• 3.02.2018 00:00

 Orhan Gencebay ve arkadaşları MESAM’da Arif Sağ yönetimine niye bayrak açtılarsa, Sezen Aksu ve arkadaşları da MSG’de Garo Mafyan yönetimine aynı nedenlerle bayrak açmıştı.

MESAM neyse MSG de oydu, ikisi de müzik eseri sahiplerinin telif haklarını koruyan meslek birliği.

Ancak demokrasi ve değişim talebiyle eşzamanlı başlayan isyanlar, iki kurumda aynı sonucu vermedi.

Kusura bakmasınlar ama iki sanatçı topluluğundaki iç iktidar mücadelesinin yaşanma biçimi, aralarında muazzam bir nitelik farkı olduğunu gösterdi.

İkisinde de başkaldıranlar kurumlarındaki çürümeye, çöreklenmeye, keyfi yönetime, sulta kurulmasına, yapışıp kalınmasına, hizipçiliğe, ayrımcılığa başkaldırdıklarını söylüyorlardı.

İkisinde de ateşleyici motivasyon, yenilik talebiydi.

İkisinde de yönetimler el değiştirerek yenilendi.

Fakat birinde kavga çirkinleşti, neredeyse karakolluk oldular, hükümet komiseri gibi atanan bir kayyum heyetine geçti yönetim.

Bunlar kötü örnek oldu, öbürleriyse iyi...

***

MESAM’cıların nasıl bir sınav verdiklerini hızlıca hatırlayalım...

İç çekişmeleri Ankara’ya taşınınca Kültür Bakanlığı’nın müdahalesiyle Arif Sağ yönetimi görevden alındı.

Yerine başkan atanan Yavuz Bingöl tepkiler üzerine çekilince, boşalan koltuğa hiç gocunmadan Coşkun Sabah oturdu.

Dışarıdan müdahale gelmese, haftalar içinde genel kurulları yapılacak ve demokratik yollarla seçecekleri yeni bir yönetim başa geçecekti.

Kozlarını sandıkta paylaşmayı göze alamadılar.

Oysa MSG’de taraflar karakolluk olmamayı, siyasi nüfuz kullanımına başvurmamayı başardı.

Orada da kızışmadı değil kavga, sesler yükseldi. Ama Candan Erçetin, arkasına Ankara’yı alarak Garo Mafyan’ı devirmeyi düşünmedi.

Coşkun Sabah ve arkadaşları gibi sandıksız ve seçimsiz kazanmayı içlerine sindirselerdi ne olurdu... Yani güçleri, Ankara’ya sırtlarını yaslamaya yeter miydi derseniz...

Bence yeterdi, Ankara’yı kendilerinden yana kavgaya karıştırabilirlerdi, isteseler aynı yöntemle Garo Mafyan’ı düşürebilirlerdi.

Fakat denemediler, ne rakiplerini darbeyle indirmeye tevessül ettiler ne de yönetimi sandıksız değiştirmeye.

İhtilaflarını kendi içlerinde, sandıkta kıran kırana yarışarak çözmeyi seçtiler.

13 yıllık yönetim, pazar günkü MSG genel kurulunda sona erdirildi.

Candan Erçetin ve arkadaşları kayrılmayla, siyasi nüfuzla değil bileklerinin hakkıyla kazandı. Karşı tarafa, geçmiş hizmetlerinden dolayı teşekkür ederek yönetimi devraldılar.

Garo Mafyan da yenilgiyi kabullendi, sonuca saygı göstererek kazanan tarafı kutladı.

Demokratik olgunluk içinde sarılıp fotoğraf vererek hesaplaşmayı orada noktaladılar.

***

Kısaca toparlarsak...

MESAM’da Ankara’nın tuttuğu taraf kazandı belki ama kazanırken kaybettiler.

MSG’de ise Garo Mafyan, kazanmak için her yolu mübah görmeyen Candan Erçetin’e kaybetti, evet. Ama kaybederken kazandı, tadında bırakmayı bilerek itibar ve saygınlığını korudu, o da gözlerde büyüdü.

Kayyum atanmayı kabul ederek kazanacağına böyle kaybetmek bin kez evla değil midir?