•  

 Baş imam seçildi sanıyor kendini. Müftülük filan zannediyor bulunduğu makamı.

Cumhurbaşkanlığıyla din ulemalığını öyle karıştırmış ki, fetva vermekle kararname çıkarmak arasındaki farkı ayırt edemiyor. 

Aymazı bıraksanız, camide minbere fırlayıp hutbe de okuyacak, mikrofonu kapıp vaaz da verecek. Cumhurbaşkanı seçildiğini unutup müezzinden bile rol çalacak.

Baksanıza söylediklerine. “Cumhuriyetin ortağı olması için İslam’ın yapılandırılması gerekir” bile diyor.

Sözüm ona, dini yasadışı faaliyetlerine alet eden oluşumlarla mücadele edecek. İnanç sömürüsünün önüne geçecek. İslam’ı, şiddet ideolojilerinin istismarından kurtaracak. Kötüye kullanılmasının önüne geçecek...

Boyuna posuna, yetki ve uzmanlık alanına aldırmadan allamelik taslıyor, din üzerinde ahkam kesiyor.

Ondaki bilgiçlik, ‘benim’ diyen din bilgininde yok.

İslam’ın ‘aydınlatılma’ya ihtiyacı varmış. Bunu da yasal düzenlemeyle halledecek çokbilmiş.

Dinin nasıl yorumlanıp nasıl yaşanabileceğine karar verme yetkisi kendi tekelinde, devleti yöneten siyasetçide zannediyor.

Suçla mücadele edeceğine, inanç özgürlüğüyle mücadeleye kalkıştığının farkında dahi değil.

Bir resmi din anlayışı tanımlayıp Müslümanlara dayatmaya kalkışıyor. Laik devlet, vatandaşlarının neye, nasıl inanacağına karışabilirmiş...Din diyanet işleri, devlet başkanından sorulurmuş gibi.

Zevzekliği cüretkar. Çizmeyi aşıp aşmadığını anlayacak şuurdan da yoksun. 

Ancak din tacirleriyle hokkabazlarında rastlanabilecek bir hal.

Dışişleri Bakanlığımız, kendine getirmek için uyardı gerçi. Ama ‘şarlatan şeyh’ mi dersiniz, ‘sahte imam’ mı; umutsuz bir vaka. ‘Sarhoş ayılır da cahil ayılmaz’ malum.

“Ayrılıkçılıkla Mücadele” konulu yasa tasarısı, aralıkta Bakanlar Kuruluna sunulacakmış. “Aydınlanmış bir İslam” oluşturmakmış amacı. Ona kaldı ya...

Dışişlerimiz, “Haddine mi” tepkisi gösterdi. Müslümanlara ayrımcılığı körükleyeceği, İslam düşmanlığını kışkırtacağı ve sunulan amaca ters sonuçlar üreteceği konusunda da eleştiriler getirdi.

Sağlam bir ‘laik devlet’ savunusuydu.

Şu cümlenin altına hangi laiklik yanlısı imza atmaz:

“Herkesin inançlarını yaşarken alacağı din hizmetini ve benimsediği dini anlayışını devletlerin yasalarla belirleme hakkı yoktur.”

“Dini siyaseten kullanan diktalarda, despotik ‘molla rejimleri’nde olur böyle zalimlik” denmediği kalmış bir.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a ‘laik devlet nasıl olur’ dersi, daha iyi verilemezdi.

Bravo Dışişleri! Hiç değilse doğrusunun ne olduğunu bildiğimizi, bize yutturamayacağını anlamıştır.

 

‘Üstünlerin hukuku’ geride kaldı mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cuma günü AK Parti Konya İl Başkanlığının etkinliğinde konuştu.

“Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun yürürlükte olduğu dönemler artık geride kalmıştır” dedi.

“Güçlünün haklı olmadığı, haklının güçlü olduğu bir düzen” kurma özlemini, eskiden beri dile getirirdi.

O vaadin, artık gerçekleştiğini ilan ediyordu.

O sırada Yargıtay, vicdanlara sığmayan Soma davası kararını bozmuştu.

6 yıl önce 2014’te, 301 madenci hayatını kaybetti. Yargılama yıllara yayıldı. Davaya bakan asıl hakim değiştirildi. Tutuklu sanıklar, ‘basit taksirle ölüme neden olma’ suçundan ceza aldıkları için tahliyeye hazırlanıyordu.

Neyse ki Yargıtay bozdu. Dört sanığın ‘301 kez olası kastla adam öldürmek’ten mahkûm edilmesi gerektiğine hükmetti.

Adaletsizliğin kısmen Yargıtay’dan döndüğü haberlerine gönderme sanmıştım sözlerini.

Cumhurbaşkanı, artık yapanın yanına kar kalmadığını, hesabının sorulduğunu, adaletin ağır aksak da olsa yerine vardığını söylüyordu.

Fakat devamını okuyunca, 6 yıl önceki Kobani olayları nedeniyle HDP’lilere tutuklamadan bahsettiğini anladım.

Daha geçen yıl HDP’lilerin seçime girmesi serbestti. Fakat kazanmaları hukuken sakıncalı çıktı. Sandıkta aldıkları 65 belediyeden ellerinde, kayyum atanmamış 6 belde kaldı.

Önceki yıl seçilenlerden 7 HDP’linin daha milletvekilliği de düşürüldü düşürülecek.

Bu arada YSK, koronanın parti kongrelerini etkilemediğine ama baro kongrelerini etkileyebileceğine karar verdi. Hıfzısıhha Kurul kararı ve İçişleri genelgesiyle, istenmeyen baroların seçimleri ertelendi. Takvimleri kanunla belirlendiği halde.

“Anayasa’ya aykırı” deniyor...

Gelin görün ki; 10 bireysel başvurudan 9’unda hak ihlali bulan, kararlarını iktidara beğendiremeyen Anayasa Mahkemesi de topun ağzında.

Güçlü mü haklı, haklı mı güçlü şimdi; siz deyin.