• 18.06.2019 00:00

 ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok' romanının başlığındaki gibi geçti. Ama roman gibi sarsıcı değildi. Nefes nefese geçmedi.

Biri genç, istekli, dinamik ve enerjik görüntüsünü avantaj olarak kullandı. Diğer aday, yaş faktörünü tecrübe farkı olarak öne çıkarmayı denedi.

Elbette seçmen kanaati üzerinde belirleyici bir rolü var nasıl göründüklerinin. Fakat asıl kazanma stratejileri, başka vurgularda gizliydi.

Yıldırım, İmamoğlu'nu 'yalancı' çıkarmaya oynadı. Bütün hazırlığı buna dönüktü. Dönüp dolaştırıp her defasında konuyu 'yalan söylüyor'a bağladı. Sosyal medyadaki amigo taburları da aynı yere ateş etti.

Yıldırım'a destek kampanyası, ısrarla  oradan yüklendiğine göre çalışılmış bir taktik bu.

Fakat İmamoğlu, Yıldırım'a Sayıştay raporunu okumadan yalanladığını kabul ettirdiğinde,  taktiği boşa çıkarmayı da başardı. En dramatik falsosuydu Yıldırım'ın. Açığa, ofsayta düştüğünde, yalancılığı rakibinin 'yumuşak karnı'na çevirme taktiği de çöktü.

İmamoğlu ise nefesleri tutturamadı ama  31 Mart gecesi ve sonrası yaşananları hafızalarda canlı tutmaya epey odaklandı. 'Hakkı yenmiş mağdur' izlenimini pekiştirmeye, 'hak yemez' imajını güçlendirmeye çalıştı.

Yıldırım her ne kadar o bahsi kısa geçmeyi denese de İmamoğlu kanırtarak uzattı, rakibinin ceza sahasından çıkmasına izin vermedi.

Belli ki unutturmanın Yıldırım'a, hatırlatmanın kendisine yarayacağı gibi bir hesaba dayanıyor İmamoğlu stratejisi. Oradan sıkıştırmayı seçti. Unutturulmadan kapatılamayacak bir farkı koruma kurgusu izledi yani.

İki tarafın da pres yaptığı, üstüne giderek muhatabını hırpaladığı zamanlar yaşandı. İki tarafın yıpratma saldırılarından kolayca sıyrılamadığı zamanlar olduğu gibi...

Fakat yer yer kabalaşmalarla birlikte centilmenlik ve nezaket sınırları genelde korundu. Ön mutabakat bozulmadı. Hatta aile fotoğrafıyla tatlıya bile bağlandı finalde.

Formata uyulması, atışmaların önünü kestiği için seyirciyi diri tutmak açısından iyi mi oldu derseniz, ayrı mesele...

Moderatör Küçükkaya, üstündeki muazzam baskıya rağmen toplamda iyi iş çıkardı gerçi. Hiç de fena idare etmedi.

Yine de format eleştirileri haksız değil. Bir TV şovu olarak, siyaset bunca kızışmış, seçim harareti zirve yapmışken tribünlere bekleneni verdi mi, bence hayır.

Hızlı peşrevlerle başladı, çabuk ısındı ekran,  ilk 40 dakikada sert ataklar ve karşı ataklar izledik, hücumlar ve püskürtmeler gördük... Ne ki kalan kısmı uzatmalara döndü, oy tercihlerini ya da mevcut dengeleri etkileyecek bir üstünlük sağlanamadı.

Tek kayda değer atraksiyon, Yıldırım'ın İmamoğlu'na müdahaleleri, araya girip söz kesmeleri oldu. Soğukkanlı bilindiği halde sükunetini korumakta zorlandı sıķlıkla. O da İmamoğlu'nu daha kontrollü, daha tahamüllü, kendinden emin ve yarışa hakim göstermeye yaradı.

Gerisi, taraftara zevk ve doyum vermekten uzaktı. Çekişmesiz, heyecansız, coşkusuz seyretti tartışma.

Sıkıcı, sönük ya da donuk bulanlar bile var. Heyecanın doruğa çıktığı, öyle hafızalara kazınacak, unutulmaz bir süpriz anı olmadı.

İmamoğlu'nu zora sokacak bir terslik, tuzak ya da şaşırtmaca bekleyenler de yanıldı. Yıldırım lehine, 23 Haziran'ın kaderini tayin edecek bir kırılma bekleyenler de...

İstanbul cephesinde yeni bir şey yok. Fakat aylarca hiç kurşun atmadan siperde yatarak beklenen savaş cephelerindeki kadar da yaprak kımıldamadı değil. Gol arayışları oldu olmasına...

Ancak golsüz tamamlandı, tartışmadan ezici bir üstünlük kurarak galip ayrılan olmadı.

Yalnız yenişememeleri, berabere bitmesi anketlerde önde çıkan İmamoğlu'nun işini görse de Yıldırım'a yetmiyor.

İmamoğlu-Yıldırım karşılaşması, her halükarda tarihi nitelemesini de hak ediyor ayrıca, fiyasko yorumları abartılı.

Gerçekleşmiş olması bile başlı başına bir kazanım. Nefes kesmemiş olması, ülkeye nefes aldırmadığı anlamına gelmiyor.

Kısacası...

Adaylardan biri fırsatı değerlendiremedi, elinden kaçırdı. Biri de ucuz atlattı, hasarsız kurtuldu. Hangisinin hangisi olduğu pazar günü ortaya çıkacak; çok kalmadı, sıkın dişinizi.