilmesi imkânlarını ele alacakları toplantının ayrıntılarını konuşacakları tahmin ediliyor. Dolayısıyla, Ocak ayı, Avrupa’nın güvenliği ile ilgili geçen yıl sonuna doğru giderek tırmanan endişeleri bir kenara bırakabiliyor muyuz yoksa dünya 60 yıl sonra yeni ve sonuçları ürkütücü olabilecek bir füze krizine doğru mu gidecek, bunu daha iyi anlayabileceğimiz bir tarih olacak.

Malum, Kiev yönetimi Rusya’nın Ukrayna’yı 2022 yılı Ocak ayında işgal edeceğini, bunun hazırlığı içinde olduğunu iddia ederek, ABD ve NATO’dan maksimum askeri destek talep etmişti. ABD de Rusya’ya, “Bak eğer Ukrayna’yı işgal edersen, çok sert ekonomik yaptırımlarla yetinmez, Avrupa’nın doğusundaki ülkelere çok fena askeri yığınak yaparız” diyerek, Avrupa’ya nükleer başlıklı füze konuşlandırmanın sinyalleri vermişti. NATO'nun doğuya doğru genişlemesinden ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinin NATO'ya alınmasından rahatsız olan Rusya da askeri bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu dile getirmiş, endişelerinin giderilmesi için ABD’den yasal güvenlik taahhütleri istemişti. Moskova, bu hususları taahhüt altına alan bir güvenlik anlaşmasının taslak metnini muhataplarına iletmişti. Metinde, “Taraflar, anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren nükleer silahların kendi ulusal toprakları dışında konuşlandırılmasını reddediyor ve ulusal topraklar dışında konuşlandırılan bu tür silahları geri çekiyor,” şeklinde bir ifadeye de yer verilmişti.

Ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberggüvenilir bulmadığını söylediği Rusya’nın önerilerine itibar etmeyeceklerini dile getirmişti. ABD liderinin ise taslak metine resmi bir yanıtı olmadı bugüne kadar.

Özetle dünya, özellikle de Avrupa, 2022 yılına ciddi endişelerle girdi. Hatta bu endişelerin tetiklediği ve aralık ayı içinde iki katına çıkardığı doğal gaz fiyat artışları ciddi bir enerji krizinin de yakın vadede ihtimal dahilinde olabileceğine işaret ediyordu.

Şimdi sorumuz şu: Putin ile Biden arasında Ocak ayında yapılacak görüşmelerde ne olacak? Avrupa’nın güvenliği ile ilgili endişeler ortadan kalkacak mı yoksa dünya yeni bir füze krizine doğru mu gidecek?

Lafı çok fazla dolandırmadan bu görüşmeler sonucunda ulaşılacak noktaya dair kişisel tahminimi, önce meselenin görünenin dışındaki temel özünün altını çizerek özlü bir biçimde ifade edeyim.

Aslında geçtiğimiz haftalarda bu köşede kaleme aldığım yazılarda mevcut gerilimle bağlantılı pek çok gelişmeyi aktarmıştım. Şu anki durumu daha net kavramak için tüm olan biteni, söylenenleri, söylenmeyenleri şöyle yavaşça kenara itip tek bir hususa konsantre olmamızda yarar var. O da, video bağlantısı üzerinden geçen Aralık ayında yapılan görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ABD Devlet Başkanı Joe Biden’a da telaffuz ettiği Rusya’nın kırmızı çizgisi.

Bu görüşmeye dair basına yansıyan ifadelere baktığımızda, Putin Biden’a mealen, “Biz Ukrayna hükûmeti ile aramızda akdedilmiş ve barışa açılan yol haritası niteliğindeki Minsk Anlaşmasına sadığız, Ukrayna’yı işgal etmek gibi bir niyetimiz yok. Onlar da sadık kalsın ve Ukrayna topraklarındaki yabancı birlikler ve silahlar geri çekilsin” demiş ve özellikle de NATO’nun doğuya ilerlemeyi durdurmasını talep etmişti. Putin’in Biden’a “Ukrayna’yı NATO’da görmek istemiyoruz, eğer sizler Kiev’in 2015 tarihli Minsk Anlaşmasına uyması yönünde bir şey yapmazsanız, biz Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerine yönelmiş bu tehdidi kendi bildiğimiz şekilde nötralize edeceğiz!” demeye getirdiğini de öğrenmiştik.

Güvenlik garantileri içeren anlaşma taslağına Washington’dan bir yanıt gelmeyince de, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Makul bir zaman dilimi içinde yanıt alamazsak güvenliğimize yönelik tehditleri elimine ederek stratejik dengeyi kurmanın yoluna bakacağız” demişti. Böylece top Washington’un sahasına geçmişti.

Biden’ın şimdi ne yapacağını göreceğiz, lakin Beyaz Saray’daki şahinlerin temel hedefinin, “Rusya sert bir şeyler yapsın ve biz de pek yakında borularından gaz geçmesi planlanan Rusya ile Almanya arasındaki Nord Stream 2 anlaşmasını toptan iptal ettirelimhatta Rusları finansal dünyanın elektronik haberleşme sistemi SWIFT’ten de çıkaralım.” olduğunu biliyoruz: “Özgür dünyanın liderinin” sıvılaştırılmış doğal gazı varken, “Rus ayısınınkine” ne hacet, değil mi! Fena olmaz mı Avrupa’nın Rusya’nın doğal kaynaklarından uzaklaştırılması!

Nitekim, bir ucu Avrupalı müttefiklere de giden bu tip “tatlı uyarılar” neticesinde Berlin Hükûmeti boru hattının açılışını askıya almıştı. Moskova ise yıllık 55 milyar metreküplük kapasiteye sahip Nord Stream 2’nin açılmasıyla gaz fiyatlarının yatışacağını ifade ederek, açılışın önündeki engellerin kaldırılmasını istemişti.

Tahminim, Biden’ın en azından kısa vade için Rusya’nın kırmızı çizgisini dikkate alarak Ukrayna meselesini satranç masasında bir taş olmaktan çıkaracağı ve gerilimi düşürmek yönünde bir geri çekilme stratejisi izleyeceği. Ancak bunu, Afganistan’dan çekilirken yaşadığı yenilgi hissine benzer bir his yaşamadan ve yaşatmadan yapmak ve zevahiri kurtaracak bir formülle tornistan etmek istiyor, sanıyorum. Tabii Washington’daki şahinlerin heves ve arzuları aşılabilirse!

Tabii şunu da unutmayalım, ABD’nin son dönemde her yaptığı Rus-Çin ittifakının Avrupa’da olmasa da safları giderek sıklaştırmasına yarıyor. Washington’un bunu dikkate alma ihtimalinin olduğunu biliyorum. Ama asıl merak ettiğim husus, Sam Amca’nın bu krizden Almanya’yı Rusya ve Çin ile aynı safa bir adım daha yaklaştırmış olarak çıkıp çıkmayacağı. Sorunun cevabını henüz bilmiyoruz belki ama 2021 öyle gelişmelerin filizlerini bağrında barındırıp büyüttü ki, 2022’in real-politik açısından bize yeni sürprizler hazırlayacak bir yıl olacağından yana hiç şüphem yok!


twitter: @akdoganozkan