• 18.06.2020 00:00

  Resmen kapatılmamış bir partiyi fiilen kapatmak, medyaya mı düşer? 

Cumhurbaşkanlığı bütçesinden bu yıl HDP’ye 50 milyon Hazine yardımı yapılacak. Kanun emri.

YSK, demokratik yarışa katılmasında bir sakınca görmüyor. “Seçebilirsin, hakkındır, istersen oyunu verebilirsin” deniyor. Seçmenin önüne meşru seçenek olarak konuyor. 

YSK onayıyla sandıkta vatandaşa sunuluyor ama ekrandan izleyiciye sunulamıyor. Öyle mi?

Seçime sokuluyor, Meclis’e sokuluyor ama ekrana sokulamıyor, yanından bile geçirilemiyor.

HDP’nin terör örgütüyle arasına yeterince mesafe koyamamasında nasıl bir çarpıklık varsa bunda da var.

Eleştirilmeyi hak ediyor mu, fazlasıyla ediyor. PKK’ya ve terör eylemlerine açık tavır almaya zorlanmalı mı, zorlanmalı. 

Türkiye partisine dönüşmesi için HDP’yi sıkıştırana terör destekçileri dışında kim laf eder? Dağdakilerle bağını koparması için bastıranı kim ayıplayabilir?

Habertürk ekran yüzlerinin HDP’den beklentileri, haksız ve yanlış değil. Ama ekran ambargosu uygulama hakkı verir mi?

Medyanın da terörle mücadelenin de doğasına ters. Kendi amaçlarına bile hizmet etmiyor. Demokrasinin derinleşmesine, teröre galip gelmesine ise hiç yardım etmiyor.

Dağdaki terör şeflerinin istediği tam da bu değil mi?

HDP’nin 6-7 milyon seçmeniyle dışlanması, kriminalize edilmesi, illegal gösterilmesi, demokratik siyaset alanının daraltılması, hatta imkansızlaştırılması mı Kandil’i sevindirir? Legal alana daha çok çekilmesi, demokratik mücadele kanallarının ısrarla açık tutulması mı?

Sivili askeriyle devlet aklı, 40 yıllık deneyimden dersler çıkarmıştı. Terörle savaş, salt askeri yöntemlerle, şahinlikle kazanılamazdı. Sosyoekonomik ve siyasi tedbirlerle bataklık kurutulmalıydı. MGK kararlarına da yansımıştı.

Çünkü terör yasaklardan korkmaz, bilakis yasakçılığı istismar ederek taban tutmaya oynardı. Özgürlük ortamıysa terörün düşmanıydı. Altından halıyı, toplumsal desteği çekmek gerekirdi. 

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, 24 Nisan 2016’da Hürriyet’ten Çınar Oskay’a şöyle dememiş miydi:

“Terörün kökünü kazırım filan, bunlar hamaset. Sıfırlamak, terörle mücadelenin kitabında yok, marjinalize edeceksiniz. Ben birilerini etkisiz hale getiriyorken, o gün örgüte 100 kişi katılıyorsa, bu fasit dairedir. Örgütün silahlı gücü beş-altı bin kişidir. Biz 30 bin kişiyi etkisiz hale getirmişiz. Yani beş kere örgütü bitirmişim. Ama gene var. Ee kardeşim, katılımı önlemiyorsun!..”

Açmaz buydu. 

Dağa çıkışları kesecek, kısırdöngüyü kıracak şey de, Mehmet Ağar’ın deyişiyle düz ovada siyasete teşvik etmekti.

Dağdakiler, sivil siyaset güçlensin, demokratik yollarla kazanıldığı görülsün, varlıkları anlamsızlaşsın ister mi? 

Kayyum atamalarına, ‘’İstismar fırsatı doğdu, yaşasın” havalarında, sevinçten zil takıp oynamıyorlar mı?

HDP’nin kendilerine doğru itilmesi Kandil’dekilerin elini zayıflatmaz, ekmeklerine yağ sürerdi. 

Demokrasiden rahatsız olurdu onlar. Eksikliğini, yokluğunu varlıklarına tehdit görmezlerdi.

Serbestlik ortamında nefes dahi alamazdı terör.

Acı tecrübelerle, bedel ödeyerek öğrenmişti Türkiye. Şimdi niye bu geri gidiş?

Varlığı terörle mücadeleye aykırı görülmüyor ama HDP, terörle mücadeleye destek adına ekrana çıkarılmıyor.

Devlet legal parti olarak tanıyacak ama medya, yasal parti değilmiş, hatta yokmuş gibi davranacak. 

Ne değişti?

Kitap suç aleti oldu yine

12 Eylül olmuş, sıkıyönetim var. ‘Mahalleye bir cemse asker geliyor’ haberiyle birlikte bizim evi bir telaş alırdı. Kitaplar ne olacak, ya aramada bulurlarsa!

Kitabın silahtan daha tehlikeli sayılabileceğini, çocukluk hatıralarımdan biliyorum. 

Bizimkilerin, sakıncalı addedilen kitapları bahçeye gömerek sakladıklarını hatırlarım hala. Kara ütopya masalı değil, distopya filmi değil. Aynıyla vaki.

Silah, mühimmat bulundurmak kadar korkutucuydu.

Dün gördüğüm bir haberin fotoğrafı, o günlere geri götürdü.

Mersin’de bir FETÖ operasyonunda, dini kitaplar ele geçirilmiş. Suç materyali olarak sergileniyor...

Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsir, İslam Fıkıh Ansiklopedisi ve Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte gibi temel kaynaklar da var.

Yasadışı örgütsel döküman muamelesi çekilmiş. Yargıtay’ın, delil sayılamayacağına dair içtihatlarına rağmen...

12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın karanlık günlerini, geçmişin kötü hatıralarını canlandırmaktan başka neye yarar bu kitap fobisi? 

FETÖ’ye mi, FETÖ’yle mücadeleye mi zarar verir?

Neler oluyor!