• 31.07.2018 00:00
  • (1237)

 Seçim geçti modası geçmedi. Dolu dizgin bir son zamanlar furyası; hafta sonuna Yavuz Bingöl sansasyonuyla girdik, Mazhar Alanson’u harcayarak geçirdik, Bülent Ortaçgil’i doğrayarak da yeni haftaya başlıyoruz.

Gazetelerimizin yeni magazin anlayışı bu.

Askeri operasyonları Muazzez Ersoy’la İbrahim Tatlıses gibi akil şarkıcı ve türkücülerimize yorumlatıyoruz.

ABD ve Rusya’yla ilişkiler konusunda, Sinan Akçıl gibi alanın uzmanı aranjör popçulardan görüş alıyoruz.

Yaşam biçimi tartışmalarımız, sosyoloji sahasına hakimiyetiyle Niran Ünsal’dan soruluyor.

Faiz lobisiyle mücadele ve dolar saldırılarını püskürtme analizlerine gelince de... Ekonomi mütehassısı diye, ‘o şimdi asker’ parçasıyla ünlenmiş yetkinimiz Tuğba Ekinci’ye müracaat etmemek olmaz artık.

Emperyalizme direnişin sembolü haline gelen alaturka değerlerimizin, müstesna üstatlarımızın arabesk görüşlerine her vesileyle başvurmak zaten üstümüze vazife.

Sanatçı dediğin apolitik mi olur, müzisyen yalnız eserini mi çalıp söyler, siyaseti ağzına almaz mı, hayır.

Gerek gördüklerinde siyasi ve toplumsal sorunlarla ilgili de tavır alır, görüş bildirirler.

İktidarı da destekler, muhalefete de arka çıkarlar, haklarıdır.

Ama ortada büyük bir çarpıklık yok mu?

***

Sanatçıdan anladığımız bestecisi, icracısı ve prodüktörüyle popüler müzik şöhretleri...

Müzik yorumcusunu indirgediğimiz konum da siyaset yorumculuğu...

Medyamızda, ‘rol model’ sorumluluğu üstlendirmeyi, kanaat önderliğine soyundurmayı aşan bir öne çıkarma seçiciliği sözkonusu.

Üretimleriyle, performanslarıyla neredeyse tek satır haber olamadıkları magazin baş sayfalarına bakın. Sadece hoşa giden siyasi mesajlarla yarım sayfalık manşetlere çekilmelerinin neresi doğru?

Müziğin her türüyle politize olduğuna mı yanarsınız, aşırı partizanlaştığına mı...

Siyasi kamplaşmaların magazin medyasına dahi sıçratıldığına mı...

Müzisyenlerin, politik arenalarda gladyatör gibi kapıştırıldığına, dövüştürüldüğüne mi...

Eğlence anlayışımızın da siyasi kavgalar tarafından ele geçirildiğine, hayatın her alanını kapladığına mı...

Hadi gazeteci arkadaşların gayretkeşliğini anladık. Özel hayat dedikodularından, magazin skandallarından daha çok ses getiriyor.

Fakat sanatçıları anlayabilir miyiz, kendilerine bunun yapılmasına neden izin veriyorlar?

***

‘Manav değilim’ sözüyle çarpıtma kurbanı olduğunu söylüyor Yavuz Bingöl. Dün tövbe ediyordu bir daha gazete röportajı vermeye. Bu kaçıncı demiyorum.

Mazhar Alanson’la Bülent Ortaçgil’in söyleşi içeriklerine de katılıyorum.

Ama yine de...

Sanatçıları, taraftar tribünü kızıştırmak için kullanmak, amigolaştırmak, miting cazgırına çevirmek, siyasi propagandaya alet etmek... Onlara haksızlık, bu ülkeye kötülük olmuyor mu?

İnatlaşmaları, kutuplaşmaları körüklemekten başka neye faydası var, bu siyasallaştırma kampanyasının?

Hem iktidara yaransa muhalefete yaranamıyorlar. Ya o taraf ya bu taraftan şeytanlaştırılmak, kırk katırla kırk satır arasında seçim yapmak zorunda mı bırakılmalıydılar?

Siyaset konuşmaktan ve bir tarafın lincine uğramaktan kendilerini koruyamıyorlarsa kıyılmaya müstahaklar mı?

İki taraftan birinin gerçek, diğerinin sözde sanatçısı haline gelmek, kaçınılmaz kaderleri mi olmalı?

Siyaseti de bayağılaştırıp magazinleştirmekten öteye gitmez ayrıca bu çabalar.

Sonuçları, tüm taraflar için yıkıcı yani.

Gelsin, kullananı ve kendini kullandırtanıyla  vazgeçmesinler mi bindikleri şu dalları kesmekten!