• 1.02.2018 00:00

 Görevlerinden istifa edip kapıda kuyruğa giriyorlar; kimi devlet dairesinde müdürlükten, kimi iktidar partisi il başkanlığından, kimi ticaret odası yönetiminden feragatle...

Mevkiden makamdan, paradan puldan, candan canandan geçerek koştukları yer neresi olsun?

Askere alma şubesinin önü değil, iktidar partisinin milletvekili aday adaylığı müracaatlarını kabul bürosundan dışarıya uzayan kalabalık bir sıra...

Aday adaylığı açıklamalarına bakın, neredeyse bir elden çıkmış gibi tek örnek hepsi, birbirinin değil bir prototipin kopyası.

Halleri vakitleri yerindeyken rahatlarını bozmuş, seferberlik görev çağrısı almış da din ve vatan müdafaasına koşuyormuş pozlarındalar.

Bu fedakarlığı niye mi yapıyorlar?

Cevaplar kalıp kalıp:

Kutlu bir davaya nefer yazılmak için...

Hizmete talip oldukları için...

Verilecek her göreve hazır oldukları için...

Gün, makam mevki hesapları yapma günü olmadığı için...

Kudüs tehlikede olduğu için...

Mekke ve Medine’nin düşmemesi için...

Ümmetin umudu olmak için...

Emperyalizmle mücadele için...

Dış güçlerin oyunlarını bozmak için...

İç düşmana sandıkta ders vermek için...

Cümle şamar oğlanlarının suratına Osmanlı tokadını bir dahi aşk etmek için...

Kendileri için bir şey istemiyorlar. Dava aşkıyla yanıp tutuşan bu mücahitler, uğruna dünya nimetlerini teptikleri davayı standart repliklerle tanımlıyor.

Ağız birliği içinde, tektip ezberde karar kılmışlar.

Biraz basmakalıp olacak ama diğer partilerin aday adayları gibi ‘çıkarlarının davacısı’ değiller.

Yine klişelerle konuşacaksak alamet-i farikaları, yani ayırt edici özellikleri kutlu bir davanın emrinde askerliğe adanmış olmaları.

Kendilerinden olmayanlar, hani o siyaseti zenginleşme kapısı görenler anlayamaz bunu.

***

Hizmetse zaten bulundukları yerler ülkeye, millete hizmet yerleriydi...

Görevse, milletvekilliği için terk ettikleri de birer görevdi...

Siyasetse sadece Meclis’te yapılmıyor, il ve ilçe yönetimlerinde de hakkını vermeleri mümkündü...

Nesini beğenmediler de böyle yardan serden geçerek neferlik yarışına giriyorlar diyorsanız hala...

Kusura bakmayın ama siz ya bu davayı hiç anlamamışsınız.

Ya da kötü niyetlisiniz, davaya adanmışlığı hazmedemiyorsunuz, din savaşını basit bir iktidar mücadelesi sanıyorsunuz, güçlü Türkiye istemiyorsunuz, dava birlikteliğini menfaat ve hıyanet şebekesi olmuş diğer partilerle karıştırıyorsunuz, ‘Mevla yar ve yardımcımız olsun’ sloganlarıyla çıkılan bu mukaddes yürüyüşten rahatsızsınız.

İki halde de gözünüzü dünyevi hırslar bürümüş, gücün büyüsüne kapılmışsınız, hasetten çatlayıp patlıyorsunuz, erişemediğiniz ciğere mundar diyorsunuz, yoksa takla atmaz mıydınız, ucuz siyasi rant hesapları peşinde koşmaktan diliniz iki karış dışarı sarkmaz mıydı...

O yüzden şimdi için için sizi kemiren ömür törpüsü bir kıskançlığın pençesinde kıvranıp duruyorsunuzdur.

Yiyip bitirseniz de kendinizi, çekemediğiniz bu yol arkadaşlığının yükselişini önleyemezsiniz.

Öyleyse Necip Fazıl’dan, kalbi aday adaylığıyla çarpan tüm memleket sevdalılarına gelsin:

“Eyvah Sakaryam, sana mı düştü bu yük/ Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük...”