• 31.03.2020 00:00

 'Torbacılar, sapıklar çıkacak da gazeteciler, siyasi suçlular içeride mi tutulacak’ demenin riskini ilk günden yazmıştım. İktidar, yanlış anlayabilirdi.

‘O zaman zaten hiç içeride bulunmaması gereken haksız tutuklular başta olmak üzere gazetecileri, siyasi suçluları da tahliye edelim’ denecek yerde, öbürlerini de çıkarmaktan vazgeçilebilirdi.

Gerçi sürekli değişiyor, top gidip geliyor. Fakat dün Abdulkadir Selvi’nin ‘içeri’den bildirdiği son duruma göre, eğilim bu yöne dönmüş görünüyor.

Sunulan ilk taslağa muhalefetten gelen tepkiler bunda etkili olmuş. CHP, uyuşturucu ticaretiyle cinsel istismar suçlarından yatanların infaz indiriminden yararlanmasına şiddetle karşı çıkmıştı. Fikrinden dolayı terör suçlarına sokulanlarınsa muhakkak yararlandırılması gerektiğini savunmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da uyuşturucu suçlarının dahil edilmesini istemiyor, ‘beni ikna edemezisiniz’ diyormuş ta baştan.

Sonuç; paket üzerindeki görüşmelerde,  siyasi denilen suçların kapsama alınmasında iktidarla muhalefetin uzlaşamadığı anlaşılıyor.

Pakette mutlaka olması gerekenlerde anlaşamayınca da, AK Parti’nin olmaması gerekenlerde bir uzlaşma aramaya yöneldiği anlaşılıyor.

İçici ve torbacılar kapsanıp satıcı ve kaçakçı çetesi elebaşları dışarda tutulabilecekken uyuşturucu suçlarını komple paketten çıkarmak gibi...

Kalemle silah, örgütlü suç eylemlerine karışmakla adeta ağız ve amaç birliği yaparak propaganda, yardım ve yataklık birbirinden ayırt edilebilecekken bütün terör ve örgütlü suçları hariç tutmak gibi...

‘Ne uğraşacağım ayıklamakla’ toptancılığından mı, öbürü daha kolaya geldiği için mi, sanmam.

Hukukun siyasete alet edildiği, yargının sopa gibi kullanıldığı, terörle mücadele görüntüsü altında muhalefetle mücadele edildiği eleştirilerine, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen zorlama, boş iddianamelerle içeri atılanları çıkarmaya hiç niyetli olmamakla ilgisi var mı? Belki...

Uyuşturucu suçları ayıklanarak salıverilirse onun hatırına terör ve örgütlü suçları da aynı usulle serbest bırakmak gerekeceğinden...Çıkarılmayacak siyasi suçluların narına, kaçakçılık çetesinin yanında torbacıyla içici de mi yakılacak? Oraya gidiyor süreç...

‘Hangi suçların çıkması gerekir’ yerine, ‘hangilerinin asla çıkmaması gerekir’ üzerinden yürüyormuş çalışmalar.

Öyle olunca da ‘onlar çıkacağına bunlar da çıkmasın, ne o ne bu’ formülünde eşitlik sağlanacak.

Tahliyesi istenenlere bakılmayacak, istenmeyenlere odaklanılacak.

Geldik mi ceza hukuku otoritesi Prof. Adem Sözüer’in uyardığı açmaza!

Tepkilere kafası bozulan iktidarın, makul eleştiri ve uyarılara kulak vereceğine ‘o zaman hiçbiri çıkmasın’ diyerek tartışmalı bütün suçları kapsam dışına atacağı söyleniyor.
Bu da ne cezaevlerini boşaltmaya, ne de toplumu rahatlatmaya hizmet eder. Adaleti saymıyorum bile...

100 bin tutuklu, 200 bin mahkumla cezaevi nüfusunda yaşanan patlamaya, aşırı yoğunlaşamaya çözüm olarak gündeme getirilmişti. Korona salgını da ciddi bir tehdit oluşturduğu için, epeydir beklenen infaz indirimine aciliyet kazandırmıştı.

