• 1.02.2020 00:00
  • (406)

  Sevda Noyan, bir yayında, komşularını fişlediğini ve öldürülecekler listesi yaptığını dışavurmuştu. 

Bu akıl almaz pervasızlığa karşı RTÜK ve savcılığı yerinden kımıldatmak, epey zaman almıştı. 

Oysa CHP milletvekili Ali Mahir Başarır, bir yayında, Tank Palet Fabrikasının Katar ortaklığına devrini kastederek "Devletin ordusu Katar'a satıldı" deyince yer yerinden oynadı.  

Başarır aynı yayında, kendisini yanlış ifade ettiğini belirterek o sözleri geri aldığı halde... 

Hafta sonudur, tatil günüdür demeden RTÜK inceleme başlattı. Savcılık soruşturma açtı. Cumhurbaşkanlığı, AK Parti ve Milli Savunma Bakanlığı, hesap sorulacağı açıklamalarıyla tepki gösterdi.

Noyan'la ilgili utanma belasına, yasak savma kabilinden başlatılan dava zamana yayılmıştı. 

Fakat geçmiş örnekler gösteriyor ki CHP'li Başarır'la ilgili soruşturma, göstermelik kalmayacak. 

Yargının, muhalefete ve iktidar taraftarlarına ayrı standartlar uygulamasının ilk ve tek örneği de değil bunlar. 

Muhalefet iktidara ağır laf ettiğinde, hakaret suçu içerdiğine hükmediliyor.  

İktidar, benzer ifadeleri muhalefete  karşı kullandığındaysa eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü. 

İktidardan gelenler ne kadar kışkırtıcı, rahatsız ve şok edici olursa olsun...AİHM ve AYM içtihatlarına göre, muhalefetin katlanması gereken düşünce açıklaması sayılıyor. 

AK Parti ve hükümet sözcüleri CHP'li Başarır'ı zaten kınadı. Yerden yere de vurdular. Hak ettiğini düşündükleri en ağır cevabı verdiler. Hatta her zamanki kolaycılıkla gayrimilli bile ilan ettiler. Ve milleti temsil onuruna layık olmadığını da eklediler. 

Milletten kimin milli olup olmadığına karar verme yetkisi, iktidarın elindeymiş gibi... 

Milleti temsil onuruna kimin layık olup olmadığına da sandıkta millet değil, iktidar sözcüleri karar verirmiş gibi... 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son Ombudsmanlar Konferansı'nda övünerek anlatmıştı. 'Eleştirilemez, sorgulanamaz devlet' anlayışını, yaptıkları reformlarla bitirdiklerini duyurmuştu. 

Haklıydı. AK Parti bu iddialarla yola çıkmıştı. 'Önce devlet' anlayışına karşı, 'önce insan' diyerek iktidara gelmişti. 

İnsanı yaşatacaktı ki devlet yaşasın. 

Vatandaşın hak ve özgürlüklerini, devletin müdahalelerinden koruyacaktı. Devlete karşı bireyi üstte tutacak ve savunacaktı. 

Şimdi ise Başarır'a, ağzının payını siyaseten vermekle yetinmeyip yargıya da havale ediyorlar. 301. maddeye sokup, hükümeti ve devletin ordusunu aşağılamakla suçluyorlar. 

Devlete karşı insanı kutsamayı vaat etmişlerdi. 

Ama geldikleri noktada, artık bireye karşı devleti ve kurumlarını kutsuyorlar. Devleti yaşatmak için insanı feda etmenin gerekliliğine dair vaazlar veriyorlar. 

İmamoğlu'nun Kanal İstanbul'a karşı çıktığı afişler bile, 'devlet projesine karşı çıkıyor' diye soruşturma geçiriyor. 

AK Parti'nin seçim projesine karşı çıkmak, devlete karşı çıkma muamelesi görüyor. 

Devleti geçici bir dönem yönetmek için seçilen iktidar, kendisini devletle bir tutuyor artık. 

İktidara laf ettiğinizde, devlete laf etmiş oluyorsunuz.  

Eleştirilemez, sorgulanamaz devlet anlayışını bitirmişlerdi güya. 

Fakat iktidarın eleştirilemeyeceği, sorgulanamayacağı bir düzene getirdiler ülkeyi. 

AK Parti'nin kendisini inkarı olmuyor mu?  

Neredesin ey basiret! 

Demokrasinin utanç davası
 

Ana muhalefet lideri, Ankara Çubuk’ta linç girişimine uğramıştı. Failler ortadaydı.  

Olay yerindeki Savunma Bakanı Akar’la Emniyet Genel Müdürü Uzunkaya, Kılıçdaroğlu’nun ölümden döndüğünü, sağ çıkarmak için çırpındıklarını söylemişti. Yani canını zor kurtarmıştı. 

Yargının çarkları süratle işledi. Kavgada komşusunu darp eden şarkıcı Halil Sezai örneğindeki gibi.  

Sezai tutuklu yargılandı. Komşusuna suç bulunmadı. Süreç bir buçuk ayda tamamlandı. Sezai ilk duruşmada ceza aldı ve ancak ondan sonra tahliye edilebildi. 

Kılıçdaroğlu’na yumruk atan saldırgan Osman Sarıgün de gözaltına alındı. Ama tutuksuz yargılama esas olduğu için alınmasıyla bırakılması bir oldu. 

‘Osman Amca’ları, AK Parti üyesiydi. İhraç istemiyle derhal disipline sevk edildi. İl Başkanı Hakan Özcan, “Yığitlerimizi yedirmeyiz” diyerek ne kadar ciddi olduklarını anında gösterdi. 

Yedirmeme kampanyası açıldı hemen. Eline kelepçe takılmasının, disipline sevk edilmesinin vicdanları yaraladığını söyleyen AK Partililer arka çıktı. 

Sahiplendiler, milli kahraman ilan ettiler. 

Cumhurbaşkanlığından yapılan sert bir açıklamada, Kılıçdaroğlu suçu kendinde aramaya çağrıldı. Niye saldırtmıştı üstüne, ne etmişti de saldırganları kızdırmış, haklı öfkelerini çekmiş, kendine vurdurtmuştu?  

Provokasyona gelenler masumdu, toz kondurulmuyordu. Provokasyona getirmenin sorumluluğu da saldırının hedefi ve mağduru Kılıçdaroğlu’na yıkılıyordu. 

İktidar, hukuktan yana net tavır almıştı anlayacağınız.  

İşte bu ortamda ilk duruşma, büyük bir hızla tam 20 ay sonra dün yapıldı. 

Ne skandalı, yaşasın adalet (!)