• 7.01.2020 00:00

  Elif Çakır’la Yıldıray Oğur’a verdiği röportajı dünkü Karar’da okudunuz; İBB Başkanı İmamoğlu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün yalanlamasını yalanladı.

Hatırlayacaksınız; Kanal İstanbul hattındaki arazilerin el değiştirme trafiği izlenemesin diye belediyelerin tapu bilgilerine erişim yetkisinin kaldırıldığı iddia edilmişti.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ise gecikmeli ve alttan alan bir açıklamayla bu haberi yalanlamış, yaptıkları değişiklikle bilakis belediyelerin online kayıt sorgulama yetkilerinin genişletildiğini söylemişti.

Erişimlerine kapatılmadıysa, bir şeyler saklanmak istenmiyorsa Başkan İmamoğlu ne demeye yakınsın, takip imkanının belediyelere tekrar açılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a niye seslensin ki!...

İnanmakta zorlanmış, ‘yalanlama kulağa inanılmayacak kadar medeni ve şeffaf geliyor’ demiştim.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün açıklamasına şüpheyle yaklaşmakta haksız değilmişim.

Ya tapu idaresi ya İBB Başkanı’nın söylediği doğru. İkisi birden doğru olamaz.

Biri bize yalan söylüyor ve kim olduğunu fiilen tespit etmek, deveye hendek atlatmaktan kolay.

Böyle hassas bir konuda kamuoyunu yanıltmak, Kanal İstanbul’da arazi toplayanların kimliğini gizlemekten daha vahim.

Koca kurum, ‘özrü kabahatinden de büyük’ bir duruma nasıl düşürülür? Hadi günü kurtardınız, ya sonra! Er veya geç, gerçek ortaya çıkmayacak mıydı yani, ne bekliyorlardı?

Sözünün güvenilirliğini, inandırıcılığını ve itibarını kurtarmak için kurumun önünde artık iki yol var...

Ya tapu idaresi, belediyelere tanınan online kayıt sorgulama yetkisinin genişletildiğini örnek uygulamayla gözler önüne sermenin bir yolunu bulur.

Ya da tapu bilgilerine pratikte erişim yasağı derhal kaldırılır ve halka, tatminkar bir özür beyan edilir.

Çok basit. Yeni işbirliği protokolünü yürürlüğe sokma töreni mi dersiniz, test sürüşü mü, adına her ne derseniz...

Bir vesileyle kameralar gözetiminde belediye bilgisayarlarından sisteme nasıl girilebildiğini gösterirsiniz.

Yeni modelin nasıl çalıştığını birlikte denemeyi siz teklif edersiniz, bırakırsınız yanaşmazsa İBB yetkilileri yanaşmasın.

Takke düştüğünde kimin kelinin göründüğü belli olur nasılsa, Halep ordaysa arşın burada!

İran’ın istismar ettiği taziye nezaketi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başsağlığı için Cumhurbaşkanı Ruhani’yi aramıştı. İran Cumhurbaşkanlığı görüşmeyi, Erdoğan’ın “Şehit Süleymani’nin yokluğu derinden üzüyor” dediği şeklinde yansıtmıştı.

Ruhani’nin de boş durmayıp buna mukabil Erdoğan’ı, ABD’nin küstahça saldırganlığına birlikte karşı koymaya, ortak bir direniş ve dayanışma cephesi oluşturmaya çağırdığını bildirmişlerdi.

Ankara, ilk beyana düzeltme yaptı. “Erdoğan şehit ifadesini kullanmadı” diye.

Ama “Süleymani’nin yokluğu derinden üzüyor” sözlerine ve Ruhani’nin dayanışma çağrısıyla ilgili kısma bir itiraz duyulmadı.

Bunların söylendiğini, konuşmada geçtiğini anlıyoruz.

İlk günden uyarmıştım, Tahran hiç şaşırtmıyor. Ankara’yı yanında ve Süleymani’yi sahipleniyor gibi göstermek için fırsatı kaçırmadı.

Erdoğan’ın, taziye dileme nezaketi adına sarfettiği “Yokluğu derinden üzüyor” ifadesini bile anında emellerine alet ettiler.

Trump Amerikası da nezaketten anlayacak durumda değil. Sinekten yağ çıkartmaya yarayacak benzer pasları değerlendirmek için aportta bekliyorlar.

“Bir devletin en üst konumundaki bir komutanını öldürürseniz, herhalde bu karşılıksız bırakılmaz diye düşünüyorum” cümlesi mesela!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazar akşamki TV söyleşisinde kurdu bu cümleyi.

Ben, tarafsız gözlemci gibi kenardan, çatışma hattı dışından hakem gözüyle yorum yapma rahatlığına veriyorum. Ama İranlı ve ABD’li tarafların, bunu maç yorumu gibi dinlemeyip kendilerine yontacağı şüphe götürür mü?

İran tarafı; Erdoğan temennide bulunuyor, intikam yeminlerine hak veriyor, karşılıksız bırakmamaya teşvik ediyor gibi görmek ve göstermek isteyecektir.

Amerikan tarafı ise kendilerine karşı düşmanlığı körükleme ve savaş kışkırtıcılığı gibi algılamaya meyledecek...

En zoru, yansızlığı korumaktır. Ondan da zoru ise yanlış anlaşılmaya ve kasten başka anlama çekilmeye müsait sözlerden kaçınmak.

Nezaketin bile insafsızca istismar edilebildiği böyle hassas ortamlarda kelam rüşveti dağıtmak, tehlikeye kapı açmaktır. Muhatapları hoşnut edeyim demeden, ağızdan çıkacak her bir kelimeyi büyük bir özenle seçmek, etraflıca tartarak konuşmak tek çaresi.