• 28.11.2018 00:00
  • (1231)

 Bir ‘Sorosçu’ yaftasıdır gidiyor medyada.

Açık Toplum Vakfı faaliyetlerini sonlandırma kararı mı aldı...

Başlıyor malum tambura arkasından teneke çalmaya. ‘Sorosçuları böyle yaparız işte biz, tası tarağı topladı kaçacak delik arıyorlar’ diye zafer naraları patlatıyorlar.

Oysa bakıyorsunuz Vakıf, iktidarla iyi geçindikleri zamanlardan, geçmiş işbirliklerinden filan bahsediyor. Ama ‘asılsız iddia ve ölçüsüz spekülasyonlar’ yani karalama kampanyaları nedeniyle faaliyetlerini sürdürmesine imkan kalmadığı için kepenkleri kapatacağını söylüyor.

Sevinç çığlıkları atanlardan tıs yok. ‘Asılsız değil o iddialar, al sana ispatı’ diyen çıkmıyor.

‘Spekülasyon değil gerçek onlar, buyur kanıtı’ diyen bir ses duyulmuyor.

Aksine, iktidara yakınlığı nedeniyle görevinden ayrıldığını belirten Açık Toplum Vakfı eski Başkanı Can Paker farklı tonda.

Soros’un faaliyetlerini Türkiye’ye sokan, AK Parti’nin de başlarda paylaştığı ‘açık toplum’ idealleri ve fikriyatının taşıyıcı, öncü isimlerinden biri o. Osman Kavala gibi başı çekenlerden...

Radyo Sputnik’te Yavuz Oğhan’a konuşuyor ve vakfın, Gezi olayları dahil Türkiye aleyhtarı projeleri finanse etmesinin teknik bakımdan mümkün olmadığını teyit ediyor.

Vakıf da açıklamasında suçlamayı aynı dille yalanlıyordu, sadece iftiralardan bunaldığı için havlu atma noktasına gelmişti.

Bütün faaliyet ve harcama trafiği, İçişleri’yle Vakıflar idaresinin yani hükümetin bilgisi ve denetimi altındayken, ihanet projelerine nasıl para akıtacaktı ki?

Türkiye’yi bölmek, parçalamak gibi yasadışı terörist faaliyetleri yeraltına inmeden, legal haliyle nasıl

yürütebilirdi ki? Engellenmez miydi?

Buna rağmen Türkiye’den çekilme kararını doğru, yerinde buluyor Paker. Kendi dönemindeki proje yapısı sürüyorsa vakfın kapanmasını Türkiye için eksiklik olarak gördüğü halde.

Peki...

Şartların elverişsizleştiği ve ortamın bozulduğu gerekçesine katılıyor havasında da...

Sivil toplum hareketlerini ‘beşinci kol faaliyeti, ajanlık ve hainlik’ gibi lanse edenlerin bari buna bir cevabı var mı? Yine hayır.

Fakat sözünü sakınmayan Abdurrahman Dilipak’ın onlara bir diyeceği var.

Yeni Akit’teki yazısında soruyor: “Kavala ile birlikte çalışanların bir kısmı hala sistemin içinde, muteber ve sağlam mevkilerde görev yaparken, tek başına Kavala niye! Sanki biraz dostlar alış verişte görsün ya da birini günah keçisi olarak kullanma gayreti mi?...”

Yani Osman Kavala içeride de Can Paker ve diğerleri neden dışarıda ve el üstünde tutuluyor?

Oysa Paker gibi mahcup savunmuyor kendini Kavala, meydan okuyor.

Dün içeriden bir daha seslendi.

13 aydır hazırlanmayan iddianamesi hazırlanır da mahkemeye çıkarılır ve yüzüne okunursa, suçlamaları çürüterek nasıl bir saçmalık olduğunu bütün dünyaya göstereceğini haykırıyordu.

Sabırsızlıkla bekliyor fakat bir türlü yargılaması başlamıyor.

Madem azılı suçlu, Soros’un Türkiye’yi karıştırsın diye tuttuğu biri, Gezi’yi organize etti, darbe girişimini finanse etti, hepsi kesin, neden hala konuşturuyoruz ki...

Suçlarını, somut delilleri ve dayanaklarıyla koyalım ortaya gitsin, susturmak yargının elinde.

Hayır yani uzadıkça suçlamaların inandırıcılığı zayıflarken Sorosçuların ‘kara’ denilen propagandası güçlenmiyor mu?