• 20.11.2018 00:00

 Yüz elli yıllık demokratikleşme deneyiminden sonra şunu da duyduk ya bir devletlinin ağzından...“Devlet bir şey söylüyorsa tereddüt etmeden inanmak gerekir” dendi ya biz vatandaşlara...

Lafı eden ismin kabinenin en okumuşlarından, doktoralı Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli olmasına mı yanarsınız...

Lafı etme nedeninin, yurtdışından ihalesiz getirilen bir parti ithal etle ilgili eleştirileri püskürtmek olmasına mı...

Lafı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yani bakanlık harcamalarını biz vatandaşlar adına denetlemekle, yediğimizden içtiğimizden kesilen vergilerin nasıl kullanıldığının hesabını sormakla görevli bir heyet önünde etmesine mi...

Hangisine daha çok yanarsınız, bilemedim.

Dediği kanun padişahların mutlak yetkilerini sınırlandıran meşrutiyet ilanları yaşanmamış, mutlakiyetçilik ve saltanat kaldırılmamış, halk idaresi cumhuriyet kurulmamış, tek partiden çok partili demokrasiye geçilmemiş ve bu kazanımların hepsi, yüz elli yıldır devlete karşı verilen mücadelelerle elde edilmemiş gibi...

Bakan Bey başa döndürüyor bizi, tebaanın itaatten başka hakkının olmadığı en başa.

Ne şeffaflık isteme, ne bütçe ve ne de hesap sorma hakkının tanındığı, vatandaşın henüz kul köle sayıldığı dönemler geride kalmamış gibi...Bütün bir demokratikleşme tarihi tecrübemizi kaldırıp çöpe atıyor. Bir tek cümleyle hem de!..

Bu hesap sordurmama yetkisini, bulunduğu devlet görevine onu atayan iradeden almadığı muhakkak.

Çünkü aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimse layüsel, kimse eleştirilemez değildir” diyordu.

Yani kimse padişah değil bugünkü rejimde.

AK Parti deseniz, ‘önce devlet’ anlayışının karşısına ‘önce insan’ prensibini koyarak iktidara geldi.

Halk, devleti yönetenlerin iki dudağı arasında yaşamaya, her söyleneni peşinen doğru kabul etmeye mahkum değil.

İtiraz hakkından, ikna edilme talebinden niye vazgeçsin millet?

Vergisinin doğru yere harcanıp harcanmadığının, suistimal ve usulsüzlük yapılıp yapılmadığının tatminkar bir şekilde açıklamasını yapmak çok mu zor da...Soru soran gazeteciyi azarlayarak, kaşınmasını kurcalanmasını yasaklayan çıkışmalarla işi yokuşa sürüyor Bakan?

Paranın da, memleketin de, devletin de sahibi millet. Vaaz ve nasihat dinlemek değil açıklama bekliyor emanetçisi olan yöneticilerden...

Orhan Baba’dan kopya çekiyorsa daha sittin sene geçemez bu dersi. Demokratik devletin tanımında kafa ve kavram karışıklığına düşerek bocalamaya devam eder.

Devlete saygı duymayı, devleti kim yönetse ona sınırsız kredi açarak gözü kapalı bağlanmak zannederken nasıl kalmayacak sınıfta?

Ecevit varken Ecevitçi, Özal’la Özalcı, Demirel’le Demirelci, Erdoğan’la da en koyu Erdoğancı olup devlete saygının nimetlerinden yararlanmanın karşısında ‘makbul vatandaş’ yazıyor o kopyada.   

Şahıslarla ilgisi yok, sadakat makamadır gerekçesiyle, başa kim gelirse sorgusuz sualsiz her dediğine inanmayı savunmak ‘her devrin adamlığı ve ulufecilik’ti eskiden. Yeni bir içtihatla sadık ve sorumlu vatandaşlık mı oldu şimdi?