• 30.04.2019 00:00

 Attila İlhan’ın “Sayende sayeban olduk İstanbul şehri” dizesini keşfetmedi daha ‘reisçi’lik namına kişilik kıyımı yürütenler. Yoksa çoktan uyarlayıp “Erdoğan’ın gölgesinde gölge sahibi olanlar” diye bir başlık açmazlar mıydı?

Saye, gölge demek. Sayesinde ise gölgesinde yani kayırması ve torpiliyle...

Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde, önceki cumhurbaşkanlarının tanıtıldığı bir bölüm var. Kendisine ayrılan bölümde, Abdullah Gül’ün şahsi internet sitesine verilen link kaldırılmış.

Beştepe Gül’le bağlantıyı kesti, ipler koptu gibi birtakım iddialı laflara dayanak ediliyordu dün.

Bu bir tepkiyi mi yansıtıyor, ‘duyan duymayan kalmasın, son ilişiğimizi de kestik’ mi demek? Beştepe, Gül’le irtibatlarının sonlandığını ele güne karşı bu yolla mı açık etmek istiyor? Zamanlaması manidar mı, ne zaman yapıldı?...

Ali Babacan etrafında yeni bir parti kurma hazırlığında olduğu konuşuluyor bir süredir Gül’ün. Başı Babacan çekecek, Gül himaye ve gölgelik sağlayacak gibi teyide muhtaç spekülasyonlar...

Link kaldırmanın bu senaryolara erken bir cevap mı olduğu, rest çekme mesajı mı içerdiği hayli tartışma götürür.

Bu anı bekler gibi sabırsızlanan yorumlardan daha ilginç olansa, hızlı reisçilik adına kılıç sallayan fedailerin aceleciliği.

Gül, Davutoğlu, Babacan; hangisinin adı sivrilir de öne çıkarsa hurra onun itibarına yöneliyorlar. Nankörlük, ihanet ve vesafızlık suçlamaları üzerine kurulduğu için, hep aynı basmakalıp klişeyle başlıyor kesip biçme saldırıları: Erdoğan sayesinde...

Hiç kimseyken Erdoğan sayesinde bir kimliğe kavuşmuşlar, geldikleri her yere Erdoğan sayesinde gelmişler. Erdoğan sayesinde bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olmuşlar; her ne ikbal gördülerse ona borçlularmış.

Gogol’un Palto’sundan çıkan Rus edebiyatçılar gibi, hepsi Erdoğan’ın gölgesinden çıkmışlar vesair.

Hadi, ucu Cumburbaşkanı Erdoğan’a da dokunacak bir argümana sarıldıklarını idrakten yoksun bunlar. Düştükleri açmazı hatırlatan bir büyükleri de mi olmaz!

AK Parti’nin kurucu troykasını oluşturan üç ismin üçü de Erbakan tarafından siyasete kazandırılmamış sanki...

Aynı mantık Erdoğan, Gül ve Arınç üçlüsü için geriye doğru işletilse ne diyecekler? 

Milli Görüş partilerindeyken il başkanı, milletvekili, belediye başkanı ve bakan oldularsa bu makamların hepsi onlara Erbakan tarafından mı bahşedilmiş sayılacak? Birer lütuf ve ihsan gibi mi görülecek? Milli Görüş’e hiç emekleri geçmemiş, vizyonuna katkıda bulunmamışlar, dişleri tırnaklarıyla yükselmemişler, ortak oldukları başarılarda kendi kabiliyet ve çabalarının payı yokmuş, bütün şeref payelerini lider mi ikram edip dağıtmış kabul edilecek?

Efenin hakkını efeye vermek için, kızanlarının hakkını yemek şart değil oysa. ‘Efeyi efe yapan kızanlarıdır’ denmiyor haybeye.

Her şeyi liderin ‘süper kahraman’lığına mal etmek, günün sonunda Erdoğan’ın liderlik vasıflarına da büyük haksızlık.

Rahmetli Erbakan tek başına Milli Görüş’ün efsane lideri olmadı, kadrosuyla oldu. Ehliyet ve liyakat sahiplerinden doğru kadroyu toplayıp yönetmek de liderliğin olmazsa olmaz özelliklerinden.

Erbakan Hoca varsa vardılar, yoksa yok mu oldu önünü açtıkları? Onsuz bir hiç miydi hepsi, olmasaydı hiçbiri olmayacak mıydı?

Birlikte yola çıkılanların iradesine ve geleceklerine ebediyen ipotek koyan, sonsuz diyet borçlandıran sakat bir mantık. Bir tuzak hatta.

'Bize bugünümüzü sağlayan ulu lider' rüzgarı estirerek kadrosunu hiçleştirirken lideri de yalnızlaştıran bir tuzak. Asıl fitne, liderin etrafını bu kişiliksizleştirme ameliyesiyle boşaltmak olmasın?