• 12.12.2020 00:00

 tayyip.jpg

Bir süredir Google’a dikte ediyorum yazılarımı. Söyleyerek yazdırmanın kolaylıklarından yararlanıyorum. Ne ki bazı şeyleri Google’a anlatmak bile zor... 

Ben “reform treni” dedim, Google “Japon treninin ne kalktığı belli ne kalkmadığı” diye anladı mesela. 

İlla karıştıracaktıysa niye Çin treniyle karıştırmadı, anlamadım. 

Halkalı’dan törenle Çin’e kadırılan tren, Maltepe’den geri dönmüştü. Halkalı’ya uğrayıp yola tekrar koyulduğu şeklinde açıklanmıştı. 

Reform treni nerelerde kaldı, AB’ye doğru yola çıkmıştı, kalktığı istasyona geri mi döndü, yoksa şöyle bir uğrayıp tekrar yola mı koyulacak? Belli değil, akıbeti gizemini koruyor. 

Fakat Google, Çin treniyle reform treni arasındaki alakayı bir türlü kuramadı. Bak hala reform yerine Japon treni yazıyor, ne benzerliği varsa! 

Leb demeden leblebiyi anlayacak kıvama gelmesi için Google’ın daha 40 fırın ekmek yemesi lazım. 

Yine de katiplik hizmetlerinden memnunum. 

Çünkü, denemeler sırasında benim aklıma gelmeyen bazı şeyleri de o hatırlatıyor. 

Özhan Eren'in yazıp bestelediği, Orhan Hakalmaz'ın meşhur ettiği "Kara tren" türküsü gibi şeyler.

Google, “Kara tren gecikir belki hiç gelmez” türküsünün, reform bekleyenlerin hislerini karşılayabileceğini düşündü nedense. 

Hatta bir Sivas türküsünün de konuya uygun düşeceğini kestirebildi. Hani şu “Ey sevdiğim senden şikayetim var, ne sevdiğin belli ne sevmediğin oy oy” diye yakınılan... 

Reform treninin ne kalktığı belli ne kalkmadığı...Hüseyni türküleri ayrı sevdiğim de eklenince bunu çağrıştırmış olmalı Google’a. 

Yarı allame hali ve biraz beni, biraz iktidarı tanımanın avantajıyla bile gönlümü kazanmanın bir yolunu buldu yapay zeka. 

Google bulur da Obama, Biden, Merkel Macron bu kafa karışıklığı içinde yollarını bulamaz mı? 

Trump giderayak, S-400’ler yüzünden Türkiye’ye karşı hazırlanan yaptırım paketini, kaldırdığı askıdan indirdi... 

AB ise kararı mart zirvesine erteledi, yaptırım tehdidini askıda tutmaya devam ediyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Trump’a sitem, yeni başkan Biden’a saygı, Biden’ın arkasındaki eski başkan Obama’ya sevgi ve dostluk, Merkel gibi sağduyulu AB liderlerine de teşekkür mesajları yolladı. 

Cunhurbaşkanı birden, evine kadar gelmiş Biden’la tanıştığı geçmiş günlerin hatırını, dünyadaki 5 önemli dosttan biri obama’yla gül gibi geçinip gittiği zamanları, Merkel’in hayranlık uyandıran sağduyusunu, AB ile birbirimiz için ne kadar vazgeçilmez olduğumuzu ve Trump’ın yaptırımları imzalamasının NATO ortağı Türkiye’ye nasıl bir saygısızlık olduğunu hatırlatmaya başladı. 

Ayrıca ikidir, siyasette çatışma olmayacağını, Biden’ın hakkındaki ağır sözlerine bu yüzden cevap dahi vermediğini, siyasiler arasında bazı şeylere asla tevessül edilmeyeceğini, diplomaside her soruna görüşülerek çözüm bulunacağını, kimseyle konuşarak halledilmeyecek bir ihtilafımız olmadığını, kanalları bundan sonra da hep açık tutacağımızı vurguluyor. 

Fakat... 

AB bizi nasıl da hiç ırgalamadığını, Obama ise arkasından nasıl saydırdığımızı hatırlamayacak mı? 

‘Dostum Trump’, daha dün tarafımızdan yere göğe sığdırılamadığını, Putin’le birlikte dünyadaki en mert iki yakından biri olarak gösterildiğini hafızasından silmiş midir? 

Biden, Ankara’nın kendisi hakkındaki gerçek kanaatinin farkında olmayabilir mi? 

Merkel ile Macron, kendilerine karşı kullanılan dili tamamen unutmuş mudur? Söylenmedik ne bırakılmıştı?

İktidar ne söylüyor Google ne yazıyor! 

Üstelik Cumhurbaşkanı, şu eski taahhüdünü de yineliyor bugünlerde: 

“Demokrasiyi, hak ve özgürlükleri birileri istedi diye değil, kendi halkımız buna layık olduğu için savunuyor ve hayata geçiriyoruz.”  

Demek ki demokrasi ve hukuk reformları, AB ve ABD ile pazarlıklardan bağımsız ilerleyecek. 

Brüksel’de, Washington’da umulanı vermedi, yaptırımları durdurmadı diye tren, kalktığı istasyona geri çark ettirilmeyecek yani. 

Osman Kavala, 2018’de cezaevinden bana bir mektup göndermişti. Dış güçlere jest ve taviz olarak serbest bırakılmaktansa hiç bırakılmamayı tercih edeceğini söylüyordu. 

Adalet Bakanı Gül de yargı kararıyla kesinleşmeden kimsenin suçlu, casus, terörist ilan edilemeyeceğini ve yargıya yön verilemeyeceğini tekrarlayıp duruyor. 

Madem öyle, işte fırsat! 

Hans ne der, George ne yapar diye bakmadan...Kavala, Demirtaş, KHK’lılar gibi adil yargılama ve eşit muamele  bekleyen herkes için hukuk hemen şimdi işletilsin. 

Reforma bile gerek yok. Mevcut kanunlara devlet yöneticileri kendileri uysun yeter. 

Reform treni böyle oyalanır, gecikir, ileri geri takılmaya devam ederse Osman Yüksel Serdengeçti’nin şiirindeki gibi anlamsızlaşacak. “Gelsen de bir gelmesen de” eşiğine yaklaşıyoruz. 

Fazla naz aşık usandırır.  

Gerçi türkülerde kulağa hoş gelebilir: 

“Ey sevdiğim sana şikayetim var/Ne sevdiğin belli ne sevmediğin/Hayınsın oy oy, zalımsın oy oy...Eski Günler hayalimden gitmiyor/Dün dediğin bugünkünü tutmuyor oy oy...” 

Ya da şu sözler: 

“Gözüm yolda gönlüm darda/Ya kendin gel ya da haber yolla/Duyarım yazmışsın iki satır mektup/Vermişsin trene halimi unutup/Kara tren gecikir belki hiç gelmez/Dağlarda salınır da derdimi bilmez/Dumanın savurur halimi görmez...” 

Fakat bizim siyasetteki kadar gelgitle zikzak; en deli dolu, en tutarsız, en alacalı aşklarda bile çekilmez. 

Yaz Google, yaz arzuhalimi iktidara böyle! Hadi Selda Bağcan söylesin, orijinalini biliyorsunuz.