• 12.04.2020 00:00

 Hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olup olmayacağını söylemek için erken. Ama hiç değilse bir konuda şimdiden doğrulandı bu kehanet.

Düşünce ve eleştiri özgürlüğü artık eskisi gibi değil. 

Kanunlar değişmedi ama salgın vesilesiyle uygulama değişti, hukukun kitabı fiiliyatta yeniden yazılıyor.

Yargı reformu paketi 24 Ekim 2019'da yürürlüğe girdiğinde, Adalet Bakanı Gül şöyle demişti: "Sıra uygulamada, reform ancak iyi ve doğru bir şekilde hayata geçirildiğinde hedeflerine ulaşacaktır."

"İktidara eleştiri, dava ve ceza konusu olamaz" demişliği de var Bakan'ın.

E gördük, görüyoruz nasıl uygulandığını da...

Düşünceyi açıklamak suç olmayacaktı mesela.

İçişleri, düzenli güncelliyor rakamları. Son 3 haftada, sosyal medyada 'asılsız ve provokatif paylaşım'dan gözaltına alınanların sayısı 229'a ulaşmış.

Anonsu şöyle: "Provokatif paylaşım yaptığı değerlendirilen 616 şüpheli şahıs tespit edildi. şüphelilerden 229'u yakalanırken, diğerleri ile ilgili adli süreç devam ediyor."

Provokatif olup olmadığı nereden mi çıkarılıyor? Şuradan: 

"İlgili kurum ve görevlilerce gerekli ve yeterli tedbirlerin alınmadığı, konunun halktan saklandığı"nı söylemek, bir.

"Toplumu korku, panik ve endişeye sevk etmek", iki.

"Yetkili ve sorumluları kamuoyu nezdinde hedef gösterme amaçlı provokatif paylaşımlar" yapmak, üç.

Bakanlık, bir de bunların çeşitli terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından yapıldığı sonucuna varmış.

Düşünceyi açıklamak ve iktidara eleştiri, reformdan önce de suç değildi oysa zaten.

Hatta Yargıtay, AYM ve AİHM içtihatlarına göre eleştiri sarsıcı, rahatsız ve şok edici yani provokatif olsa bile ifade özgürlüğüne girerdi.

Anlamayanlar da suç olmadığını kafalarına iyice soksun diye, Terörle Mücadele Kanunu'na bir cümle ilavesiyle açık seçik yazıldı da böyle.

"Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da buna teşvik edecek propaganda yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır” maddesine ek: 
 “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."

Bundan da önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi; örgüt üyeliği, örgüte yardım ve propaganda suçlarında kriterleri değiştirmişti.

'Bilerek ve isteyerek' örgüte yardım kastı kanıtlanamıyorsa 'adeta amaç ve ağız birliği' içinde görünmenin, örgütsel faaliyet ve yardım suçlamasına dayanak sayılamayacağı gibi.

Somut cebir ve şidddet eylemi, zor kullanmaya alenen çağrı yoksa, iki laf sebebiyle darbe girişimi ithamından  ceza verilemez gibi.

Esasen, hepsi mevcut kanunlarda yazıyordu. Yargıtay, bu içtihatlarla yenilik getirmedi, bilineni tekrar bildirdi.

Yine de zihniyeti değiştirmeye yetmedi.

Sıkça başvurulan TCK'nın 216. maddesi mesela, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu. Toplumsal barışı tehlikeye atacak açık, yakın ve gerçek bir tehdit şartına bağlanmıştı. Keyfi yorumlanmasın diye. Ama aranıyor mu hiç o şart?

Hukukun kapsama alanı dışındakiler

Propaganda ve örgüte yardım suçlamalarıyla eleştiri özgürlüğü arasındaki çizgi, yargı reformuyla güya belirginleştirildi.

‘Bana mısın’ demeyen yine demiyor.

Reforma ve değişime ayak direyen o kafa, şimdi de koronavirüs salgınını fırsata çeviriyor.

Aradaki örgütsel bağı ve suça kasten, bile isteye iştiraki maddi delille ispatlayacaktınız. ‘Yağma yok’ diyordu Yargıtay.

“Filan kişi de iktidarı eleştiriyor, falanca terör örgütü de, tesadüf mü” gibi dahiyane akıl yürütmeler, aralarında adeta örgütsel bir bağ, sanki bir amaç  ve ağız birliği olduğu suçlamasını ispata yetmezdi.

