• 14.04.2019 00:00

 İlkini, aynı başlıkla 6 Ekim 2017’de yine burada kaleme almıştım. Bu, ikinci “Şahsa tapulu siyasette son nokta” yazım.

Fatih Erbakan’ın, ‘genel merkez binasını derhal tahliye edin’ mesajını o zaman ciddiye almamıştı Saadet Partisi.

2 yıl sonra, 31 Mart seçimlerinin hemen ertesinde, o emre itaatsizliğin acısı çıkarılıyor şimdi. ‘Babadan kalma’ dava binasını terk ihtarına direnmenin bedeli ödettiriliyor.

Haksız dediği hesabı yüklü faiziyle ödediği halde, üç günlük ek süre talebi dahi kabul görmedi Saadet’in. Pazara kadar müsaade istedi ama taşınma mühleti bile tanınmadı.

Efsane Milli Görüş lideri Erbakan Hoca’nın oğlu ve damadı el ele verdi; perşembe günü polis nezaretinde icra zoruyla kapının önüne koydular baba yadigarı ‘dava’ partisini.

‘Bunu da mı duyacaktık, bunu da mı görecektik, yok artık, son perde’ demeyeceksiniz. Tam siz aşılmadık hayret eşiği, geçilmedik son sınır kalmadığını düşünürken yeni bir zirveyle karşılaşıyorsunuz sonra.

“Saadet Partisi'ne haciz skandalı, ibret verici dramatik bir son değilse nedir” demiştim. Yanılmışım; o gün tanık olduğumuz ibretlik ve dramatik sonsa bugünkü ne!

İşin aslını, iç yüzünü farklı anlatıyor Saadetçiler. Demelerine bakılırsa...Partileri kapatıldığında devlet el koyamasın diye vaktiyle tedbir almışlar. 'Dava'nın malı mülkü 'mutemet' kişiler üzerine yapılmış, parası pulu güvenilir 'emanetçi'lere zimmetlenmiş.

Erbakan’ın mirasçıları, alacaklı mal sahibi olarak kapılarına dayanıp kira tahsilatına kalktığında neye uğradıklarını şaşırmışlar o yüzden.

Dedikleri gibiyse...Şahıs üzerine bina edilen 'dava'nın bütün birikimi, Erbakan sevdalısı inanmış ve adanmış garibanların bütün fedakarlıkları, 'emanetçi' şahısların üstünde kalmış, mülkiyetlerine geçmiş görünüyor.

Devletten kaçarken emanet bilmezlere yakalanmışlar yani. Üste bir bardak soğuk su içip unutmaları isteniyor şimdi.

Parti Genel Sekreteri Tacettin Çetinkaya, ‘çökme’ tahliyesine şöyle isyan ediyordu:

"Milli Görüş davası, Erbakan Hocamızın bize bıraktığı bir davadır. Burası da Milli Görüş’ün partisi, bu binalar da Milli Görüş’e ait binalardır, dolayısıyla da SP’nin kullanımındadır. Hesaplar ve araçlar da SP’nindir. Bunlar, üyelerimizin aidatlarıyla sağladığı katkılarla edinilmiş mal varlıklarıdır.

Onun için de her ne kadar bir şirket üzerine olsa da emanetçi konumundadır, kimsenin şahsına ait değildir, camiaya aittir.

Genel merkezimizle ilgili bir tahliye kararı alınmıştı, biz üst mahkemeye başvurarak bu kararı durdurmuştuk.

Ama şu anda gayrimenkullerimiz, araçlarımız ve hesaplarımız üzerinde haciz işlemleri yürütülüyor. Genel Başkanımızın makam aracının haczedilmesi, hem de bunun için yakalama kararı talebi olması, camiamızı daha da üzdü..."

***

Saadet, çıkarılan kira borcuna itiraz edince genel merkez binası da dahil, partinin gayrimenkulleri ve banka hesapları ile Karamollaoğlu’nun makam aracına haciz koydurup icraya vermişlerdi.

Erbakan'ın varisleri, yasalar karşısında şeklen haklı. Kağıt üstünde alacaklıyken tahsil için icra takibi başlattılar diye kimseyi ayıplayıp suçlayamazsınız.

Fakat tasarruf ve mülkiyet hakkı onlarda görünse de, o taşınmazların gerçek sahipliği tartışmalı deniyor. Ve sıradan bir mülkiyet anlaşmazlığı davası değil bu.

Bina, 'Milli Görüş'e gönül verenlerin alın terinden arttırdığı bağışlarla alındıysa ne korkunç vebal!

Daha neler görecek bakalım bu gözler.