• 7.08.2019 00:00
  • (1347)

 Dün Independent Türkçe sitesinde gördüm, Prof. Ömer Dinçer'in 'Kamu Yönetimi Adabı' kitabı çıkmış.

Acı acı güldüm, Cihat Arpacık'la röportajını okuyunca...

19-08/06/ekran-resmi-2019-08-06-232553.png

Ne umutlarla Başbakanlık Müsteşarlığına getirilmişti Hoca. Kamu yönetimi reformunu hazırlayacaktı. Ankara'nın merkezileştirdiği yetkileri dağıtarak yerele yayacak, hantal ve obezleşmiş bürokrasiyi küçültecek, devlet hizmetlerinde hız ve etkinlik sağlayarak vatandaşın hayatını kolaylaştıracaktı.

Reformun mottosu 'önce insan' dı. 'Önce devlet' değil...

Çalıştı ama olmadı. 3 yıl önce de neden başarılamadığını bir kitapla anlattı.

Şimdi ise bütün yetkileri tek elde toplayan aşırı merkeziyetçi bir sistemimiz var. Ve aynı Hoca, bu kez Kamu Yönetimi Adabı'nın kitabını yazıyor. 'Reforme edemedik, bari adabını verelim' der gibi...

Kitabı, siyasetname geleneğine uygun olarak Cumhurbaşkanı'na hitap tarzında yazdığını söylüyor.

Fakat bugün 'dününüzü unutmadık' tiratları atıp dün reforma nasıl taş koyduklarını unutanlara da biraz 'Hepiniz oradaydınız be!' hatırlatması içeriyor sanki. 

Kaderin cilvesinden mi, feleğin işvesinden midir...O gün binbir kaprisle iktidarın tabana yayılmasını engelleyenler, bugün demokratikleşme reformu istiyor. O gün demokratikleşme için canla başla bastıranlarsa bugün ölümüne karşı.

Kamu yönetimi reformu, AK Parti’nin en büyük hayaliydi. İlk Bakanlar Kurulu’nun da iki ana gündem maddesinden biri...

Ankara’da toplanan abur cubur yetkiler yerel yönetimlere devredilerek, yerinden yönetim güçlendirilecekti.

Federasyonla, eyalet sistemiyle alakası yoktu. Üniter yapı korunarak yapılacaktı. Ama bölünme paranoyası yüzünden yapılamadı.

Asker maraza çıkardı, muhalefet 'Cumhuriyet elden gidiyor' diye ayağa kalktı, medya yaygarayı bastı, topluma bölünme korkusu salınınca reform da hayal oldu.

Ömer Hoca, “Türkiye’de değişim yapmak neden bu kadar zor” adlı kitabında, statükocu direnişin arkadan çevirdiği dolapları paylaşmıştı.

Bugün iktidarı otoriterleşmekle suçlayanların kimi, o gün merkeziyetçi güç tekelini canları pahasına savunuyordu.

Yetkilerin dağılmasını, ‘federasyon komplosu, dış güçlerin bölüp parçalama planı' gibi sunuyorlardı.

Cihat Arpacık, reformu nasıl daha doğmadan boğduklarını tekrar sormuş. Bakın, ne diyor Hoca:

"Biz 2003 yılında Kamu Yönetimi Reformunu toplumla paylaştığımızda en fazla CHP muhalefet etmişti. O dönemdeki vesayet aktörlerinin hepsi, askerler, cumhurbaşkanı hatta yargı ve merkez medya tavır koymuştu. Hâlbuki şimdi görmüş olmalılar. O zaman ortaya konulan vizyon, Türkiye’nin ihtiyacı olan ve o dönemde yapılması gereken bir değişiklikti. Maalesef o fırsat kaçırıldı. 

2015'te CHP’nin seçim bildirgesine bakın, kamu yönetimiyle ilgili o dönemde topluma vaat ettikleri şeylerin neredeyse tamamı bizim 2003'te vaat ettiklerimizdi. Aradan 12 yıl geçtikten sonra aynı yere geldiler. Türkiye’de ideolojik bölünmeler ve kamplaşmalar olduğu müddetçe ortak bir vizyon oluşturmak zor..."

Bugünü, dünün yanlışları doğurmadı diyebilir misiniz hala? Kamu yönetimi reformunu engelleyen ideolojik önyargı ve çatışmaların, bugünlere gelişte hiç mi rolü ve sorumluluğu yok?