• 23.05.2018 00:00

 ‘Al başına çal, olmaz olsun böyle iki yüzlü, çifte standartlı insan hakları savunuculuğu’ diye terslenmişliğim var benim de bu örgüte.

Türkiye’ye gelince, toplumsal olaylarda vandallık ve şiddet gösterilerine demokratik hak muamelesi yapıyor diye kızıyordum.

Polisin aşırı ve orantısız güç kullanımına demediğini bırakmazken... Meşru ve masummuş gibi, gösterici şiddetinin üstünde o kadar durmuyordu.

Ben de bunu, sandık yerine sokakta iktidar devirmeye hevesli devrimci şiddetle aralarındaki ideolojik akrabalığa veriyordum. Görmezden gelmenin ötesinde hoş gördüğünü düşünüyordum.

Neydi o Gezi gulgulesinde bastığı cayırtılar, kopardığı vaveylalar, bire bin katan yangın yapmalar, uluslararası topluma ‘katliamı durdurun’ feryadı basar gibi çığlık çığlığa çağrılar...

Türkiye’de kaos ve kargaşa çıkarmak isteyen ‘faiz lobisi’nin taşeronluğunu üstleniyor, Siyonist Haçlı zihniyetiyle İslam’a saldırıyor, şer güçlerin düşmanlık projesini yürütüyor, NATO darbesine davetiye operasyonu çekiyor, diz çöktürme planlarını icra ediyor demedim hiç. Allah var...

Ama yalan da yok...

İnsan hakları savunuculuğu ile açıklanamayacak bir heyecan, galeyan, hatta militanlık gözlemiyor değildim duyarlılık ve aktivizminde.

Dünyaya aşırı abartılı bir fotoğraf yansıttığına, hükümet Taksim’de adam boğazlıyormuş gibi müdahale çağrıları yaydığına, göstericilere destek için acil eylem uyarıları pompaladığına bakınca...

AK Parti karşıtlarının dolduruşlarına geliyor Af Örgütü, karalama kampanyalarına alet oluyor dedim.

***

Şimdi, İsrail’in zulüm ve katliam politikalarına karşı yürüttüğü  cesur kampanyayı izliyorum da...

28 Şubat askeri müdahalesine, başörtüsü yasağına, ‘irtica hortladı’ yaygaraları eşliğindeki cadı avlarına, işkenceye, fikir suçlarına, sair hak ve özgürlük ihlallerine karşı Mazlumder’de mücadele ettiğimiz yıllara gittim.

Af Örgütü de diğer küresel hak savunucuları gibi bizden yana, kötü ve baskıcı yönetimlere karşıydı.

O günkü yönetimler de eleştiriyi sevmiyordu. Hak örgütlerini içimizi karıştıran dış parmak, Siyonist Haçlı taşeronu, yıkım projesinin ajanları olmakla suçluyorlardı. Biz, hak arayanlar da dış güçlerin maşası, satılmış işbirlikçi, kandırılmış ecnebi uşağı filan...

İşte o günlerdeki Af Örgütü dimdik duruyor yine karşımda.

Miting kalabalıkları sloganlarını atıp dağılsa da o bir yere ayrılmıyor. Dünya yüzünü başka tarafa çevirse de o gözlerini Filistin’den, ezilenlerden ayırmıyor.

2 gün önceki son raporu, Gazze’de uluslararası hukukun korkunç bir şekilde ihlal edildiğini haykırmaya devam ediyordu.

İsrail ordusunun uyandırdığı dehşeti anlatırken lafını esirgemiyor, “Bazı vakalarda kasten öldürmek gibi savaş suçlarının işlendiği de görülmüştür” diyordu.

Daha Kudüs provokasyonu patlamadan önce, uluslararası topluma İsrail’e silah ambargosu için çağrıda bulunmuştu. Gerekliliği ve aciliyeti ortada diyerek silah ambargosu için daha da bastırıyordu.

“Bazı protestocuların şiddet yöntemlerine başvurmuş olması, ölümcül mühimmat kullanarak karşılık verilmesini haklı ve meşru kılmaz” diyerek mazeret silahını elinden çekip alıyordu İsrail’in.

Memnun oldum tekrar gördüğüme, aleykümselam Af Örgütü kardeşim.