• 21.06.2018 00:00

 Önceki gün resmi kanalların geçtiği bir haber gelip oturdu içime.

“Suruç’ta AK Partililere saldırının faili olarak tutuklanan Fadıl Şenyaşar’ın PKK’yla bağlantısını kanıtlayan fotoğraf”ın haberiydi.

Elinde ‘PKK paçavrası’yla çektirdiği bir fotoğrafı bulunmuş. Bu da terör bağlantısını kanıtlar nitelikteymiş.

AK Parti adayının kardeşi Mehmet Yıldız ile ilçe esnafından Esvet Şenyaşar ve iki oğlunun hayatlarını kaybettiği çatışmanın zanlısı Şenyaşar...Yani dört kişinin öldüğü kanlı hadisenin tutuklanmış tek katil zanlısı.

Yıldız’ı öldürmekle suçlanıyor, bu da onu ortadaki dört cinayetten sadece birinin faili yapıyor.

Fakat kalan üç cinayetin katil zanlılarını ne soran, ne soruşturan var. Ki o üç maktul de, zanlının babası ve iki kardeşi.

Kendisi de aynı çatışmadan yaralı kurtuldu. Diyarbakır’a nakledilmese, akrabaları gibi o da muhtemelen bugün hayatta olmayacaktı.

Çünkü yakınlarının, kaldırıldıkları hastanede kan donduran bir vahşetle katledildiklerine dair birinci ağız ifadeler dolaşıyor ortalıkta.

Ama olayın en korkunç yüzü bırakın aydınlatılmayı, henüz konuşulamıyor bile.

Baba oğul üç maktul ile sağ kalan kardeşin, aslında PKK’lı terörist olduklarını ispatlamaya çalışarak gidiliyor cinayetlerin üstüne.

Üç faili meçhul cinayetin üstünü bu örter, dosyayı kapatmaya bu yetermiş gibi...

Madem ailece teröristti bunlar, madem devletin kayıtlarında PKK’yla ilişkilerine dair fotoğraflı kanıtlar vardı, gereği o güne dek neden yapılmadı diye sorulmuyor nasıl olsa.

Doğruysa bile, ki terör şüphelisi olarak arandıkları çok şüphe götürür, o güne dek ellerini kollarını sallayarak ilçenin göbeğinde esnaflık yapmalarına göz yumanların sorumluluğunu hatırlatan, buradaki ağır kusur ve ihmali sorgulayan nasılsa çıkmıyor.

Dükkanlarında ve hastanede infaz edilmelerini haklılaştırırmış gibi, aslında terörist oldukları iddiası rahatlıkla pompalanabiliyor onun için.

“Öldürülmeyi hak etmişlerdi, yaşadıkları kabahat” demeye getirilebiliyor.

Terör şüphelisi olarak gösterilmeleri başarılırsa, öldürülmelerine meşruiyet kazandırılabilir sanki.

Atılan suçtan yargılanıp suçlu bulunmaları halinde bile almayacakları bir cezayı, sokakta yargısız infazla vermenin neresini savunuyorsun denmeyecek nasılsa.

***

İşte bu yüzden Uluslararası Af Örgütü kadar olamadık duygusuna kapılıyorum.

“Bira içmenin etnik temizliğe nasıl katkı sağladığını bilmek ister misiniz” sorusuyla başlayan bir video klip yayınladı Af Örgütü.

Arakanlı Müslümanların terörist diye öldürüldüğü, tecavüze uğradığı dönemde Myanmar ordusuna bağışta bulunan bir Japon bira markasına karşı cesur bir kampanya başlattı. Suça ortaklığını ifşa ediyor, rezilliğini dünyaya teşhir ediyor...

Aynı sırada, insan hakları örgütü olarak Suruç olayının tüm yönleriyle aydınlatılmasını da savunuyor. Öldürülen HDP seçmenlerinin katil zanlıları da yakalansın, adil bir soruşturma yürütülsün diye çağrı yapıyor.

Ağır gelmiyor mu size de Af Örgütü’nün Hans’ı, George’u kadar bile hakka, hukuka duyarlı olamamak?