• 6.02.2018 00:00

 Beykoz’da, AK Parti’li bir aday adayının afişi çıkmıştı. “Herkes evini yaptıracak, kimse rüşvet vermeyecek” yazıyordu.

Muhtemelen gürültü koparmayı, tüm gözleri üzerine çekmeyi umuyordu.

Sınırlı bir ilgi ve dikkat toplayabildi. Ama belediye başkanlığına talip İsmail Gürkan’ın umduğu etkiyi uyandırmadı, ne çalkantıya yol açtı ne bir sansasyon koptu.

Bir vaatle Türkiye’nin gündemine gelip oturmayı başaramadı.

Sadece, tersinden çıkarılan sonuçla birkaç kere kendinden bahsettirdi. İmar sorunlarının halihazırda rüşvetsiz çözülemediği imasıyla bir iki haber konusu oldu, o kadar.

Aynı şey başka yerde yaşansa ne teveccüh görürdü halbuki.

Meksika’da yeni Başkan Obrador’un “Çalmayacağıma söz veriyorum” vaadi, seçim kazandırmakla kalmadı. Hala yankılanıyor medyada.

‘Halkım beni korur’ diyerek yakın koruma sayısını mı düşürdü, hemen o vaadini hatırlatıyorlar.

‘Halkı yoksulluk çekerken Meksika’ya lüks’ diyerek devlet uçağını mı satışa çıkardı, akla o vaadi getiriliyor.

‘Bu meblağ ülke şartlarında bana fazla’ diyerek maaşını mı yarıya indirtti, o vaatle birlikte haberleştiriyorlar.

Bu durumda en doğru subliminal çıkarsama ne mi olurdu? Tabii ki adayın, kendilerini rüşvetten kurtaracak birini aradıklarını zannedip Beykoz halkını yanlış okuduğuna hükmetmek...

Meksika’da işe yarıyor. Çünkü orada cana tak etmiş rüşvetin yaygınlığı. ‘Yandım Allah, elaman’ dedirterek bunaltmış. İllallah ettirmiş seçmeni, yaka silktirmiş. Halkın şurasına kadar gelmiş demek ki...

***

Eminim, İngiltere’ye bakıp Meclis’i güçlendirme vaadiyle oy istemek de benzer bir fiyaskoyla sonuçlanırdı bizde.

Anadolu Ajansı, köpürterek haber geçti.

Avam Kamarası, ‘Ya benim planımı uygularsınız ya da AB’den anlaşmasız ayrılırız veya Brexit gerçekleşmez’ diyen Başbakan May’e, tehdidini aynen iade etmiş.

“Başbakan’a parlamentodan darbe ve bir yenilgi daha, parlamento son sözü söyleme hakkını hükümete devretmeyi reddetti, yetkisini korudu” şeklinde yansıtılıyor.

İlginç kısmıysa ‘parlamentoyu aşağılama’ adıyla oyladıkları önergeyi, parlamentonun işlemesini engelliyor diye bizzat May’in partisinden bir milletvekilinin vermesi. Ve kendi partisinden iktidara karşı oy kullananlar sayesinde kabul edilmesi.

Hakeza, Almanya da bize örnek olamaz. Anadolu Ajansı dün duyurdu; Alman medyası hükümetlerini sıkıştırıyormuş.

Kaşıkçı cinayetine tepki olarak Suudilere silah satışını durdurmuşlardı. Fakat bir savunma şirketi, arkadan dolanarak ambargo kararını deliyormuş.

‘Ne iş’ diye afişe ediyor bu sır operasyonu medya. Ulusal çıkar ve güvenliğe ihanet bariyerine takılmıyorlar.

Fransa’da aşırı sağla aşırı sol, orta alt sınıf halka karışarak Macron’u istifaya çağırdı. Protestocuların ortak sloganıydı, sokağı inlettiler.

Hedef kendi iktidarı olduğu halde, ateşe benzin dökmeme endişesiyle üstüne gidemedi, yayın yasağı koydurup akaryakıt zammında diretemedi Macron.

Yanisi şu...

Her koyun kendi bacağından asılır, her toplum kendi şartlarında değerlendirilir.

May’i, Merkel’i, Macron’u hedef alan şeytani terör koalisyonlarının varlığına, kendilerini yıkmak için el altından şer ittifakları kurulduğuna, karanlık lobilerin kendilerine karşı gizlice birleştiğine ve siyasi muhaliflerinin de düşmanla işbirliği yaptığına oraların tehdit algısı açık değil ki inandırasınız.

Onlara uçuk gelen ihanet kumpasları, bizim gerçeklik algımızın ta kendisi. O yüzden tutmaz.