• 3.02.2018 00:00

 Adın Noam Chomsky ise, ABD'li bir muhalifsen, ülkenin Irak savaşını haksız buluyorsan, kendi ordunun terörle mücadele yöntemlerini eleştiriyorsan, askeri çözümlere karşı çıkıyor ve protesto ediyorsan, anti-militarist bir aktivistsen tam bizdensin, efsane muhalifsin. Senden ala düşünür, senin üstüne filozof, senden baba vicdan sahibi, senden kafa dengisi  yok. Haza adamsın.

Adın David Grossman ise, İsrailli bir yazarsan, kendi ordunun Filistin'de yaptıklarına karşıysan, sadaketle bağlı olduğun halde devletinin askeri politikalarına isyanını kağıda döküyorsan, Man Booker edebiyat ödülüne senden başka kim layık olabilir. Yahudi lobisinin parlattığı kayrılmış bir isim olmaktan çıkarsın, ananın ak sütü gibi helaldir sana her türlü övgü. Dik duruş da keskin kalem de en çok sana yakışır, baştan ayağa şahsiyet kesilerek abideleşirsin gözümüzde, üstüne tanımayız. Edebiyatçının hası, en idealinin timsali sensin.

Adın Robert Fisk ise, İngiliz bir gazeteciysen, kendi milli kuvvetlerinin Ortadoğu'ya barış ve düzen getirme savaşlarını ikiyüzlü bulup yeriyorsan, askeri müdahalelerin istikrar değil ancak kan ve göz yaşı götürdüğünü yüze vuruyorsan, koalisyon güçlerinin  Suriye yalanlarını bağıra çağıra afişe ediyorsan gözümüzsün, senden sevgilisi yok bize. Şu gazeteci aleminde kalem namusu sende, meslek ahlakı sende, insani erdem sende, haysiyet ve şeref en çok sende, yere göğe sığdıramayız seni. Cesur olduğun kadar dürüst de bir savaş muhabirisin. Gazeteci dediğin senin gibi olur. Rol model, iletişim fakültelerinde ders diye okutulacak en şahane örneksin.

Adın Sean Penn, adın Clint Eastwood, adın Oliver Stone, adın Madonna, adın Lady Gaga, adın Banksy, adın şu Hollywood yıldızı ya da bu pop starı olabilir...

Ecnebiysen, kendi devletinin politikalarına mesafe koyman büyütür seni, gözdemiz olursun.

Savaş karşıtı entelektüel duruş elin sanatçısına, oyuncusuna, şarkıcısına,  gazetecisine, akademisyenine yakıştırdığımız bir şeydir.

Ama adın Sezen, Tarkan, Haluk, Lale, Güneştekin filansa...

Ülkenin meşru müdafaa hakkını tanıyor, teröre karşı yanında duruyor, mücadelesine hak veriyor da farklı bir yol öneriyorsan...Ya da sadece sessiz kalıyor ve açılan destek kampanyasına yüksek sesle katılmıyorsan...

En önce agresif sanatçı arkadaşlarının saldırısına uğrar gözlerinden düşersin, üstüne gelir baltayla hacamat ederler seni.

E bir de savaş karşıtı genel geçer laflar eden Tabipler Birliği yöneticisiysen, gözaltına alındığınla kalmamayı hak edersin bu ajite ortamda.

Sen içerdeyken bir de Hacamatçılar Federasyonu kapına protestoya gelir, haccamı haccamesiyle yuhalar seni.

Yok mu görünürde bir 
absürtlük...

Zahiren var ama hayır, iki tavır arasındaki farkı öyle tutarsızlık, çarpıklık, çifte standart diye teşhir etmek değil mesele.

Çünkü...

Şiddete çağıran, terörü öven, propagandasına alet olan terör sevicilere göz açtırmamak başka...

Somut olayda yanlış ve haksız yere ama prensip gereği savaş olgusuna itiraz edenleri, evlat dahi olsa sevilmeyecek bir hain ve satılmış görüp göstermek başka...

El yaptığında gözümüze sevimli görüneni, bizden birileri yaptığında da illa sevelim demiyorum. Fakat bari nefret ve düşmanlık nesnesine çevirmeyelim.