• 22.01.2019 00:00
  • (1288)

 “Küfürbaz Say'dan İtibar Takıyyesi" başlığı Akit'ten...

"Akit'ten Fazıl Say için 'teslim oldu' yazısı" başlığı da soL Haber sitesinden...

Tuhaf bir çıngar!

Biri, Say'ın geçmiş günahlarını unutturup milletin gözünde aklanmak ve imajını düzeltmek için uzlaşma yoluna gittiğini, Erdoğan'ın popülaritesini kullandığını söylüyor.

Diğeri ise 'bak senin için neler söylüyorlar, değdi mi' diye verip veriştirerek teşhir ediyor.

Bir yanda 'onu da iktidara kaybettik' diye üzülen, bozuma uğrayan, hırçınlaşan sözüm ona 'direniş cephesi' militanları sıralanıyor.

Diğer yanda 'nihayet doğru yolu buldu, hizaya geldi, aferin bak hep böyle uslu olsun' tafraları satanlar...Boyun eğdirmiş gibi, üstün gelmenin gururunu yaşayan, bilek bükmenin tadını çıkaran fanatik iktidar partizanları...

Bir acayip psikolojik karşılaşmadır gidiyor.

Bir tribünden 'bu da mı gol değil' çığlıkları yükselirken, öbürüne gol yemişlik havası çöküyor.

Zafer ve yenilgi duygularına sıkışan bozuk, bölünmüş bir Türkiye ruh hali...

Bütün diğer duyguları bastıran bir tarafgirlik hakim ortama; ya  tarafın kazanıyor ya takım taklavat kaybediyorsundur.

Parmakla gösterilen ve dünyaya parmak ısırtan bir sanatçısının başarılarına birlikte sevinmeyi bile unutturan bir çatışma...

Fazıl Say üzerinde söz ve tasarruf hakkı iddia etmeye; aidiyetinin el değiştirip değiştirmediği, en son kimde kaldığı tartışmasına kadar vardı tepkiler.

Hepi topu, Truva Sonatı konserine ülkenin cumhurbaşkanını davet etti. Erdoğan da dünya çapındaki bir müzisyenin davetine icabet etti. Vay sen misin!...

Bonservis bedeli olmadan, transfer pazarlığına hem de izinsiz oturmuş gibi bir muhalif muamele...

İktidar cenahının 'aramıza hoş geldin' yollu serenatlarının da kışkırttığı bir dengesizlik...

Kendilerini muhalefet topraklarının sahibi görenler gibi, iktidar topraklarının evsahibi ağzıyla konuşanlar da eksik kalmıyor.

Sanki karşı mahalleye vizesiz kaçak geçiş yapmış. Simsariye yani komisyon ücreti talep eden simsarlar kesiyor önünü.

İktidar arazisine giriş de sanki bir duhuliye kartına tabiymiş. Kendilerinde o kartı bahşetme hak ve yetkisi bulanlar, akreditasyon başvusunu almış da değerlendiriyorlarmış gibi yapıyorlar. Bekleme odasına alıp içeri kabülüne dek gözlem altında tutuyorlar Fazıl Say'ı.

Hüsnühal yani iyi hal kağıdını onaylamaları gerekiyor. Say'ın bundan sonraki hal ve hareketlerine bakarak yerli ve milli olup olmadığına karar verecekler. Korsan, geçici statüde takılıyor şimdi, gerisi onların takdirine kalmış.

Deniz Çakır, umuma açık, sosyetik bir mekanda sözlü tacizine uğramaktan şikayetçi başörtülülerle mahkemelik olmadı mı? O da 'jest ve mimikleriyle asıl onlar beni rahatsız etti' diye savunmadı mı kendini?

Sözlü tacizden gözle tacize, yan bakmaktan yadırgar ve yargılar gibi bakmaya uzanan o pandomim de aynı vaziyeti anlatıyor.

Diğerinin varlığından 'bana bir şey mi demek istiyor' diye rahatsız olan, gözüne görünmesini istemeyen, mutluluğundan huy kapan, kahkahası bile batan tarafların semboller üzerinden kavgası sürüyor.

Son kurban, Fazıl Say...

Sonuncu olması için gerekense Erdoğan-Say yakınlaşmasının göstermelik kalmaması. Temsil ettikleri kesimleri de yakınlaştıran, birbirine ısındıran bir fırsata dönüştürülmesi.

Taktik ve pragmatik bir günü kurtarma fotoğrafıyla kalırsa tekrarlarını çok izleriz daha.