Torbacıyla içicileri de kattınız mı, içerideki mevcudun 80 bininin uyuşturucu ticareti suçlarından kaynaklandığını hatırlatıyordu Sözüer. Uzun tutukluluğun,  yargı öncesi cezalandırma gibi kullanılmasının meyvelerini de ekleyin bu rakama...

Bir kalemde paketten silinirlerse kapasitesini tepeleme aşmış hapishaneler nasıl boşaltılacak, ağzına dek tıkıştırılan tutuklu ve mahkumlar hastalık tehlikesinden hangi sosyal mesafe aralığıyla korunacak?

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, ağustos 2016’da bir ‘yer açma’ KHK’sı çıkarılmıştı. 180 bin kapasiteli cezaevlerinde adım atacak mesafe yoktu, tıka basa doluydu. O düzenlemeyle yaklaşık 35 bin kişi boşaltılacak, sayı 150 binlere düşürülecekti. 4 yıl sonra iki katına çıktı, 300 bine dayandı, fazlasıyla geri dolduruldu.
Nerede hata yapıldığı sorulmadan nasıl kaçınılacak tekrarından?

‘İçiciler çıkarılacak da gazeteciler bırakılmayacak mı’ tepkisi, korktuğum gibi ters tepti. İçiciler de bırakılmayacak.
Selvi haklıysa, paket kuşa döndürülerek Meclis’e yollanacak. Düzenleme amacına nasıl ulaşacak, artık ne anlamı var öyleyse?
El elde baş başta, ne kaldı ki geriye?

Meğer ‘corona’ ölü müymüş, hadi ya (!)

Hala ‘Covid-19 virüsü’ diye haber cümleleri okuyor musunuz? 

Sadece griple, nezleyle, alerjiyle aralarındaki belirti farklarını gösteren tablolara baksa ‘corona’nın virüsün cinsi, yol açtığı hastalığın adınınsa Covid-19 olduğunu öğrenecekken hem de...
Aylardır yüz göz olduğumuz bulaşıcı hastalığın sadece adı mı yanlış kullanılıyor hala haberlerde, hayır.

Dün bir mecrada ‘Bilim adamlarından şok keşif, koronavirüsün ciğerlere bulaşmadan önce ölü olduğu açıklandı’ diye başlık bile gördüm.

Dünyanın altını üstüne getiren bu illetin künyesini çoktan söküp çıkarmış, külliyatını devirmiş, cemaziyelevveline kadar yalayıp yutmuş olması gerekenlerin hal-i pürmelali.

Nevazilden ingine, dumağıdan zükama, batardan zatürreye, üşütmeden soğuk algınlığına bütün akraba rahatsızlıkların adını bir çırpıda ezbere sayamayacaklar var hala editör masasında.
Bakteri mikroplarının aksine virüslerin sülalece, bütün çeşitleriyle kendi başına cansız varlıklar olduğunu hatmetmemiş, koronavirüs ölü de diğerleri canlı zannedenler bile var aramızda...
Bir tık ötede oysa hepsi, bir tık!

Nasıl bir meraksızlıktır ki korkudan dünyayı tir tir titreten bir düşmanı ciğerine dek bilmekten alıkoyuyor? 

Hem de eve kapandığımız, can sıkıntısından patlıyor olmamız gereken bu ‘meşgalesiz’ inziva günlerinde!...

Merak kediyi öldürebilir ama insanın korkmasına lüzum yok. Aksine; 10 yıl önce İngiltere’de yapılmış bir araştırma çarptı geçen gözüme, meraksızlığa bağlı can sıkıntısının sigara kadar öldürücü olduğu tespit edilmiş. Canının çok sıkıldığını söyleyenler,  diğerlerine göre daha erken gidiyormuş. 2 buçuk kat daha fazla!
Benden söylemesi.