• 3.01.2019 00:00

 İçişleri Bakanı Soylu'nun "Lanet bir dizi" dediği Çukur'a, CHP kontenjanından RTÜK üyesi İlhan Taşçı 'sansür' istemişti. 

Avukat Funda Alp de bir sahnede avukat karakteri tartaklandı diye aynı diziyi savcılığa verdi. Suç duyurusu nedeni; avukatlık mesleğini itibarsızlaştırması, avukatları kötü göstermesi ve gelecek nesillerin diziden olumsuz etkilenmesi...

Soylu'ya kızsanız, Taşçı'ya ne diyeceksiniz? RTÜK'ü, içerdiği şiddete göre değil de yayınlandığı mecraya bakarak dizileri denetlemekle, bazılarına göz yumup bazılarını cezalandırarak ayrımcılık yapmakla, müdahale ve mücadelede yetersiz kalmakla eleştiriyor. Göz yumulduğunu, kayrıldığını iddia ettiği dizileri, sakıncalı içeriklerinin dökümüyle birlikte listeleyip RTÜK Başkanlığına bildirmişti.

Tam, diğer dizilerin sansüre uğramasına karşı duracağına Taşçı,  RTÜK sansürünü torpilli kanallara da genişletmeyi nasıl savunur, bir de muhalefetten seçilmişti, hani özgürlükçü üyeydi, ona mı kaldı diyeceksiniz...İçişleri Bakanı Soylu tutuyor elinizi.

Avukatlık mesleğinin kötü gösterilmesine öfkelenerek soluğu savcılık kapısında alan avukatı mı yadırgayacaksınız! Kala kala o mu kaldı yüzüne haykırabileceğiniz, 'TV keyfime, neyi izleyeceğime karışma, elini ekranımdan çek' çığlığı atabileceğiniz...Orada da durun işte!

Vaktiyle TRT'de oynayan ve Yeşilçam'a düşmüş bir genç kızın başından geçenleri anlatan dizide rejisörler, prodüktörler kötü gösteriliyor, itibarımızla oynanıyor, toplumun gözünde karalanarak küçük düşürülüyoruz diye bu ülkede yapımcılarla yönetmenlerin bile ayaklanmışlığı vardır. Hem de anlı şanlı yönetmenlerin.

Meslektaşları Ünal Küpeli'ye karşı imza toplayıp Orhan Kemal uyarlaması dizisini protesto eden, sansür isteyen yönetmenlerin bulunduğu yerde, sanatsal özgürlüğü işgüzar bir avukata karşı mı savunacaksınız, hadi canım! Sanatı o avukat rahat bıraksa ne, bırakmasa ne; ona gelene kadar...

Ucunun kime dokunduğuna göre roller değişiyor, karşıtına dönüşebiliyor bu filmde karakterler. Yerine göre sansürcü sansüre, yasakçı yasağa, RTÜK bile RTÜK'e karşı.

Fakat buraya kadarki kısmı klasik hikaye, sürprizsiz, şaşılacak tarafı yok.

Hayret verici gelişme şu; sansürün ayarını kaçırdın kaçırmadın, tadını tutturdun tutturamadın, ona az buna çok yaptın derken 25 yıllık RTÜK tarihinde bir ilk yaşandı bu hafta. İçerideki kavga, muhalefet-iktidar ekseninde kızışan çekişme bir üyenin başını yedi.

Daha doğrusu o üye, CHP kontenjanından gelen Faruk Bildirici, Ebubekir Şahin'i RTÜK başkanlığından düşürmeye yeltendi, karşı hamleyle kendi üyeliği düşürüldü.

Dizilere konu olacak bir entrika gibi durmuyor mu? Fazla izlemekten belki de. İzlemeyi bırakıp oynamaya başlamış gibiler.

Bildirici, demokrasiye ve muhalefete darbe vurulduğunu, üyeliğini oy çokluğuyla düşürme kararını yargıya taşıyacağını söylüyor.

Üç yerden maaş alarak kurul yasasını çiğnediği gerekçesiyle Başkan Şahin'i istifaya, olmadı TBMM'yi onu görevden almaya çağırmıştı. Şikayet dilekçesiyle resmiyete de dökerek...

Ama kendisine el çektirildi. "Muhalefet etmenin bedeli, tahammülsüzlük, antidemokratik, tehlikeli bir yol açıldı" diyor Bildirici. 

Her görüş ve eleştirisinde haklı bulduğumu, hem üye olup hem iktidarı yıpratmak adına kurumu tefe koymayı  bağdaştırdığımı söyleyemem. Ama bu sonuncusunda hiç de haksız görünmüyor.

RTÜK, sansürsüz olamayacağı gibi dikensiz gül bahçesi de olamaz. Biri varlık sebebi, diğeri ise ölmeden cennete gidilemeyeceği için.

Sayısal çoğunluk gücünü böyle kullanmak, demokrasiyi istismara girmez mi?

Dizi senaryosunda övülse, özendirilse siyaseti kötü gösteriyor, demokrasiyi itibarsızlaştırıyor diye RTÜK'e şikayet edilecek iş, RTÜK'te otosansüre takılmıyor. Hale bak!