• 4.03.2020 00:00
  • (977)

 Bölgedeki TSK gözlem gücü, Rusya ve rejimin hava saldırılarına her uğradığında, bu talep yenilendi.

Üst üste şehit haberleri geldikçe, iktidar Meclis’i acilen bilgilendirmeye çağrıldı.

Ve nihayet, İYİ Parti lideri Akşener’in, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ısrar ettiği ‘kapalı oturum’ dün toplandı.

Fakat o da ne!...

AK Parti bile yerinde bularak toplanması için Meclis Başkanlığına başvurmuşken, kraldan fazla kralcı fanfar bandosu, kapalı oturuma karşı kampanyasını hala sürdürmesin mi!

Kapalı oturumun neden toplanmaması gerektiğine dair, teneke çalarak tutturdukları terane şuydu: Güvenip de Meclis muhalefetine devlet sırrı emanet edilemez!

Verilecek hassas bilgilerin, HDP ve CHP milletvekillerince anında terör örgütü PKK ve işbirlikçisi katil rejime iletilmeyeceğini kim garanti edebilirdi güya.

Dolayısıyla, Meclis’e güvenilemezdi.

Ben de sormuştum; Savunma Bakanı Akar, vurulan askerlerimizin konum ve harekat koordinatlarının düzenli olarak Rusya’yla paylaşıldığını söylemiyor mu?

İktidar sözcüleri, nerede olduklarını bilmedikleri için askerlerimizin hedef olmasını engelleyemedikleri şeklindeki Rus mazeretini her seferinde yalanlamıyor mu?

Ankara, ‘bilmiyorduk’ bahanesini reddedip şiddetle tepki göstermiyor mu? ‘Hayır bilgilendirdik, yine de göz yumdunuz, rejimin bile bile vurmasına izin verdiniz, kabul edilemez’ diye, saat saat bilgilendirme detaylarını açıklamıyor mu? Gazete ve TV’ler yayınlamıyor mu bunları?

Hala neden bahsediyorsunuz yahu siz!

Ruslar dururken YPG ve Esad’ın, Meclis kapalı oturumundan bilgi sızdırmaya ihtiyacı mı var, kimi kandırıyorsunuz!

İdlib’deki askerlerin her hareketi Rusya’yla koordine edilmiyormuş gibi, hala konuşuyorlar.

Kaldı ki, Rus karargahına geçilen anlık koordinat gibi kritik bilgilerin Meclis’le paylaşılması zaten mevzubahis değil. 

YPG ve Esad’ın eline geçmesin diye, Meclis’ten saklayacağınız daha hassas ne malumat olabilir ki!

Türkiye’nin NATO’yla da, ABD’yle de askeri istihbarat alışverişi devam etmiyor mu?

Ne yani, Akşener’le Kılıçdaroğlu’nun Hans’la George’tan daha güvenilmez olduğuna mı inanalım!

Dün hala Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı uyarıyorlardı akılları sıra. Meclis’te paylaşacağı bilgiler düşmana aktarılabilirmiş, görüşme tutanaklarının mühürlenip açıklanmasının 10 yıl yasaklanacağına güvenmemeliymiş, ne diyeceğine dikkat etmeli, boş bulunup ağzından sır kaçırmamalıymış filan festekiz.

Sadece milletin değil, ‘sen anlamazsın’ edasıyla kulağı çekilenin de zekasına hakaret eden bir akıldanelik!

Bu çocukça yaveleri yumurtlayan sivri akıllı sipsipullahlar, hesapta iktidarı muhalefetten koruyorlar.

İktidarı eleştiri ve hesap vermekten korumak uğruna, HDP’yi kullanarak gerekirse topyekün muhalefeti, Meclis’i ve demokrasiyi karalamaktan da çekinmiyorlar. 

Bu uğurda Gazi Meclis’i zan altında bırakmışlar, demokrasiyi itibarsızlaştırmışlar, umurlarında bile değil.

Ne de olsa bildikleri tek ‘iktidara hizmet’ biçimi, haklı haksız demeden ağzını açanın itibarına saldırmak. Söz konusu partizanlıksa gerisi teferruat!

Kimin çığırtkanısınız deyin de bilelim!

'O sözü nasıl manşete çekersiniz, kötü niyetlisiniz’ diye Karar’a fanfin eden cümle fanfanlar, şimdi ne hissediyor acaba?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ertesi gün aynı ifadeyi, Bulgaristan Başbakanı Borisov’la basın toplantısında da tekrarladı.

Şu: “Bunların uluslararası göç hukukuna da saygıları yok. Nasıl olsa Türkiye 9 yıldır bütün bu göçmenleri baktı, besledi, barındırdı. Herhalde diyorlar ki bir 19 sene daha bakar. Kusura bakmasınlar, artık böyle bir süreç yok...”

Duyduklarında yüzlerinin aldığı şekli görmek isterdim.

Neymiş? Demek ki Cumhurbaşkanı, bu düşüncesi bilinsin duyulsun istiyormuş. Öne çıkarılmasın, saklansın, sansürlensin, duymazdan gelinsin değil.

Zaten kazara söyleyip yansımasından rahatsız olsaydı bile, düzeltme görevi gazetelere değil Cumhurbaşkanlığına düşerdi.

Kendi kendine gelin güvey olan ağız kavafları, gördüğünüz üzere boşuna telaş etmişsiniz.

Belli ki Cumhurbaşkanı, eski Ensar-Muhacir söylemiyle uyuşmadığı konusunda sizinle hemfikir değil. ‘Göçmenleri ilanihaye beslemek zorunda değiliz’ sözünün arkasında duruyor. 

Hala söylenmesinde değil de manşet yapılmasında yanlışlık görüyorsanız, kendinizi sorgulayın. İktidar bu çığırtkanlığınızı istemiyorsa, kimin zangoçusunuz siz?