• 30.07.2019 00:00
  • (1038)

 Hepi topu 'barış bildirisi'ni imzalayan akademisyenlerin ifade özgürlüğü lehine karar verdi Anayasa Mahkemesi. Bir gümbürtüdür gidiyor. İktidar medyasında başlayan kampanya, üniversitelere de sıçratıldı. “Anayasa Mahkemesi terörü meşrulaştıramaz” başlıklı bir metni, o üniversite bu üniversite dolaştırıp imza topluyorlar.

Gören de AYM, terörden aranan Osman Öcalan'ı TRT Kürdi'ye çıkarıp seçmene mesaj verdirdi zannedecek.

Sanki Mahkeme, terör propagandasını serbest bırakmış. Ya da İmralı'dan oy kullanma talimatı getirip HDP'den buna harfiyen uymasını istemiş, 'teröristbaşının emrine karşı mı geliyorsun' diye yasal bir partiye bastırmış...

Bir merkezden dağıtılıp akademisyenlere imzalattırılan metin şöyle şeyler söylüyor:

“Sözde ‘barış bildirisi’ adı altında terör örgütü propagandası yapan bazı akademisyenlerin ceza almalarını ‘hak ihlali’ gören Anayasa Mahkemesi skandal bir karara imza atmıştır.  Terörle mücadele ettiği için devleti suçlayan açıklamalar yapmak dünyanın hiçbir ülkesinde ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmez. Aşağıda imzası bulunan biz akademisyenler, terörle mücadeleyi sekteye uğratmayı ve ülkemizi karalamayı amaçlayan her türlü kurum, organizasyon ve inisiyatifin karşısında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi beyan ediyoruz. Türk milleti adına karar vermekle yetkili kılınan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının adalete ve kamu vicdanına aykırı olmaması gerektiğine inanıyor, bu yanlış kararda imzası bulunanları kınıyoruz.”

'Barış bildirisi' denilen "Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metne katılmadığım, hatta içeriğini eleştirdiğim halde imzacıların ifade özgürlüğünü nasıl savunduysam...Bu metni de haksız ve sorunlu bulmakla birlikte, imzacılarının ifade özgürlüğünü aynı şekilde destekliyorum.

Katılmıyorum diye, böyle bir metni imzaladıkları için mesleklerinden ihraç edilmelerini asla istemem. 'Görevini yapan yargıçlara kararlarından dolayı tehdit, gözdağı,  engelleme, karalama ve hedef gösterme' gibi suçlamalarla yargılanmalarını ve hapse atılmalarını da...

Ve kapısında hak aramaya ihtiyaç duyduklarında, ifade özgürlüklerini koruyan bir karar verdi diye karşıt görüşlü meslektaşlarının organize saldırılarına maruz kalırsa yine AYM'nin yanında yer alırım.

AYM, "Devlete ‘katil’, ‘terörist’, ‘katliamcı’ gibi ifadeler kullanılmasının önünü açmak"la suçlanıyor medyada. Oysa, şiddet çağrısı içermediği sürece sırf saçmaladılar  diye kişilerin cezalandırılamayacağına hükmetti sadece. Metnin içeriğini onaylamış, katılmış, altına imza atmış değil.

YSK, akla ziyan bir zorlamayla İstanbul seçimlerini iptal ettiğinde 'yargı kararıdır, beğenmese de herkes saygı duymak zorunda' diyenler, muhalefete eleştiri ve kınama hakkı dahi tanımayanlar şimdi AYM'ye veryansın ediyor, başkan Zühtü Arslan'ı yerden yere vuruyor.

Bıraktık saygı duymalarını, Altanlar ile Ilıcak'ın da yargılandığı davadaki gibi, ilk derece mahkemelerini neredeyse AYM kararlarına uymamaya, direnmeye çağıracaklar. Anayasa hükmüyle kesin ve bağlayıcı kararlar olmasına rağmen...

Prof. Ayşe Buğra, eşi Osman Kavala'nın yaklaşık 640 gündür dayanaksız suçlamalarla tutuklu yargılanması hakkında, Habertürk'ten Kübra Par'a şöyle konuşmuş: "Bu, asansörde kalmaya benziyor. Bağırsanız da çağırsanız da faydası yok..."

Yarın adalet bize de gerektiğinde sesimizi duyacak birileri çıksın istiyorsak, bugün yargı asansöründe mahsur kalanlara kulak vermeli değil miyiz?