• 23.02.2019 00:00
  • (1447)

 Osman Kavala ve 15 kişiye ağır müebbet isteyen iddianame, 16 ay sonra hazırlanmış ve 6 yıl önceki Gezi soruşturmasına dayandırılmış...

AB yetkilileri bunu da eleştiriyormuş. “Şaka gibi, Türk adaleti insan hakları standartlarından saptı’ diyorlarmış...

Af Örgütü de tepki göstermiş...

Ama Sisi yargısının Mısır’daki hukuksuzluklarına Alman yetkili ihtar çekince haber yapan, Af Örgütü karşı çıkınca büyüten muhafazakar medya, görmezden geliyormuş. Kendi mahallelerinden Mazlumder'i bile duymuyorlarmış.

Sözüm, ‘bunu da yaz’ diyenlere...

İnsan hakları aktivistleriyle muhafazakar medyanın yolları hazır kesişmiş; Suud hapishanelerinden, Kahire’deki darağaçlarından yükselen çığlıklara birlikte ses vermeye, dayanışmaya başlamışlar.

Bir yerden başlamaları, hiç başlamamalarından iyidir. Şimdi ne diye bu birlikteliğe nifak sokalım, aralarını bozmanın alemi ne!

‘Suud Krallığı kutsal topraklara hizmet ediyor, ümmetin hamisi, İslam dünyasının koruyucusu, onun için saldırıya uğruyor’ deseler daha mı yeğdi?

‘Ümmetin kalbine nifak sokmak isteyen dış güçlerin içerideki kurma kolları onlar, fitne çıkarıyorlar, bölüp parçalamak peşindeler, tutuklananlar da onları destekleyenler de insan hakları aktivisti görünümlü operasyoncular’ diye çarpıtsalar mıydı?

Son 6 ayda 180 kişi idam edildi Mısır’da. Çarşamba günü infaz edilen 9 kurbandan biri, suikast suçunu üstlenmeleri için işkencede yedikleri elektiriğin ülkeyi yıllarca aydınlatmaya yeteceğini haykırıyordu. Sağır mı kesilselerdi?

‘Kahire Celladı’ başlığıyla manşete çekti önceki gün Karar. ‘Muhalifleri susturmak için zulümde sınır tanımayan darbeci Sisi’nin vahşi bilançosunu bir kez daha gözümüze sokuyordu.

Sadece Karar mı? Aynı infial, her yerde...

Af Örgütü’nün, AB’nin ‘durdurun’ çağrılarına rağmen asıp kesmeye, boyun eğmeyenleri ‘terörist ve hain’ diye ipe göndermeye devam ediyor askeri diktatörlük.

Af Örgütü, AB ve diğer uluslararası odaklar idam ve işkencelere karşı birleşti, ortak cephe kurdular, şer koalisyonu diye hezeyan savuran olmadı. Olsa mıydı?

‘Cellatsa da bizim celladımız, alnı secdeye gidiyor, darbeyle devirdiği Mursi’nin arkasında kamet getirip namaz kılıyordu, tuttukları orucun iftarını beraber açıyorlardı’ diye, elin gavuruna laf söyletmeseler miydi?

Sisi despotuna gösterilen Batılı tepkileri, İslam düşmanlığına mı bağlasalardı? ‘Haçlılar operasyon çekiyor, alet olmayız’ klişelerine mi sığınsalardı?

Suud’da, Mısır’da insan hakları mücadelesinden yana olmaları, o bilinç ve duyarlılığın yaşadığını gösteriyor. Ölmesine, büsbütün körelmesine tercih edilmez mi?

Hak ve özgürlük mücadelesi bir gün hepimize lazım olabilirmiş, emperyalizmin bir oyunu değilmiş, unutanların da arada hatırladıklarını görmek sizi sevindirmiyor mu?

Uluslararası toplumun hukuksuzlukları durdurmakta aciz kalması, müdahale edememesi, BM düzeninin yetersizliğine hatta çöktüğüne yoruluyor. Haksız mı, yersiz mi?

Müdahale edilememesini eleştirmeleri, müdahale karşıtı martavallar okumalarından evla gelmiyor mu size de?

İnsan hakları bir paravan, emperyalizmin kullandığı bir maske, sahte bir müdahale aracı diye zulme cihat süsü verseler, gerçeği inkar yoluna mı gitselerdi?

Bin Selmangillerin ‘dış güçle din savaşındayız’ savunmalarına hak mı verselerdi? İslam dünyasının iç işleri, ülkelerin egemenlik hakları adına “BM’yi ne ilgilendirir, herkes işine baksın” diye mi çıkışsalardı?

Takdir en büyük teşviktir, ancak 'ha gayret' derim.