İktidarla ilgili benzer his ve fikirlere sahip, hatta aynı şeyleri düşünüyor, söylüyor olmak, örgütlü faaliyete girmez, suça ortak da yapmazdı.

Kişinin, suç işlemek için örgütlenildiğini bilerek eyleme katılması, isteyerek kasten yardımda bulunması gerekirdi.

‘Adeta amaç ve ağız birliği’ içinde göründüğü iddiası, örgütsel faaliyet ve yardım suçlamasına dayanak oluşturamazdı yani.

Var mı takan! 

Kanunlar, korona vesilesiyle fiilen yeniden yorumlanıyor. Meclis’teki korona affı bile, bu fiili yorumlarla terör ve örgüt suçlarına sokulanları kapsamıyor.

“İnfazda ilke; iyi hal, tehlikelilik ve topluma kazanmadır” diyor ceza hukuku hocaları.

Oysa...

Düzenleme yasalaşırsa, kasten öldürmekten suçu yeni kesinleşen mahkum, 3 yıl erken çıkacak. Ama kazayla ölüme sebebiyet vermekten tutuklu yargılaması süren şüpheli, içeride kalacak. 

Belki de suçsuz bulunacak, ceza almayacak sonunda, sadece şüpheli ve zaten tutuksuz yargılanması gerekirken haksız yere tutuklu. Korona affından yararlanamıyor. Çünkü adı, infaz

indirimi, cezası kesinleşen hükümlüleri kapsıyor.

Tutuksuz yargılamayı esas alan  yargı reformundan da yararlandırılmadıkları için cezaevinde kalan tutuklulara, ev izni de yok.

İçerde yer yok diye, silahlı çatışmaya karışan şüphelilerin bile tutuksuz yargılanmak üzere adliye kapısından çevrildiği söyleniyor.

Ama provokatif paylaşım yaptıysanız, şiddete çağırmamış ya da bulaşmamış olmanız sizi kurtarmaz, hepinize yer var, geri göndermiyorlar. 

Tecavüzcüyü, uyuşturucu tacirini, katili, gaspçıyı, hırsızı uğursuzu eve gönderecek düzenleme, sizi dışarda tutuyor.

Hukukun kapsama alanı dışındakiler arasında bir kategori daha var:

Muhalefet milletvekillerine, belediye başkanlarına yönelikse, isterseniz terör örgütlerine Ankara’yı İstanbul’u teslim etmeye çalıştıklarını, darbe planladıklarını, daha çok insan ölsün de iktidar yıpransın diye katliam tezgahladıklarını uydurun. Hatta dilerseniz bunu ekranda söyleyin, gazetede yazın...

Kamu yetkililerini hedef gösteren, kurumlara güveni sarsan ve halkı panikleten ‘asılsız ve provokatif paylaşım’ suçundan polis kapınızı çalmaz, size ilişen olmaz. Fiili hukukun kapsama alanı dışında kalırsınız, aranan numaranıza ulaşılamaz bile.

Buna da kısaca, üstünlerin hukuku değil de hukukun üstünlüğü diyoruz. Yarasın.

Bunlar daha iyi günlerimiz mi?

Washington Post “Ekonomi serbest düşüşte” manşeti atıp, koronayla mücadelenin kötü yönetildiğini yazabilir. 

Guardian gazetesi, bakımevlerinde koronadan ölen bin kişinin resmi kayıtlara geçmediğini yekten başlığa çekebilir. 

Sakın özenmeyin; bırakın tiviti, manşet bile atsanız İçişleri dayanmıyor oralarda kapınıza.

ABD’de, İngiltere’de sizi tutuklatmak için kendini paralayan bir medya karteli ve onun örgütlü tetikçileri de bulunmaz. 

“İktidar uyuyor mu, devletimiz çok merhametli, Türkiye’de olsa devleti yalancı çıkaranın gözyaşına bakmazlar,  o sunucu niye hala konuşturuluyor, bu gazeteci nasıl yazdırılıyor, tek tabanca kalmış filan ekran neden karartılmaz, kenarda köşede duran falan gazete niçin kapatılmaz, devletin resmi açıklamalarına güveni sarsanlar susturulmayacak mı, susturmak da yetmez niye cezalandırılmıyorlar” diye organize kampanya açan çeteleri mi var?

Ayağını denk almayanlara devlet ağzıyla gözdağı veren ‘asılsız ve provokatif’ paylaşımlar, altın çağını yaşıyor bizde. Özgürlüğün tadını onlar çıkaradursun, hedefe oturttuklarını sırada neyin beklediğini Allah bilir.