• 27.12.2019 00:00

 T24’ten Şirin Payzın’a, tam düşündüğüm şeyi söylemiş: “Kanal İstanbul bir kutuplaştırma projesidir.”

Bakın, Ali Babacan’la bu tespitinde yüzde yüz hemfikirim.

Ama bir de öbür yarısı var. Kutuplaştıran kim ve neden? İşte burada ayrılıyoruz.

Babacan’a göre bu bir gündem değiştirme hamlesi. İhtiyaç  duyanın da iktidar olduğu sonucu çıkıyor söylediklerinden.

Çünkü iktidar, işsizlik gibi can yakıcı gerçek gündemlerin konuşulmasını istemiyor. Onun yerine yapay bir gerilim icat ederek milleti oyalıyor, gündemi meşgul ediyor...

Oysa ben Kanal İstanbul’un iktidardan çok İmamoğlu’na yaradığını düşünüyorum.

Yazmıştım, İBB Başkanı İmamoğlu, tasarlayarak tuzak kursa ancak bu kadar olabilirdi.

Kanal İstanbul üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kutuplaşmayı eğer bilinçli seçtiyse bence başardı.

Değilse, ‘yapamazsınız, yaptırmam’  diye niye damarına basa basa kızıştırsın ki?

Erdoğan’ın bu tahrike gelmemezlik yapmayacağını, ‘çatlasalar da patlasalar da yapacağız’ diye inada bindirmeden durmayacağını çocuğa sorsanız söylerdi.

İnatlaşma, taraftarını ‘CeHaPe Zihniyeti’ne nispet için desteğe çağırma fırsatını ne zaman geri tepti ki Cumhurbaşkanı?

Arayıp bulamayacağı taze bir kutuplaştırma fırsatı altın tepside sunulmuş. Eskileri tüketilmiş artık çalışmazken kim beklerdi bunu kaçırmasını!

İktidar, gündemi değiştirme şansı yakalamanın heyecanıyla üstüne atlamıştır bu kutuplaşma davetinin, Babacan orada haklı olabilir. Ama sahayı seçen bana kalırsa İmamoğlu’ydu.

Nasılsa altından kalkılamıyacak bir maliyet, sonunda zaten yapılamayacak, fiyaskoyla biter, deli gibi para emen bir kara delik açıp yüzlerce milyar lirayı buraya gömme fikrinden kim hoşlanacak, ekonomi zaten sıkıntıdayken vatandaşı bir de bu yükü sineye çekmeye ikna etmek de zor, neden illa gerektiğini anlatamazlar, garanti kazandırır diye  mitili kanala atmış, minderi buraya sermiş olmalı.

Fakat asıl önemlisi, dindar-laik çatışması ya da gardırop kamplaşması gibi kimlik sembolleri üzerinden hep AK Parti’ye kazandıran kutuplaşma kısır döngüsünü kırmayı amaçlamış görünüyor.

İktidar, ‘CeHaPe Zihniyeti’yle ilk kez kalabalıkların cebini bire bir ilgilendiren ekonomik verimlilik, ihtiyaç önceliği, kaynakların doğru ve yerinde kullanımı gibi başlıklarda kıyasıya bir çekişmeye giriyor.

Üstelik inisiyatif İmamoğlu’nda, kendi minderine çekti. Başlatan iktidar olsa bile bilek güreşine çeviren muhalefet...

Öyle ya da böyle, İmamoğlu kutuplaşma tahterevallisini Kanal İstanbul üzerine kurdu mu, kurdu. Ve Erdoğan’ın iddiaya tutuştuğu muhatap olarak karşısına geçip öbür uca kuruldu mu, kuruldu.

Sayesinde, siyasi profili kısa zamanda bir kademe daha ilerledi.  Başkanlıkta 6 ayını doldurmadan, seneyi bile kapatmadan kendisini doğrudan ulusal bir müsabakada karşı takımın lideri konumuna oturtan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ne kadar teşekkür etse az. 23 Haziran’daki seçim zaferi hediyesinden sonra aldığı en kıyak ödül, az jest değil.

Yerli ve milli muhalefet özlemi

Cumhurbaşkanı, CHP’den yana dertli. “Türkiye’de her şeyin yerli ve millisini yaptık, sadece ana muhalefet konusunda bunu başaramadık. İnşallah milletimizle bunu da başaracağız” dedi.

Aldı mı beni bir merak; bu yeni yıl hedefini nasıl gerçekleştirecek?

