• 12.03.2020 00:00
  • (995)

 İki Burhan Hoca var.

Biri; İranlı uyuşturucu baronu Zindaşti'yi, hakimlere baskı yaparak serbest bıraktırdığı suçlamalarına ateş püskürüyor.

Tanımam dedigi Zindaşti'yle yemek yerken fotoğrafı, vatandaşlık başvurusunda referansı, tahliyesi için arayıp baskı yaptığına dair hakim ifadeleri, en son da telefonla görüşme ve mesajlaşma trafiğini gösteren HTS kayıtları ortaya çıktı.

Yine de yalanlıyor ilişkisini. Günahına girildiğini, yargısız infaza uğradığını, adının haksızca karalandığını, itibarına alçakça saldırıldığını ama masumiyetinin er geç yargıda kanıtlanacağını savunuyor.

Tepkisi, HTS kayıtlarını yayınlayarak suç işlediğini iddia ettiği Cumhuriyet gazetesi ile yargıyı kendisine karşı etkilemekle suçladığı Kılıçdaroğlu'na.

"Cumhuriyet Gazetesi, bu yaptığı alçaklığın bedelini yargı önünde ödeyecek. HTS kayıtlarını açıklamak suç, ifade vermediğim ise külliyen yalan.Yargılama sürerken HTS kayıtlarının açıklanması suçtur. Yalan ve iftiranın adresi olan Cumhuriyet hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Yargıyı rahat bırakın. Cellatlık yapmayın" diye çıkışıp hukuk da öğretiyor...

"Sayın Kılıçdaroğlu, 6 Mart tarihinde ifade vermeye gittim. Grup toplantısında kurduğunuz cümleler doğru değil. Hukuki süreç devam etmektedir. Konuşmalarınızla yargıyı etkilemek istiyorsunuz. Bu sözler bir genel başkana yakışmıyor. Yargı bağımsızlığına olan saygınız bu mu" diye fırça çekip teklemeden ders de veriyor bir Burhan Hoca.

Öteki ise unutkan, aynı hukuki hassasiyetleri hatırlayamıyor. Anayasa profesörlüğü kapısına uğramamış gibi, o damarı hiç depreşmiyor. 

Talkını ele verirken, salkımı kendi yutmakta hiçbir sakınca görmüyor.

Yukarıdaki hukuk isyanının altında şu tivitleri hala duruyor mesela:

"Osman Kavala Henry Barkey ile tam 93 saat 34 dakika telefonla görüşmüş. Bir Türk vatandaşı, bir CIA ajanıyla bu kadar uzun süre ne görüşmüş olabilir?"

"Yabancı unsurların, Kavala davasına üst düzey temsilcileriyle ilgi göstermesinin ne anlama geldiği böylece daha iyi anlaşılıyor olmalı."

"Osman Kavala konusu gizemli! Duruşmasına neredeyse tüm Avrupa Ülkelerinin temsilcilikleri ve ABD tam kadro katıldı. Ayrıca CHP de tam kadro oradaydı. Peki Kavala’nın özelliği ve ayrıcalığı  nereden geliyor? Biri bunu açıklasın. Öyle ya! Öteki yargılananlara neden ilgi yok?"

Gördüğünüz üzere, Burhan Kuzu şiddetle Burhan Kuzu'ya karşı.

Biri yana yakıla neyi savunuyorsa, öbür kişiliği daha hararetle tam tersini!

Hoca’nın hukuku hatırladığı an

Barkey’le telefonları aynı baz istasyonundan sinyal vermiş oysa sadece...

Zindaşti’yle Hoca’nın kendisi arasındaki gibi bir irtibat içeriği tespit edilebilmiş değil. 

Edilse zaten 2 buçuk yıldan beridir allem kallem uzatmalarla beklenmez, iddianamesi yüz kere yazılmış, Kavala bin kere mahkum edilmiş olmaz mıydı?

Bu arada, Hoca’yla şahsi bir meselem yok. Hatta matrak ve eğlenceli de buluyorum, siyasetin gergin ve boğucu havasına renk bile katıyor. 

Ama yargıyla siyaset arasında çilesini çektiğimiz her ne çarpık ilişki varsa, hepsini birden üstünde sergileyen bir örnek vakaya dönüştü. Bu yanıyla ilgileniyorum.

İki Burhan Hoca duruyor karşımızda. Hayır, çift görmüyorsunuz, sorun gözlerinizde değil. 

Sorun, çifte standart mızrağının artık çuvala sığmamasında. Yani karşıtına başka, kendisine başka hukuk uygulayan ikili yaklaşım bozukluğunun saklanamayacak kadar sırıtmasında.

Alengirli, esrarengiz ilişkiler ağının göbeğinde yakalanmış, karanlık filmler çeviriyormuş, kesin suç delillerine ulaşılmış ama mahkemeye bile sunulamıyormuş, aslında çoktan açıklanırmış da bilmediğimiz şeyler varmış, insan hakları savunuculuğu bir casusluk maskesiymiş, hak özgürlük mücadelesi dedikleri bir suç örtbas yalanıymış, bunlar organize işlermiş, Türkiye’ye saldırı örgütlerken düşüneceklermiş, gerçek yüzlerini kamufle ederek adaletten kaçamazlarmış gibi gizemli bir havaya sokarak Kavala ve benzerlerine yapılanı haklılaştıran aynı kişi değilmiş gibi...

Kavala için bir kaşık farazi suda fırtına koparıyor.

Kendisinin somut olgu ve bulgularla bağlantısına gelinceyse bir feryat bir figan...

Süreç devam ederken deliller açıklanmaz, lekelenmeme hakkı var, yargılamanın bitmesini bekleyin, hukuka saygı nerede diye acı acı hatırlıyor, hatırlatıyor.

Ee, kul sıkışmadan Hızır yetişmezmiş...

Bir musibet bin nasihatten yeğdir, o da doğrulandı. 

Bir karış havalandı mı bencil akıl, feleğin sillesini yemeden başa geri gelmiyor.

Ne dersiniz, al birini vur ötekine mi? Bu iki Burhan Kuzu’dan hangisi haklı?

Cezaevinden gelen Grup Yorum duyurusu

Katlanmış bir sayfa beyaz kağıdın kapağına kılıcı, terazisi ve açılan göz bağıyla adalet çizilmiş. İçine de ölüm orucundaki Grup Yorum üyelerini yaşatmaya çağıran satırlar...

Bolu Cezaevi’nden gönderilen, ‘görülmüştür’ mühürlü bir zarftan çıktı. 

“Merhaba; bir haykırış var ülkemde duydunuz mu” sorusuyla başlıyor Musa Kurt.

‘Grup Yorum üyeleri İbrahim Gökçek, Helin Bölek ve Mustafa Koçak’ın 300 güne yaklaşan açlığının haykırışı bu’ diye devam ediyor.

“Adalet istiyorlar, adil yargılanmak istiyorlar, halkın türkülerini özgürce söylemek istiyorlar! Bunun için ölüm orucundalar!...”

Başkalarının adaletten şikayetlerine de duyarlılık göstermeye; seslerini duymaya, duyurmaya ve haklı mı haksız mı olduğuna vakit ayırıp bakmaya hazırdır, o  dersi aldı artık diye, Burhan Hoca’nın da ilgi ve dikkatine sunuyorum.

Haberi olsun, çok geliyor böyle mektup.