• 5.02.2018 00:00

 Ne zaman çocuğa, kadına yönelik tüyler ürpertici bir barbarlıkla sarsılsak aklımıza ilk gelen şey, idam cezası...

Özgecan vahşice katledildiğinde yüreğimiz ağızda ne istediysek, Eylül’le Leyla’nın cansız bedenlerine ulaşıldığında istediğimiz de o; idam geri gelsin...

Çocuklarını, kadınlarını şiddet ve sapıklıklardan başka türlü koruyamayan bir toplumun ortak hissiyatına dönüştü, takıntı haline geldi idam.

Biri, ikisi ibret-i alem için ipte sallandırılırsa duracak mı peki bu saldırı ve cinayetler, korkacak mı bu gözü dönmüş caniler?

İstatistikler pek öyle demiyor...

Af Örgütü ile Woman Stats Project’in verileri karşılaştırıldığında çıkan şu: İdam cezasının en çok uygulandığı ülkelerle dünyada tecavüzün en yaygın görüldüğü ülkeler çakışıyor, ayrışmıyor.

Çin, Hindistan, ABD, Pakistan, Afganistan, İran, Suud diye giden ortak bir idam ve cinsel suç haritası...

İdamın sokakta, göz önünde infaz edilmesi bile caydırıcı olamıyor, sapık terörünü ortadan kaldırmıyor. Azalttığını, önlediğini, cinsel saldırı oranlarını düşürdüğünü söyleyecek kadar anlamlı bir farklılık göstermiyor istatistikler.

***

Yani...

Her infial uyandıran vahşette galeyana gelip ‘idam da idam’ diye parlıyoruz. Ama doğru talep mi, idam gelse caydırı etkisi olacak mı, sorun çözülecek mi, çok tartışılır.

Meydanda sallandırmanın, infazı göze sokarak teşhir etmenin bile caydırıcılığını doğrulamıyor denendiği örnekler.

Üstümüzdeki korkunç vicdan azabının ağırlığı altında, içimiz yanarak, duygusal patlamalarla konuşulacak bir konu hiç değil.

Kurbanları korumak için gereken her şeyi yaptık... Suçla etkin mücadelede tüm tedbirleri aldık... İyi hal indirimlerinden hafifletici sebeplere kadar sistemdeki açıkları gözden geçirdik... Suçluya ceza gibi ceza çektirmek için kanun ve uygulamalarımızda gerekli düzeltmeleri yaptık... Bilinçlendirmeden farkındalık geliştirmeye hepsi bitti...Her yolu denedik de bir idam mı kaldı, sıra infaz seçeneğine mi geldi diye oturup düşünelim.

Ajitasyona kapılmadan önce şu gerçekle de yüzleşelim.

2002’de ortalık, ‘Ümraniye sapığı’ haberleriyle çalkalanıyordu. Tüm Türkiye, dehşet içinde kurbanlarına ağlıyordu.

Derken eşkale uyan B.A. adlı bir kişi yakalandı.

Kanını içsen doymazdın; yatışacak dinecek gibi değildi sokaktaki öfke ve infial.

Diri diri yakılsa, gözünü bile kırpmadan lincine odun taşımaya hazırdı kalabalıklar.

Bir ay geçmeden yanlış kişi olduğu anlaşıldı, gerçek sapık bulunmuştu.

B.A. kurtuldu, kağıt üstünde temize çıktı ama yüzü afişe olmuştu, alnındaki damgayı bir daha silemedi.

Hayatı karardı, yine de tek tesellisi hala hayatta olmak...

O gün darağacı kurulup millete sorulsa, yanlış kişinin bilmeden asılmasına rekor oyla destek çıkmaz mıydı!