Bilhassa Cem Uzan gibi “Herkesin saklanacak yer aradığı, Cumhurbaşkanı’nın yalnız bırakıldığı bu günlerde ben milletime ve devletime hizmete hazırım” diyen, AK Parti’den ayrılıp Cumhurbaşkanı’na karşı gelenlerin vatanı nasıl sattığını belgelemeyi teklif eden, MİT’in ihmal ettiği kontrespiyonaj görevini sırtlayarak hainlerin casuslarla ilişkilerini ortaya çıkarmaya talip, devletinden vazife bekleyen, adanmış dava adamı, kahraman emir eri, yerli ve milli muhalefet timsallerinden sonra...

Politikalarını eleştirerek iktidarı dünyaya kötü gösteren, yabancı devletlere koz veren, düşmana çalışan, adeta bir dış tehdit gibi milli güvenlik sorununa dönüşen gayrimilli ve hain muhalefeti beğenmemesini anlıyorum.

Kim olsa beğenmez nankör sadakatsizleri.

Kendi ifadesiyle Cumhurbaşkanı’nın şahsına ve iktidarına kaybettirerek Türkiye’ye kaybettirme peşindeler.

Akılları fikirleri ilk seçimde iktidarı devirmekte. Kafayı bununla bozmuşlar.

Sandık bunun için var, siyasi rekabet böyle bir şey, bunun için mücadele eder muhalefet partileri zannediyorlar.

Oysa iktidar sözcülerinin sık sık hatırlattığı üzere, muhalefet olmak böyle bir şey değil.

İktidarı değiştirmekten başka amacı olmayan muhalefet dünyanın neresinde, hangi demokraside görülmüş?

Cumhurbaşkanı, bir hedefi boşuna koymaz. Fakat nasıl tutturacak?

Şöyle bir tüyo verdi aslında: “Kanal İstanbul’a muhalefetin de destek olmasından memnun oluruz. Ama onlar destek olmayız, parasını da ödemeyiz diyorlar. Bu çocukların kendi aralarında evcilik oynarken edilmeyecek bir sözdür. Bunlar gittikleri yerlerde ülkelerini şikayet edip sakın gelmeyin çağrısı yapacak zihniyetteler. Onun için ihya olmuyor, kendi bataklıklarında çırpınıp duruyorlar. Karşı çıkıyorsanız alternatiflerinizi ortaya koyarsınız. Bizi de ikna edersiniz...”

Başlangıç için iki seçenek sunuyor. Kanal İstanbul’u desteklemek ya da alternatif bir projeye iktidarı ikna etmek!  Bilmem, bu iki imkandan birini değerlendirmeyi düşünürler mi?

Babacan ve kuracağı partiden pek umut yok. Yerli ve milli muhalefet projesi için gelecek vaat etmiyorlar.

Baksanıza, neler söylüyor Babacan.  Osman Kavala herkesin tanıdığı bir isimmiş, ne yaptığı belliymiş. Şahsen tutuksuz yargılamadan yanaymış. Samimi eleştirilere bile tahammül edememek çok yazıkmış. Gezi davasında mağdur olarak yer alması kendi tercihi değilmiş. Şahsi olarak Gezi ile alakalı hiçbir mağduriyeti yokmuş. Her gösteri, her düşünce, her sesini çıkaran düşman değilmiş. İnsanlar her bir araya geldiğinde ‘devleti yıkmak istiyor’ değilmiş. Her farklı düşünene ‘sen hainsin, sen beni devirmeye çalışıyorsun’ denemezmiş,  böyle bir şey yokmuş. Demirtaş da salıverilmeliymiş filan festekiz...

Müşteki ve müdahil olmadıkları halde, Kavala iddianamesine tamamı Gezi mağduru diye yazılan dönemin diğer kabine üyelerini de ayartacak neredeyse. Hepsini, çıkıp kendilerine sorulmadan yazıldıklarını ve iddianameye katılmadıklarını açıklamaya kışkırtıyor.

Davutoğlu da benzer kafada. Al birini vur ötekine...

HDP deseniz, üstü baştan çizik. Ağızlarıyla kuş tutsalar kabul edilmeyecekler kulübe.

Kalıyor CHP ile İYİ Parti. Ama ikisini de tutmuyor gözüm, uğraşsalar bile kendilerini beğendirmeleri çok zor.

Bu muhalefetle, yeni yılda iktidara şimdiden sabr-ı cemil diliyorum.